Ana içeriğe geç
Sözlük

çan ile cümle

çan kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Çantaları hazırla. Boston'a geri dönüyoruz.Pack up the bags. We're going back to Boston.
Buradan canlı çıkarsak, sana istediğin bir şeyi alacağım.If we get out of here alive, I'll buy you anything you want.
Bana sırt çantasını ver.Give me the backpack.
Tom, Mary'ye onun çantasını verdi.Tom gave Mary her bag.
Bu gece canın dışarı çıkmak isterse beni ara.Give me a buzz if you feel like going out tonight.
Bunu denemek için can atıyorum.I'd be willing to give it a try.
Tom çantasından bir sandviç çıkardı ve onu yemeye başladı.Tom took a sandwich out of the bag and started eating it.
Sivrisinekler burada gerçekten kötü. Canlı canlı yeniliyorum.The mosquitoes are really bad here. I'm getting eaten alive.
Canını sıkan bu mu?Is that what's eating you?
Eşyanı sırt çantana koy.Put your stuff in your backpack.
Çantanı bagaja koy.Put your bag in the trunk.
Parayı çantaya koy.Put the money in the bag.
Tom sırt çantasını taktı.Tom put on his backpack.
Tom çantasını masanın altına koydu.Tom put his bag under the table.
Tom penseyi alet çantasına geri koydu.Tom put the pliers back into the toolbox.
Tom, ilk yardım çantasını bulduğu yere geri koydu.Tom put the first aid kit back where he found it.
Tom kitabı çantasına koydu.Tom put the book in his bag.
Tom spor çantasını cipin arkasına koydu.Tom put his duffel bag in the back of the jeep.
Tom sırt çantasını arabanın arka koltuğuna bıraktı.Tom put his backpack on the back seat of the car.
Tom evrak çantasını masasının arkasına koydu.Tom put his briefcase behind his desk.
Tom yerel bir yüzme havuzunda bir cankurtaran.Tom is a lifeguard at the local swimming pool.
Tom yaz boyunca bir cankurtaran olarak çalıştı.Tom worked as a lifeguard during the summer.
Çantamda bir tane daha var.There's another one in my bag.
Tom'un söylediği Mary'nin canını sıktı.What Tom said bothered Mary.
Tom siyah bir spor çantası taşıyarak sokaktan aşağıya doğru yürüyordu.Tom walked down the street carrying a black gym bag.
Tom önemli evraklarını kahverengi bir deri çantada tutar.Tom keeps his important papers in a brown leather case.
Tom, Mary'ye küçük kahverengi bir çanta verdi.Tom handed Mary a small brown bag.
Tom, Mary'ye kahverengi bir çanta verdi.Tom handed Mary a brown bag.
Doktor siyah bir çanta taşıyarak içeri geldi.The doctor came in carrying a black bag.
Canım sıkılıyordu.I was feeling blue.
Cankurtaranlar kırmızı ışıklarda durmak zorunda değiller ama genellikle yavaşlarlar.Ambulances don't have to stop at red lights, but they usually slow down.
Tom can sıkıcı.Tom is annoying.
Tom o düştüğü zaman canı acıdı.Tom got hurt when he fell down.
Aslında canım konuşmak istiyor.Actually, I feel like talking.
Tom candan güldü.Tom laughed wholeheartedly.
Tom cansiperane güldü.Tom laughed wholeheartedly.
Video oyunları hayatımı mahvetti, en azından benim hala iki canım var.Video games ruined my life, at least I still have two lives left.
Tom beslenme çantasını açtı.Tom opened his lunch box.
O, Tom'un beslenme çantası mı?Is that Tom's lunch box?
Tom'a canımı sıkmaktan vazgeçmesini söyledim.I told Tom to quit bothering me.
Neyin canını sıktığını bana söyleyebilir misin?Could you tell me what's bothering you?
Bana eski alet çantanı kime verdiğini söyle.Tell me who you gave your old toolbox to.
Tom bir şeyin Mary'nin canını sıktığını söyleyebilir.Tom could tell something was bothering Mary.
Tom Harvard'a kabul edildiğini birine söylemek için can atıyordu.Tom has been dying to tell someone about being accepted into Harvard.
Çalışma günü monotonluğunu kırmak için Tom öğle vakti koşusuna can atıyor.Tom looks forward to his lunchtime run, to break up the monotony of his working day.
Cannes'e gitmeden önce mayolar aldık.Before going to Cannes, we bought bathing suits.
Biz buradan kilise çanını duyuyoruz.We hear the church bell from here.
Deri bir evrak çantası arıyorum.I am looking for a leather briefcase.
O, şikayetleri ile her zaman benim canımı sıkıyor.He is always annoying me with his complaints.
Bu gece canım sinemaya gitmek istemiyor.I don't feel like going to the movies tonight.
Tüm çantalar havaalanında incelenmiştir.All the bags are examined at the airport.
O hep şikayetleri ile benim canımı sıkar.She is always annoying me with her complaints.
Onlar canlı köpekler.They're lively dogs.
Komşular çok gürültü yapıyorlar - onlar canımı sıkmaya başlıyorlar.The neighbours are making too much noise – they're starting to annoy me!
O filmi izlemeye gerçekten can atıyorum.I'm really looking forward to seeing that film.
O, çantasının içine baktı mı?Did she look in her bag?
Bu can atılacak bir şey.That's something to look forward to.
Canım dışarı yürüyüşe çıkmak istemiyor.I don't feel like going out for a walk.
Canavar canlı, uyanık ve aç.The beast is alive, awake and hungry.
Ölü bir kahraman olmaktansa canlı bir korkak olmak daha iyidir.Better a live coward than a dead hero.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod