Tom'un canı arkadaşlarla içmek için gerçekten dışarı çıkmak istemiyor.Tom didn't really feel like going out drinking with the guys.
Tom'un canı gerçekten John ve Mary ile birlikte kampa gitmek istemiyor.Tom didn't really feel like going camping with John and Mary.
Tom'un canı gerçekten Mary ile satranç oynamak istemiyor.Tom didn't really feel like playing chess with Mary.
Çantamı gördün mü?Have you seen my purse?
Bir fincan kahve için can atıyorum.I'm dying to have a cup of coffee.
Tuvalete gitmek için can atıyorum.I'm dying to go to the toilet.
Onunla tanışmaya can atıyorum.I'm dying to meet her.
Canım bir içki istiyor. Hiç biran var mı?I feel like drinking. Got any beer?
Onlar için tehlike çanları ağır ağır çalmaktadır.The bells of danger toll for them.
Evrak çantamı kaybettim.I have lost my briefcase.
Canım bir yürüyüş istiyor. Birlikte gelmek ister misin?I feel like a walk. Wanna come along?
Canım bir pizza istiyor.I feel like a pizza.
Ben çantalarımı kontrol ettim.I checked my bags.
Bu filmde onların her ikisi de kötü çete liderleri canlandıracak.In this film they both portray notorious gang leaders.
Uydu fırlatma canlı olarak yayınlandı.The satellite launch was broadcast live.
Tom'un çantaya koyduğu neydi?What was it that Tom put into the bag?
Tom çantaya ne koydu?What did Tom put into the bag?
Sarhoş bir TV sunucusu, canlı yayın esnasında istifra etti.A drunk TV presenter vomited during a live broadcast.
Benim çanta her zaman tıka basa dolu.My bag's always packed.
Tom eve servis yemeği çantalarıyla gitti.Tom walked in with bags of take-out food.
Tom cana yakın görünüyor.Tom seems approachable.
Tom bir evrak çantası taşıyor.Tom is carrying a briefcase.
Tom'a canlı ihtiyacım var.I need Tom alive.
Ben bu kadar canlı hissetmemiştim.I've never felt so alive.
Tom seni canlı yiyecek.Tom will eat you alive.
Bugün canlandırıcıydı.Today has been exhilarating.
Tom sırt çantasına bazı gerekli şeyleri doldurdu.Tom packed some essentials into his knapsack.
Can sıkıyorsun.You're getting to be a pain.
Tom'un cansız bedeni su üzerinde yüzüyordu.Tom's lifeless body floated on the water.
Tüm bunlar Tom'un canına tak etti.Tom has had enough of all this.
Onlar can kulağı ile dinliyor.They are all ears.
Çantalarımızı henüz hazırlamayalım.Let's not pack our bags just yet.
Benim senin canını yakmayacağımı düşünme.Don't think I won't hurt you.
Tom candan gülümsedi.Tom smiled amiably.
Tom evrak çantasını aldı mı?Did Tom get the briefcase?
Tom hakkında canını sıkan şey tam olarak ne?What exactly bothered you about Tom?
Canın konsere gitmek istiyor mu?Do you feel like going to a concert?
O, canını sıkıyor mu?Is that bothering you?
Burada hiç kimse canını sıkmayacak.No one will bother you here.
Evrak çantamdan bir şey çıkarmam gerekiyor.I need to get something out of my briefcase.
Çantada bir delik var.There's a hole in the bag.
Kibarlığın aşırıya kaçması can sıkıcı.Excess of politeness is annoying.
Bu öğleden sonra canım tenis oynamak istemiyor.I don't feel like playing tennis this afternoon.
Henüz çantana bir şey koymadın.You haven't put anything in your suitcase yet.
Tom canı istediği zaman geri gelecek.Tom will come back when he feels like it.
Tom canı istediği zaman sana söyleyecek.Tom will tell you when he feels like it.
Bereket versin ki, hiçbir can kaybı olmadı.Fortunately, no lives were lost.
Sadece canını sıkmadığımı umuyorum.I just hope I didn't bore you.
Şimdi canım dışarı çıkmak istemiyor.I don't feel like going out now.
Tom Mary kadar arkadaş canlısı görünmüyordu.Tom didn't look as friendly as Mary.
Çantanı hazırladın mı?Have you packed your bag?
Bu öğleden sonra canın tenis oynamak istiyor mu?Do you feel like playing tennis this afternoon?
Çantalarımı nereye koymalıyım?Where should I put my bags?
Çantalarımı nereye koyabilirim?Where can I put my bags?
Çantalarımı nereye koyarım?Where do I put my bags?
Bu kimin golf çantası?Whose golf bag is this?
Senin için ne çeşit bir evrak çantası almamı istersin?What kind of briefcase do you want me to buy for you?
Islak şemsiyenizi bu çantaya koyun.Put your wet umbrella in this bag.
Canım dışarı çıkmak istiyor.I feel like going outside.
Çantamı almayı unuttum.I forgot to take my bag.