Tom alet çantasından demir testeresini çıkardı ve Mary'ye onu isteyip istemediğini sordu.Tom removed the hacksaw from his toolbox and asked Mary if she wanted it.
Teşekkür ederim canım.Thank you, my dear.
Zaten canım istemiyor!I don't feel like it anyway!
O yüksek sesle müzik can sıkıyor.That loud music is annoying.
Bu can sıkıcı mı?Is this annoying?
O oldukça can sıkıcı.That's pretty annoying.
Bu can sıkıcı bir alışkanlık.That's an annoying habit.
Onu can sıkıcı buluyor musun?Do you find that annoying?
Tom sadece Mary kadar can sıkıcı.Tom is just as annoying as Mary.
Onun ne kadar can sıkıcı olabileceğini görebiliyorum.I can see how that might be annoying.
Bu sadece şu can sıkıcı moda sözcüklerden biri.It's just one of those annoying buzzwords.
Siz ikiniz şimdiye kadar karşılaştığım en can sıkıcı insanlarsınız.The two of you are the most annoying people I've ever met.
Etrafta uçuşan bir sürü can sıkıcı böcekler vardı.There were a lot of annoying insects flying around.
Dur. Canımı yakıyorsun.Stop. You're hurting me.
Tom'un canını gerçekten sıkan şeyin o olduğuna inanamıyorum.I can't believe that's what's really bothering Tom.
Seni canlı görmenin beni nasıl iyi hissettirdiğini sana tarif edemem.I can't tell you how good it makes me feel to see you alive.
Arkadaşın can sıkıcı.Your friend is tiresome.
Ben sadece arkadaş canlısı oluyordum.I was just being friendly.
İlk öpücüğün tadı benim bellekte canlı kalır.The taste of the first kiss remains vivid in my memory.
O takım çantası benimkine çok benziyor.That tackle box looks a lot like mine.
Canını sıkmak istemem.I don't want to bore you.
Canınızı sıkmak istemem.I don't want to bore you.
Canını sıkmak istemiyorum.I don't want to bore you.
Canınızı sıkmak istemiyorum.I don't want to bore you.
Tom'un canını acıtmak istediğimi mi düşünüyorsun?Do you think I want to hurt Tom?
Tom'un canını acıtmak istediğimi mi düşünüyorsunuz?Do you think I want to hurt Tom?
Kimsenin canının yanmasını istemem.I don't want anybody to get hurt.
Sivrisinekler seni canlı canlı yerler.The mosquitoes will eat you alive.
Gerçekten ne kadar canı pek olduğumu bilmek ister misin?Do you really want to know how tough I am?
Yapmak istediğim son şey Tom'un canını yakmaktır.The last thing I'd ever want to do is hurt Tom.
Buradan canlı çıkmak istiyorsan, beni izle.If you want to get out of here alive, follow me.
Bebek şaşırtıcı bir biçimde canlı gibiydi.The doll was surprisingly lifelike.
Tom asla senin canını yakmak istemezdi.Tom would never want to hurt you.
Buradan canlı çıkmak istiyorsan beni dinle.If you want to get out of here alive, listen to me.
Almayı yeniden düşünmek isteyebileceğin şey yeni bir evrak çantası.Something you might want to consider buying is a new briefcase.
İnsanların söyledikleri canını sıkmasın.Don't bother about what people say.
Benim de canım oynamak istemiyor.I don't feel like playing either.
Öğrenmeye can atıyoruz.We're willing to learn.
Çantamda sana vermem gereken bir şey var.I've got something in my bag that I need to give you.
Geçen hafta can sıkıcı bir şey oldu.Something embarrassing happened last week.
Bu, filleri canlı yakalamalarının yoludur.This is the way they capture elephants alive.
Hiç kimsenin canı müdahale etmek istemiyor.No one feels like fighting.
Birisinin canı yanabilir.Someone might get hurt.
Canlı kalan tüm aptallar şimdi neye inanacaklar?Now what will all the idiots believe who remained alive?
Canıma tak etti artık.I'm through.
Canın sağolsun.It's okay.
Onlar senin çantaların mı?Are those your bags?
Bu senin çantan mı?Is this your briefcase?
Yalnızca bu evrak çantam var.I only have this briefcase.
Bu alışveriş çantasını benim için taşıyabilir misin?Could you carry this shopping bag for me?
Kaç tane alışveriş çantan var?How many shopping bags do you have?
Ben sadece bu alışveriş çantasını getiriyorum.I'm only bringing this shopping bag.
John'un beş elması var. Birini Mary'ye verir. Çantada kaç tane elma kalır?John has five apples. He gives one to Mary. How many pears are left in the bag?
O, canımı yaktı ama ağlamadım.It hurt, but I didn't cry.
Onlar çanta ve bagajla geldiler.They came with bag and baggage.
Tom cana yakın.Tom is outgoing.
Sen cana yakınsın.You're outgoing.
Senin çantalarını kendin mi topladın?Did you pack your bags yourself?
Bir akşam evde yalnız vakit geçirmeye can atıyorduk.We were looking forward to spending an evening at home alone.
Sen bir çantada kekliksin.You're a pushover.