Canlı müziği sevebileceğim yerel bir jazz kulübüne gitmek istiyorum.I like to go to a local jazz club where I can enjoy live music.
Ben yeni bir çanta satın aldım.I bought a new bag.
Canlı bir ıstakoz yemek istemiyorum.I don't want to eat a live lobster.
Canlı bir balinayı asla görmedim.I've never seen a live whale.
Canım kaçmak istedi.I felt like running away.
Ondan haber almaya can atıyorum.I am looking forward to hearing from him.
Soğuk bir içecek için can atıyorum.I'm dying for a cold drink.
Ben canım sevgilimi ararım.I call my sweetheart darling.
Seni ve aileni görmeye can atıyorum.We are looking forward to seeing you and your family.
Ona çantamızı taşıttık.We got him to carry our bag.
Gelecek hafta yürüyüşe çıkmaya can atıyorum.We are looking forward to going on a hike next week.
Öğrenciler yaklaşan geziye can atıyor.The pupils are looking forward to the upcoming excursion.
Bitkiler iyi bir yağmurdan sonra canlanacak.The plants will revive after a good rain.
Onun canı bazen Japon tarzı yemek yemek istiyor.He sometimes feels like eating Japanese-style food.
Önümüzdeki pazar seni görmeye can atıyorum.I'm looking forward to seeing you next Sunday.
Hiçbir şey bir resimden daha canlı değildir.Nothing is more vivid than a picture.
Genç adam onun çantasını soydu.The young man robbed her of her bag.
Sana yardım edeyim. Çantan ağır gözüküyor.Let me help you. Your bag looks very heavy.
Canım suşi yemek istemiyor.I don't feel like eating sushi.
Küçük çocuklar genellikle ejderhalar ve diğer canavarlar hakkında kitapları sever.Small children often like books about dragons and other monsters.
Kız şeylerle tam doldurulmuş bir plastik çanta taşıyordu.The girl was carrying a plastic bag stuffed full of things.
Çocuk annesinin çantasından para çaldı.The boy stole money from his mother's handbag.
Canım şaka yapmak istemiyor.I don't feel like joking.
Canım yemek istemiyor.I don't feel like eating.
İster inan ister inanma, mağaradan bir canavar çıktı.Believe it or not, a monster emerged from the cave.
Canım taze meyve istiyor.I have a craving for fresh fruit.
Canım biraz temiz hava almak istiyor.I feel like getting some fresh air.
Eğer su olmasa canlılar yaşayamaz.If it were not for water, no living things could live.
Bir kez canlı bir balina gördüm.I have once seen a live whale.
Tüm canlılar bir gün ölür.All living things die some day.
Ben canlı hissediyorum.I feel alive.
Sadece öğrenci değil fakat öğretmeni de tatile can atıyor.Not only the student but their teacher is looking forward to holiday.
Bebek annesinin sütüne can atar.A baby craves its mother's milk.
Biletimi alırken çantama göz kulak ol.Keep an eye on my suitcase while I buy my ticket.
Bilet alacağım sırada çantama göz kulak ol.Keep an eye on my bag while I buy a ticket.
Ben bir bilet alırken çantama dikkat et.Keep an eye on my bag while I buy a ticket.
Ben biletimi alırken çantama dikkat et.Keep an eye on my suitcase while I get my ticket.
Geçen hafta yakaladığım yılan balığı hâlâ canlı.The eel I caught last week is still alive.
Onların hepsini büyük bir çantaya koyar mısın?Could you put all of them in a large bag?
Büyükbabam 90 yaşında ve çok canlı.My grandfather is 90 years old and very lively.
Köylülerin çevrede yaptığı tartışma oldukça canlıydı.The discussion the villagers had on the environment was quite lively.
Bekletildiğim zaman canım sıkılır.I get annoyed when I am kept waiting.
Çantada biraz para var.There is a little money in the bag.
Çantanın içini dışına çıkar.Turn your bag inside out.
Çantanı ters çevir.Turn your bag inside out.
Tayfun birçok cana mâl oldu.The typhoon claimed many lives.
Canım biriyle konuşmak istedi.I felt like talking to someone.
Birisi çantamı çaldı.Somebody swiped my bag.
Canım kimseyle konuşmak istemiyor.I don't feel like talking with anyone.
Herkes yeni kıza karşı cana yakındı.Everyone was friendly to the new girl.
Doğum günüme can atıyorum.I look forward to my birthday.
O, sınır muhafızını görünce can havliyle kaçtı.He ran for his life at the sight of the border guard.
Gölette birçok canlı balık gördük.We saw a lot of live fish in the pond.
Geç kaldığı için canım onu azarlamak istemedi.I didn't feel like scolding her for being late.
Çinliler cana yakın bir millettir.The Chinese are a friendly people.
Kahvaltıdan önce bir yürüyüş canlandırıcıdır.A walk before breakfast is refreshing.
Naomi çantasını bir elinden diğerine aldı.Naomi shifted her bag from one hand to the other.
Çantanızı sizin için erkek kardeşime taşıtacağım.I will get my brother to carry your bag for you.
Hırsız, kadının çantasını çaldı.The thief made off with the woman's handbag.
Güzel bir gün ve canım balığa gitmek istiyor.It's fine day and I feel like going fishing.