Çantamı trendeki baş üstü rafında bıraktım.I left my bag on the overhead rack in the train.
Cumartesi günü benimle bir oyunun canlı performansını görmek ister misin?Would you like to see a live performance of a play with me Saturday?
Bir kedi dokuz canlıdır.A cat has nine lives.
Bir kedinin dokuz canı vardır.A cat has nine lives.
Kedi canlı bir fare ile oynuyordu.The cat was playing with a live mouse.
Müzede hiç canlı hayvan yok.There are no live animals in the museum.
Onu, kolunun altında evrak çantası ile gelirken gördüm.I saw him coming with his briefcase under his arm.
Onun bir canavar gördüğü doğrudur.It's true that he saw a monster.
Onun görünmesi partiyi canlandırdı.His appearance animated the party.
O göründüğünde parti canlandı.His appearance animated the party.
Onun dün yakaladığı balık hâlâ canlı.The fish he caught yesterday is still alive.
O beni aldatmaya çalıştığında canım ona vurmak istedi.I felt like hitting him when he tried to cheat me.
Onun canlı olmasında eğer hiç varsa biraz umut var.There is little, if any, hope of his being alive.
Onu görmeye can atıyorum.I'm looking forward to seeing him.
Onun için iyi bir haberim olduğunu ona söylediğimde o can kulağıyla dinledi.When I told him I had some good news for him, he was all ears.
Ona çantamı taşıttım.I had him carry my bag.
Onun çantası ağır hasar gördü.His bag was badly damaged.
Çantası burada, demek ki okula gitmiş olamaz.His bag is right here, so he cannot have gone to school yet.
Onun sözü can evinden vurdu.His remark hit home.
Mektubu benim canımı sıkıyor.His letter makes me uneasy.
Onun konuşması canımızı sıktı.His speech turned us off.
O tenise can atıyor.He is enthusiastic about tennis.
O canlı bir izlenim bırakmıştı.He made a vivid impression.
O, her zaman bana karşı cana yakındır.He is always friendly to me.
O, çantasının fermuarını açtı.He zipped open his bag.
O, çantasının fermuarını kapadı.He zipped his bag shut.
O bir çanta ile yürüyordu.He went about with a bag.
O Bow çanlarının sesiyle birlikte doğdu.He was born within the sound of the Bow bells.
Yurtdışına gitmek için can atıyor.He is aching to go abroad.
O çantayı taşımak zorunda kaldı.He had to carry the bag.
Çanta yapmak için büyük bir parça kâğıt kullandı.He used a big piece of paper to make the bag.
O, ona can atıyor.He is looking forward to it.
O çok cana yakın birisi bu yüzden onunla çalışmaktan keyif alıyorum.He is very friendly, so I enjoy working with him.
O, çantasını masaya koydu.He laid his bag on the table.
O hâlâ çok canlıdır.He is still very much alive.
O sorularla benim canımı sıkıyor.He annoys me with questions.
O, elma dolu bir çanta taşıdı.He carried a bag full of apples.
Çantaya bir etiket iliştirdi.He attached a label to the bag.
Parayla canı ne isterse yapabilir.He can do whatever he likes with the money.
Ülkesi için canından vazgeçti.He gave up his life for his country.
O evi için hâlâ can atıyor.He is still aching for his home.
Çantayı taşımam için bana yardımcı oldu.He helped me to carry the bag.
O benim can dostumdu.He was my dear friend.
Canımı sıkmak için hataları kasıtlı olarak yaptı.He made mistakes on purpose to annoy me.
Arabasının anahtarı için çantasını aradı.He searched his bag for his car key.
O cana yakın görünüyor.He seems to be friendly.
Onun arkadaş canlısı bir doğası var.He has a friendly nature.
Onun çok canlı bir hayal gücü var.He has a very vivid imagination.
O, sırtında bir çanta taşır.He carries a bag on his back.
O, oltaya canlı yem taktı.He put live bait on a hook.
Çalınan çantasını bulmak ona sürpriz oldu.He was surprised to find his stolen bag.
O, can havliyle koştu.He ran for his life.
O benim çantamı soydu.He robbed me of my bag.
O, canı istediğinde beni görmeye geldi.He came to see me any time he felt like it.
Kitabı çantasına sıkıştırdı.He stuck the book in his bag.
Kendi canını tehlikeye atarak çocuğu kurtardı.He saved the child at the risk of his own life.
O bencilliğin canlı örneği.He is the personification of selfishness.
Onların çantaları kapıda güvenlik görevlileri tarafından kontrol edildi.Their bags were checked by security guards at the gate.
Onlar bir ayıyı canlı yakaladılar.They caught a bear alive.
Artık onların canı oynamak istemiyordu.They didn't feel like playing any more.