çalıyor ile cümle

çalıyor kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
7
ORT. KELİME
Şimdi güç çalıyorlar."Now you're playing with power."
Ama birden kapı çalıyor ve o arkadaşını karşında görüyorsun.But after a while the door bell ring and you see that is your friend there.
Bazen mesela, bir arkadaşın hakkında konuşuyorsun ve telefon çalıyor.Sometimes you are talking about your friend and your phone bell ring.
Leonard Cohen'in 'I'm Your Man' şarkısını çalıyordum.'I'm Your Man' for my doctors and nurses.
Ateşböcekleri çalıyor (Owl City)And in that sense, I am not at all... ? Drinking deep from the bottle ? ?
Aç hırsız karnını doyurmak için çalıyorsa, Kimse onu hor görmez.Men don't despise a thief, if he steals to satisfy himself when he is hungry:
Siz lanete uğradınız. Çünkü bütün ulus benden çalıyorsunuz.You are cursed with the curse; for you rob me, even this whole nation.
Bekliyorsa çal, çalıyorsa bekletPlay if stopped, pause if playing
Şimdi ÇalıyorNow Playing
Disk çalıyorDisc playing
Çalıyor... @ info: statusRinging...
Haberlerde ayrıca: Faith No More İstanbul ve Burgaz'da çalıyor.Also in the news: Faith No More plays in Istanbul and Bourgas.
Bölge petrol pazarı oyuncuları Sırbistan’ın kapısını çalıyorRegional oil market players knock at Serbia's door
Gregory, “Hükümet bizden çalıyor."[The government] is stealing from us.
SETimes'a konuşan Miloshevski, "Oğlum fagot çalıyor."My son plays a bassoon.
Kafede Mripa’nın telefonu çalıyor.Back at the café, Mripa's phone rings.
Mitroviç gençliğinde, bir kayıt stüdyosu satın almadan önce bas çalıyordu.As a young man, Mitrovic was a bass player before buying a recording studio.
Bankalara gidemiyorlar, bu yüzden de eşya çalıyorlar.They can't go to the banks, so they steal property.
Bryan Ferry and Roxy Music Ohri Yaz Fastivali'nde çalıyorlar. [Getty Images]Bryan Ferry and Roxy Music perform at the Ohrid Summer Festival. [Getty Images]
Kutlamacılar şarkılar söylüyor, düdük, flüt ve küçük çanlar çalıyorlar.The well-wishers sing, blow whistles and pipes and ring little bells.
Temel olarak böyle başladık, caddede gitarla öylece çalıyorduk," dedi.Basically that’s how I started, playing on the street with a guitar."
Daha bir yıl olmadan Handel'in sonatlarını çalıyordu."Within less than a year she was playing Handel sonatas."[8][9]
[4] Hammond genellikle Strokes şarkılarının çoğunda ritim gitar çalıyor.On the majority of The Strokes' songs he plays rhythm guitar, and solos are played by Valensi.
Petrit Çeku, Ross Gutmeier tarafından yapılan bir gitarda çalıyor.[1]Petrit Çeku plays on a guitar made by Ross Gutmeier.[15]
Isaac Oviedo trres çalıyor 1930 civarıIsaac Oviedo playing his tres, c. 1930.
Deacon, gitar ve klavyelerin yanı sıra her zamanki enstrümanı bas gitar çalıyor.Deacon plays guitar and keyboards as well as his usual instrument, bass guitar.
Islık çalıyordu ama konuşmuyordu.He would whistle but not speak.
Bizim için heavy metal neyse kendimize göre basitçe heavy metal çalıyoruz.We simply play our version of heavy metal — what heavy metal is to us.
Fogerty, hala sık sık tur yapıyor ve solo şarkılarının yanında CCR klasiklerini çalıyor.Fogerty still tours frequently and performs CCR classics alongside solo material.
Stefania piyano, arp ve armoni çalıyordu.Stefania played piano, harp, and harmonium.
Kükrüyor, çirkin müzik çalıyor, üzücü, çirkin, bayağılık ve para kokuyor. " [2]It bellows, it plays ugly music, it's sad, it's ugly, it smells of vulgarity and money."[126]
Görkem Şen yaybahar çalıyor.Gorkem Sen playing yaybahar.
Leningrad Cowboys şarkıyı 1989 yapımı Leningrad Kovboyları Amerika'ya Gidin filminde çalıyor.The Leningrad Cowboys play the song in the 1989 movie Leningrad Cowboys Go America.
Ebeveynlerinin her ikisi de müzisyen olan Byas'ın annesi piyano, babası klarnet çalıyordu.Both of Byas' parents were musicians. His mother played the piano, and his father, the clarinet.
Söylemleri bazı halk türkülerinin temelini oluşturdu: Sarma su, Akordeon, Sen pipo çalıyordun .His verses became a basis for folk songs: Winding water, Accordion, You were playing a pipe.
Gençken sessiz filmler için piyano çalıyor ve bir çiçekçide şarkı söylüyordu.As a teenager, she played piano for silent films and sang in a flower shop.
Melissa ayrıca kendi özel yapım Yamaha trompetinin yanı sıra diğer dört trompetiyle de çalıyor.[1]Melissa also plays on her very own custom made Yamaha trumpet, plus four other trumpets as well. [1]
Çanlar Kimin İçin Çalıyor , dört oyunculuk kategorisinde de aday gösterilen üçüncü film oldu.For Whom the Bell Tolls was the third film to receive nominations in all four acting categories.
Kör ozan Demodokos arp çalıyor.The blind minstrel Demodocus is playing the harp.
Canlı şovlarında şarkılarının yeniden işlenmiş, dans ağırlıklı versiyonlarını çalıyorlar.In their live shows they play re-worked, dance-heavy versions of their songs.
Sekans sırasında arka planda Rammstein'ın " Feuer Frei " şarkısı çalıyor."Feuer Frei" by Rammstein plays in the background during the sequence.
Telefon çalıyor.Das Telefon klingelt.
Gitar çalıyorum.Ich spiele Gitarre.
Bir dakika, telefonum çalıyor.Eine Minute, mein Telefon klingelt.
Maymun çalıyor, çünkü çalışmıyor.Der Affe stiehlt, weil er nicht arbeitet.
119 (1893) Ossip Gabrilowitsch Intermezzo`yu çalıyor Nr.119 (1893) Ossip Gabrilowitsch spielt das Intermezzo Nr. 3 C-Dur op.
Bugün hala çalıyor.Er spielt sie heute noch.
Grup progressive rock ve progressive metal çalıyor.Die Gruppe spiele progressiven und metallischen Rock.
Ayrıca piyano çalıyor.Außerdem spielt er Klavier.
Onun dışında, elektro gitar ve akustik gitarda çalıyor.Er spielt sowohl auf der akustischen als auch auf der elektrischen Gitarre.
6 yaşından beri piyano çalıyor.Sie spielt seit ihrem sechsten Lebensjahr Klavier.
Haftada ortalama iki kere çalıyorum.Trainiert wird zweimal in der Woche.
Ben odaya girdiğimde o piyano çalıyordu.Quand je suis entré dans la pièce, elle jouait du piano.
Piyano çalıyordu.Il jouait du piano.
Elektronik klavye çalıyor.Il joue du clavier électronique.
Gerçekten de iyi çalıyordu.Il joue vraiment bien.
Bundan dolayı onu konserlerin sonuna doğru çalıyoruz.C'est pour ça que nous la jouons à la fin de nos concerts.
Başlarda, grupta kısa süreli olarak çalıyordu, fakat , daha sonra gruba resmi olarak katıldı.Il contacte aussitôt le groupe et peu de temps après, il rejoint officiellement le groupe.
Bugün hala çalıyor.Il y joue aujourd'hui encore.
Haftada ortalama iki kere çalıyorum.Il s'entraîne deux fois par semaine.

İlgili Sayfalar