çelişki ile cümle
çelişki kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Yine çelişkili bir sonuç çıkar.Kemudian ada sebuah hal kontroversial lainnya lagi.
J.-C. (İspanyolca) ^ Bu Sezar'ın kitabında bulunan çelişkili bilgilerden biridir.MIN Cepogo, merupakan salah satu Madrasah ibtidaiyah negeri yang ada di Jl.
Quintillus'un saltanatı ile ilgili birkaç kayıt çelişkilidir.Một vài tài liệu về Triều đại của Quintillus khá mâu thuẫn.
Sonuç, çelişkili bir durum: Almanlar Leningrad'a kuzeyden ilerleyemedi."Kết quả của sự từ chối này là quân Đức không thể tiến đến Leningrad từ phía Bắc..."
Şimdi bu durumdaki çelişkisini anlayamıyorum."Chúng tôi đã không thấu đáo về vấn đề này."
Bu bir çelişkidir.Đây là một mâu thuẫn.
Bir çelişki elde etmemiz lazım.Suy ra mâu thuẫn.
Yine çelişkili bir sonuç çıkar.Tuy nhiên, kết luận này còn chứa đầy mâu thuẫn.
Sami, yaşlı adama nasıl davranacağına karar vermeke çelişkiler içinde kalır.Nhưng Sam cương quyết đồng hành cùng cậu chủ của mình.
Yine antik kaynaklarda ölüm nedeniyle ilgili olarak çelişkili bilgiler vardır.Có sự mâu thuẫn giữa các nguồn về thương vong.
Kendisine uzak duran babası ile olan ilişkisi sürekli çelişkiliydi.彼女と何かを口論していた父は、明らかに苛立った感じだった。
Quintillus'un saltanatı ile ilgili birkaç kayıt çelişkilidir.クィンティッルスの帝位の記録は矛盾に満ちている。
Bir çelişki elde etmemiz lazım.こうして矛盾に至る。
Bununla beraber, ailesinin çelişkilerinin etkisiyle yetişti.親族にも迷惑ばかりかけていました。
Çelişkilerin çözümlenmesi için özel bir çaba gösterilmelidir”.そして「戦うことでは解決し得ない問題を、戦うことで解決しなくてはならない」という矛盾した戦いを強いられることとなる。
Ancak her ikisininde annesinin aynı olması bir çelişkidir.二人とも顔立ちはどちらかというと母親似である。
Ama bütün toplumların yapılarında, kendi aralarında çatışan çelişkiler mutlaka vardır.相手がいればいかなる種族(同じスラードでも)にも喧嘩をふっかける。
Ayrıca Türkiye ile iyi siyasi ve ekonomik ilişkiler kurmak bir çelişki değil.このほかにもトルコに対して障害となる経済や政治に関する多くの争点がある。
Politik düşünceleri ve eylemleri pek çok çelişkiler içerir.お互いの考え方や姿勢が衝突を起こすことが多い。
Hadis ihtilafı, çelişkili hadisleri ele alır.論争や喧嘩に発展する様相をフレーム(Flame、炎)と呼ぶ。
Ölümü hakkındaki anlatımlar çelişkilidir.彼の死については矛盾した意見がある。
Bu iki durum arasında bir çelişki bulunmamaktadır.この2つは必ずしも矛盾しない。
Sami, yaşlı adama nasıl davranacağına karar vermeke çelişkiler içinde kalır.そしてエラリーは、老人がどうやって資金を得たのかを即答する。
İşte bu mevzu, kendi içerisinde bir çelişki barındırmaktadır.此依喻顯婬事時量差別而說如前已辯。
Ama bu çelişkidir ve bu yüzden p(z0) = 0 olmalıdır.于是得出矛盾,所以p(z0) = 0。
Rubin inançlı bir Yahudidir ve bilim ile din arasında bir çelişki görmez.魯賓是一位嚴謹的猶太教徒,她認為科學與宗教並不存在衝突。
Bir çelişki elde etmemiz lazım.導致了矛盾。
Şimdi bu durumdaki çelişkisini anlayamıyorum."不過,我並不了解當時的訊息」。
Bu da çelişkiye yol açar ve Varsayım (X) olarak söylediklerimizin doğru olmadığını gösterir.以上矛盾证明了 假设 (X) 不能成立。
Ayrıca, iki farklı yöntemle yapılan kimyasal zenginlik ölçümlerinde çok büyük çelişkiler ortaya çıkmıştır.此外,通過兩種方法測量的化學物質豐度的結果出現重大差異,其原因目前仍不能肯定。
Bu bir çelişkidir.所以,这是一个矛盾。
Politik kariyeri çelişkilerle doluydu.抵壘政策是充滿矛盾的。
Yine çelişkili bir sonuç çıkar.于是得出矛盾结论。
Hatta derin çelişkiler dahi taşıyabilirler.另外,亦可能形成逆斷層。
Düşünce ve fikirleri zaman zaman değişime uğradı ve çelişki gösterdi.她们的反应以某种方式来展示其分歧和矛盾。
Bundan sonra gelişenler hakkında çeşitli ve birbiriyle çelişkili anlatımlar vardır.이 후 다양한 출판물과 저서들이 나오고 있는 추세다.
Sonuç, çelişkili bir durum: Almanlar Leningrad'a kuzeyden ilerleyemedi."독일군은 북부에서 레닌그라드로 접근할 수 없다..."
Baştan beri mevcut olan kendilerine ait aralarında olan davaları ve çelişkileri çözdüler.이후 시작된 멤버들간의 불화와 논쟁에서 벗어나 보고자 하는 마음도 들어있었다.
Sami, yaşlı adama nasıl davranacağına karar vermeke çelişkiler içinde kalır.칼라는 그녀의 친구들에게 어떻게 살아야 하는지를 계속해서 설교하는 경향이 있다.
Kentin kontrolünün hangi tarafta olduğu konusunda çelişkili haberler yayıldı.도시가 어느쪽에 속하는 건지에 대해서 사람들의 의견의 차이가 있다.
Bir çelişki elde etmemiz lazım.갈등을 벌이는 것을 지적하였다.
Ölümü hakkındaki anlatımlar çelişkilidir.그의 죽음에 대해선 의문점이 있다.
Sonuç, çelişkili bir durum: Almanlar Leningrad'a kuzeyden ilerleyemedi."התוצאה הייתה סיטואציה פרדוקסלית: הגרמנים לא יכלו לפנות ללנינגרד מצפון...".
Slager çelişkili polis raporu ardından cinayetle suçlandı.סלאגר מואשם בהמשך ברצח לאחר שעלו סתירות בין הדיווח של השוטר לבין העדות המצולמת.
Bu bir çelişkidir.זהו סכסוך מזוין.
Şimdi bu durumdaki çelişkisini anlayamıyorum."אנחנו לא מסכימים כלל למצב זה."
Bununla beraber, ailesinin çelişkilerinin etkisiyle yetişti.והרי מולו עומדים נכונים לקרב קרובי משפחתו.
Bu durumun Amerikalı izleyiciler tarafından fark edilmesi ise birçok çelişkinin doğmasına yol açmıştır.בהערכה כיצד ומתי אוכלסו האמריקות קיימות נקודות מחלוקת רבות.
Bu iki durum arasında bir çelişki bulunmamaktadır.Той не вижда противоречие между тези две позиции.
Ölümü hakkındaki anlatımlar çelişkilidir.Обстоятелствата около смъртта му са спорни.
Nedensel çelişkiler yoluyla takyonların tespit problemi bilimsel olarak çözüldü.Проблемът в засичането на тахионите чрез причинно-следствени противоречия се изучава научно.
Yabancılaşma terimi, çeşitli ve bazen çelişkili anlamlarla çağlar boyunca kullanılmıştır.Съществуват различни и понякога противоречиви дефиниции на термина.
Ayrıca, karakterin ahlâki bakış açısı da çelişkiler içerir.В етиката отношението към света като зло също води до противоречиви позиции.
Bu bakımdan bu uygulamanın kullanılması çelişkili ve tutarsız bir hâl almaya başladı.Нещо повече: самото това равенство започва да изглежда подозрително и дори нежелано.
Constanze Manziarly'nin ölümü hakkında bilgiler çelişkilidir.Данните за живота на Константин Манасий са твърде оскъдни.
Diğerleri için kaynaklar karmaşık ve birbirleri ile çelişkili "bilgiler" vermektedirler.Ostali stupnjevi Nepoznat broj odlikovanih, a među poznatijima su:.
Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı.Ovaj govor doveo je do još jačeg ostracizma od strane francuskih ljevičarskih intelektualaca.
Rudolf Hess'in ölümüne ilişkin çeşitli çelişkiler vardır.O smrti kontraadmirala Vukovića postoje različiti iskazi.
Bu bakımdan bu uygulamanın kullanılması çelişkili ve tutarsız bir hâl almaya başladı.Međutim, to postaje problem, kada se novac troši nenamjenski i neučinkovito.
Politik kariyeri çelişkilerle doluydu.Jeho vláda bola plná protirečivých skutočností.