Tom, Mary'ye evrak çantasındaki parayı gösterdi.Tom showed Mary the money he had in his briefcase.
Tom çantasını aldı ve odadan çıktı.Tom picked up his bag and walked out of the room.
Tom çantasını aldı ve kapıya doğru yöneldi.Tom picked up his bag and headed for the door.
Tom çantayı bir makasla açtı.Tom opened up the bag with a pair of scissors.
Tom seninle tanışmaya can atıyor.Tom has been looking forward to meeting you.
Tom'un bavulunda ne olduğunu bilmeye can atıyorum.I'm dying to know what's in Tom's suitcase.
Tom'la tanışmaya gerçekten can atıyorum.I'm really looking forward to meeting Tom.
Ben de seni görmeye can atıyorum.I'm looking forward to seeing you as well.
Tom yaklaşan yolculuğu için çantasını topladı.Tom packed his bag for his upcoming trip.
Tom Mary'ye çantasında ne olduğunu sordu.Tom asked Mary what was in her suitcase.
Bugün canım okula gitmek istemiyor.I don't feel like going to school today.
Tom çantasından bir kitap çıkardı.Tom took a book out of his briefcase.
Tom çantayı bir bıçakla açtı.Tom opened up the bag with a knife.
Evrak çantamı almak için geri gidiyorum.I'm going back to get my briefcase.
Tom evrak çantasını kapattı ve gitti.Tom closed his briefcase and left.
Sadece arkadaş canlısı olmaya çalışıyordum.I was just trying to be friendly.
Canım çok gülmek istemiyor.I don't feel much like laughing.
Tom çantasını tezgahın üzerine koydu.Tom put his bag on the counter.
Tom çantasını aldı ve gitti.Tom picked up his bag and left.
Arabadan çantamı çıkaracağım.I'll get my bag out of the car.
Tom bir silindir spor çanta taşıyordu.Tom was carrying a duffel bag.
Buna can atıyordum.I was looking forward to this.
Kaç tane can kurtaran sandalı var?How many lifeboats are there?
Mary çantasıyla Tom'a vurdu.Mary hit Tom with her purse.
Tom'un çantası kapının yanında.Tom's bag is near the door.
Tom son derece arkadaş canlısıdır.Tom is extremely friendly.
Tom çantasını açtı.Tom opened his briefcase.
Tom Mary'ye çantasını uzattı.Tom handed Mary her bag.
Tom'un çantaları tıka basa dolu.Tom's bags are packed.
Senin canını yakacağım.I'm going to hurt you.
Tom'la tanışmak için can atıyorum.I'm dying to meet Tom.
Çantalarınız hazırlandı mı?Are your bags packed?
Çantaların paketlendi mi?Are your bags packed?
Çantalarınızı alayım.I'll grab your bags.
Çantandaki ne?What's in your bag?
Çantanızdaki nedir?What's in your bag?
Çantanda ne var?What's in your bag?
Tom çantayı açtı.Tom opened the bag.
Bahse girerim o can yakar.I'll bet it hurts.
Sen bir canavarsın.You're a monster.
Tom arkadaş canlısıydı.Tom was friendly.
Çantamı alacağım.I'll get my bag.
Canın yanıyor mu?Are you in pain?
Kendi çantasını yakaladı.She grabbed her purse.
Rüzgar çanlarının sesini seviyorum.I love the sound of wind chimes.
Hiç kimse canlı kaçmadı.No one escaped alive.
Gerçekten seninle çalışmaya can atıyorum.I'm really looking forward to working with you.
Tom'u tekrar görmeye gerçekten can atıyorum.I'm really looking forward to seeing Tom again.
Banyoyu temizlemeye can atmıyorum.I'm not looking forward to cleaning the bathroom.
Bahçenin otlarını temizlemeye can atmıyorum.I'm not looking forward to weeding the garden.
Canlı bir ıstakozu kaynar su dolu bir kaba atmak acımasızca.It's cruel to put a live lobster into a pot of boiling water.
Şehir daha fazla dinçlik ile canlandı.The city came back to life with more vigor.
Para çantamı kaybettim.I have lost my money-bag.
Bir bilet almaya gideceğim.Bu yüzden lütfen bir dakikalığına çantalarıma bak.I'm going to go buy a ticket, so please watch my bags for a minute.
Çanta boş.The bag is empty.
Canın yürüyüşe çıkmak istiyor mu?Do you feel like taking a walk?
Bütün canlandırma çabaları başarısız oldu.All the resuscitation efforts have failed.
Seninle olmak için can atıyorum.I am dying to be with you.
Senin için can atıyorum.I am dying for you.
Cannes'daki Carlton otelinden 40 milyon euro değerinde mücevherler çalındı.Jewels worth €40-million were stolen in Cannes from the Carlton hotel.