Habere göre, can kaybı yoktu.Reportedly, there were no casualties.
Buradaki çoğu insan oldukça arkadaş canlısı.Most people here are pretty friendly.
O bütün gün canımı sıkmaktan başka bir şey yapmaz.She does nothing but annoy me all day long.
Şu anda canım televizyon seyretmek istemiyor.Now I don't feel like watching television.
Buradaki insanlar gerçekten arkadaş canlısı.The people here are really friendly.
Tom kitaplarını sırt çantasına tıkıştırdı.Tom shoved his books into his backpack.
Çantanızı taşıyayım.Let me carry your bag.
Tom çantasını kaptı ve gitti.Tom grabbed his bag and left.
Ne yazık ki, Tom bir can yeleği giymiyordu.Unfortunately, Tom wasn't wearing a life jacket.
Başka can kaybı bildirilmedi.No other casualties were reported.
Mary çantasını kaybetti.Mary lost her purse.
"Piknikte canlı müzik olacak." "Ne tür müzik?""There will be live music at the picnic." "What kind of music?"
Mary el çantasını kaybetti.Mary lost her handbag.
Bu, Tom'un çantası.This is Tom's bag.
O canlandırıcı bir yürüyüş yaptı.He took an exhilarating walk.
Nehir kenarı boyunca canlandırıcı bir yürüyüş yaptı.He took an exhilarating walk along the riverside.
O nehir kıyısı boyunca canlandırıcı bir yürüyüş yaptı.He took a vitalizing walk along the riverside.
Tom ağır bir sırt çantası taşıyordu.Tom was carrying a heavy backpack.
Çantayı çamaşır makinesinde yıkamayın.Do not machine wash the bag.
Mary bir çanta taşımaz.Mary doesn't carry a purse.
Bunu sırt çantana koy.Put this in your backpack.
Tom onu çantada keklik gördüğü zaman Mary bundan hoşlanmıyor.Mary doesn't like it when Tom takes her for granted.
Tom sırt çantasını açtı.Tom opened his backpack.
Tom Mary'nin çantalarını taşımasına yardım etti.Tom helped Mary carry her bags.
Tom fermuarını çekerek çantasını kapattı.Tom zipped his bag shut.
Tom sırt çantasından bir kitap çıkardı ve okumaya başladı.Tom took a book out of his knapsack and started reading.
Tom kitabı evrak çantasına koydu.Tom put the book in his briefcase.
Tom çantayı çitin üzerinden attı.Tom threw the bag over the fence.
Tom Mary'ye bir can kurtaran yeleği fırlattı.Tom threw Mary a life preserver.
O, ailesini görmek için can atıyor.She yearns for her family.
Sadece canımız dans etmek istemiyor.We just don't feel like dancing.
O dans etmek için can atıyor.She's itching to dance.
Hızlı bir mola ve bir aperatiften sonra o yeniden canlanmış hissetti.After a quick break and a snack he felt revitalized.
Canım yemek pişirmek istemiyor.I don't feel like cooking.
Bugün canım yemek pişirmek istemiyor.I don't feel like cooking today.
O bir canavar.He is a monster.
Onların hepsi canavar.They are all monsters.
O bir canavar değil, seni temin ederim.He is no monster, I assure you.
Bu gece canım yemek pişirmek istemiyor.I don't feel like cooking tonight.
Canım bunu daha fazla yapmak istemiyor.I don't feel like doing this anymore.
Tom cangılda kendini evde hissediyor.Tom feels at home in the jungle.
Tom çok cana yakındı.Tom was very forthcoming.
Bunun can sıkıcı olacağını biliyordum.I knew it would be painful.
Canım partiye gitmek istemiyor.I don't feel like going to the party.
Çantamda biletlerim var.I have the tickets in my bag.
Su soğuktu ama canlandırıcıydı.The water was cold but invigorating.
Güzel İngiliz mutfağını yeniden keşfetmek için can atıyorum.I'm dying to rediscover fine British cuisine.
Vay canına, bu ne sürpriz!Wow, what a surprise!
Harcanan para ekonomiyi canlandırıyor.Spending money stimulates the economy.
Hayallerini canlı tutuyorlar.They're keeping their dream alive.
Hiçbiri can yeleği giymiyordu.Neither was wearing a lifejacket.
Umarım bundan canlı kurtuluruz.I hope we get out of this alive.
Çantamı almayı düşünmedim.I didn't think to grab my purse.
Tom niye kendi canına kıysın ki?Why would Tom take his own life?
Tom, Mary'nin el çantasında bir silah buldu.Tom found a gun in Mary's purse.
Pazartesiler canlı gösteri geceleridir.Mondays are open mike nights.
Hayal gücümü canlandırdı.It stimulated my imagination.
O zamanı canlı olarak hatırlıyorum.I remember that time vividly.
İşler daha canlı görünüyor.Things are looking brighter.
Tom'un biraz canı sıkkındı.Tom was a little disgruntled.