çal ile cümle
çal kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Japonya'da yedi yılı boyunca, ciddi olarak Japonca çalıştı.During his seven years in Japan, he studied Japanese in earnest.
Japon ofis çalışanları çok çalışırlar.Japanese office workers work very hard.
Japon şirketleri genellikle çalışanlarına üniforma sağlar.Japanese companies generally provide their employees with uniforms.
Japonya nüfusunun yaşlanmasına karşı koymaya çalışıyor.Japan is trying to cope with the aging of its population.
Japonca konuşabilen çalışanlarınız var mı?Do you have any employees who speak Japanese?
Jenny Japonca çalıştığından Japonya'da zorluk çekmedi.Having studied Japanese, Jenny had no trouble in Japan.
Japonlar dünyadaki herhangi bir millet kadar çalışkandır.The Japanese are as hardworking as any people in the world.
Pazar günleri çalışmak zorunda değilsin.You don't have to work on Sundays.
Pazar günü çalıştım, bu yüzden pazartesi izin aldım.I worked on Sunday, so I had Monday off.
Pazar günleri çalışmaya karşıyız.We are against working on Sundays.
O, Pazar gecesi çalışmadı.He did not work on Sunday night.
İçeri girmeden önce kapıyı çalmalıydın.You should have knocked before you came in.
Lütfen girmeden önce kapıyı çalın.Please knock on the door before you enter.
Kedi çalıların içinde gizlenmiş yatıyordu.The cat lay hidden in the bushes.
Sıkı çalışırsan iyi bir öğrenci olursun.If you study hard, you will become a good student.
Yaşına göre hareket etmeye çalış.Try to act your age.
Yetenek çalışanları teşvik etmede düşünülen tek faktördür.Ability is the only factor considered in promoting employees.
Çiftlikte çalışan bir adam var.There is a man working on the farm.
Bazı çiftçiler çiftlikte çalışıyorlar.Some farmers are working on the farm.
Çiftçiler tarlada çalışmakla meşgul.Farmers are busy working in the field.
Çiftçiler kışın da sıkı çalışır.Farmers work hard in the winter, too.
Bir at üstünde bu dereyi atlamaya çalışacağım.I'll try to jump over this stream on a horse.
Alıcının bakış açısından, bu CD çalarların fiyatları çok yüksek.From the buyer's point of view, the prices of these CD players are too high.
Bunu tamir etmeye çalışmaktansa yeni bir tane alsan daha varlıklı olacaksın.You will be better off buying a new one than trying to fix it.
O kadar çok televizyon izlemeseydi, çalışmak için daha fazla zamanı olurdu.If he did not watch so much television, he would have more time for study.
Mahkeme onu para çalmaktan suçlu buldu.The court found him guilty of stealing money.
Onu piyano çalarken dinlesen onun asla sekiz yaşındaki bir çocuk olduğunu düşünmezsin.If you heard him playing the piano, you would never think he is an eight-year-old boy.
O, piyanoyu çalarken sessiz kalın.Keep silent while he is playing the piano.
Piyano çaldı ve şarkı söyledi.He played the piano and she sang.
Piyano çalma konusunda ısrar etti.She insisted that he play the piano.
Daha sıkı çalışsaydı, sınavı geçerdi.If he had studied harder, he would have passed the exam.
Onun ne söylemeye çalıştığını anlayamıyorum.I cannot understand what he is driving at.
Onun ne söylemeye çalıştığını anlayabiliyor musun?Can you make out what he is trying to say?
Şirketin tepesine gelmek için, onun sıkı çalıştığını herkes biliyor.Everyone knows that he worked hard to get to the top of the company.
Onu parayı çalarken yakaladım.I caught him stealing the money.
O beni aldatmaya çalıştığında canım ona vurmak istedi.I felt like hitting him when he tried to cheat me.
Bilgisayarını çalıştırmak için gerekli olanın tümü oydu.That was all he needed to operate his computer.
Başarı sıkı çalışmanın sonucudur.His success is the result of hard work.
Onun çalışmasını gördüm.I saw him running.
Onun çalışmasına gerek yok.There is no need for him to work.
O içeri girdi ve aynı zamanda zil çaldı.He came in, and at the same time the bell rang.
O içeri geldiğinde iki saattir İngilizce çalışıyordum.I had been studying English for two hours when he came in.
İlk aldığı şey bir çalar saatti.The first item he bought was an alarm clock.
Onunla çalışmaya dayanamam.I can't bear to work with him.
Onunla tartışmaya çalışmanın faydası yok.It is no use trying to argue with him.
Ondan daha çalışkan değilim.I am no more diligent than he is.
Ben onu bir daha sigara içmemesi için boş yere ikna etmeye çalıştım.I tried in vain to persuade him not to smoke any more.
Onun hakkında onu ikna etmeye çalışmanın faydası yok.It is no use trying to convince him of that.
Onun için çalışacak birkaç adamı var.He has several men to work for him.
Onun çalışacak bir yeri yok.He has no room to study in.
Senin gitarını çalsın.Let him play your guitar.
Anlaşmak için onu ikna etmeye çalışmak işe yaramaz.It is useless to try to persuade him to agree.
Ona ayak uydurmaya çalış.Try to keep up with him.
Ben onu aramaya çalıştım, ama hat meşguldü.I tried to call him up, but the line was busy.
Japon edebiyatını ona tanıtmaya çalışmanın bir faydası yok.There is no point in trying to introduce Japanese literature to him.
Piano çalmada kendini iyi geliştiriyor.He is making good progress in playing the piano.
Onun piyano çalışı şahane görünüyordu.His piano playing sounded fantastic.
Onun emrinde çalışmaktansa açlıktan ölmeyi tercih ederim.I would rather starve than work under him.
Onun altında çalışmaktansa istifa ederim.I would rather quit than work under him.
Onun emri altında çalışmaktansa işi bırakmayı tercih ederim.I would rather quit than work under him.