Çıra dibine kör yanar.The darkest place is under the candlestick.
Çırak tembel.The apprentice is lazy.
Benim çırağım olmak ister misiniz?Would you like to be my apprentice?
Ben bir çırağım.I'm an apprentice.
Ben Tom'un çırağıydım.I was Tom's apprentice.
Tom çırak olarak on yıl geçirdi.Tom spent a decade as an apprentice.
Benim çırağım olmak ister misin?Do you want to be my apprentice?
Her çırak kendi işini yapmalı.Every apprentice must do their own work.
Tom bir çıraklık eğitimini tamamladı.Tom completed an apprenticeship.
İlkokul beşinci sınıftan sonra yaz tatillerinde onların yanında çıraklık yaptım.After fifth grade in primary school I would spend my summer vacations as their apprentice.
Rush'un üç tane çırağı ve kız kardeşi öldü; evden ayrılmak için çok hastaydı.Three of Rush's apprentices and his sister died; he was too sick to leave his house.
Ocak - Mayıs: Dordrecht'te bir kitapçının çırağı olarak çalışır.January to May: works as a bookseller's assistant in Dordrecht.
1913 yılında köy okulunu bitirdim ve bir ressam ve dekoratör çırağı oldu.He finished the village school in 1913 and was apprenticed to a painter and decorator.
Okulu bırakmış ve Mısır’a gitmeden önce Swiss otel sahibinin yanına çırak olarak verilmiştir.He left the school and was apprenticed to a Swiss hotelier for a time, before moving to Egypt.
Eski bir elektrikçi çırağı idi.He was a former electrical contractor.
Defterhaneye çırak olarak girdi ve başdefterdarlığa kadar yükseldi.It performed well at the box office and elevated Dunaway to stardom.
Oyunculuk işi bulmaya çalışırken Walt Disney Studios'ta makyaj üzerine çıraklık yapmaya başladı.Struggling to find an acting job, he began a makeup apprenticeship at Walt Disney Studios.
Fırıncı olarak çıraklık yaptıktan sonra 1945'ten 1948'e kadar antrenör olarak görev yaptı.After his apprenticeship as a baker, he worked from 1945 to 1948 as a coachman.
Doyle, onun eski çırağıydı.It appears Stewart was his former owner.
Neyse ki cenaze levazımatçısı Mr. Sowerberry’nin yanına çırak olarak verilir.The violent behavior of the orphan is duly brought to the notice of Mr. Sowerberry.
Daha sonra ise Art Students League of New York'ta Paul Manship'e çıraklık yapmıştır.Later he studied at the Art Students League of New York and was apprenticed to Paul Manship.
Ticari bir çıraklıktan sonra federal muhasebeci diploması aldı.After a commercial apprenticeship, Maurer received a federal accountant's diploma.
30 Temmuz: Vincent Lahey'de Goupil & Cie'de çırak olarak işe başladı.July 30: Vincent starts apprenticeship with Goupil & Cie, The Hague.
Sonunda ressamlık ve mozaik yapmayı öğrenmek için "Alessio Baldovinetti" yanına çırak olarak girdi..He was eventually apprenticed to Alesso Baldovinetti to study painting and mosaic.
Daha sonra ustadan çırağa aktarılmaya başlandı.He was then immediately turned over to the SCSL.
Daha sonra kardeşi Cemal ile birlikte bir saraç dükkânında çıraklığa başladı.Thereafter, along with his brother Cemal, he embarked on an apprenticeship in a saddle shop.
1919-1922 yılları arasında Königsbronn'da ahşap işçisi Robert Sapper'ın yanında çıraklık yaptı.Between 1919 and 1922, he was apprenticed to master woodworker Robert Sapper in Königsbronn.
Bir öğrenci bir çırak olması gereklidir.The student must be an amateur.
Pehlivanlıkta olduğu gibi cazgırlıkta da usta-çırak geleneği vardır.Gűnűműzde Geleneksel Tűrk Sanati.
Demirci ve kalaycılar bu işleri yapmak için körükçü çırakları kullanırlardı.Snow ploughs and blowers needed to be used for that purpose.
Ardından müzenin ahşap oymacısı Abel Brown'ın çıraklığını yamaya başlamıştır.He then became an apprentice for the museum wood-carver Abel Brown.
Usta çırak ilişkisi içinde bir "alaylı" olarak gelişimini sürdürdü.Ember appeared to have some kind of "relationship" with Tridart.
Siena'da doğan di Giorgio, Vecchietta'nın yanında çıraklık yaparak ressamlığı öğrenmiştir.Born in Siena, he apprenticed as a painter with Vecchietta.
Daha sonra gömlek ustalığı, ayakkabıcı çıraklığı gibi çeşitli işlerde çalıştı.He would then go to work for several hours as a shochet.
Küçük bir çocukken Agostino Carracci'nin yanında çırak olarak çalıştı.Others state he was a follower of Agostino Carracci.
Harold Meadows (Harold Lloyd), terzi olan amcasının yanında çıraklık yapan fakir bir gençtir.Harold Meadows (Lloyd) is a tailor's apprentice for his uncle in Little Bend, California.
Nesilden nesle ustadan sadece tek bir öğrenciye (çırak) aktarıldı.Skipping a student is just the opposite.
Bu işlemler usta-çırak ilişkisiyle devamlılığını günümüze kadar sürdürmüştür.This lineage still exits with relationships maintained to this day.
Oyuncu, çırak olarak galaksi üzerinde barışı sağlayan çeşitli görevlere gönderilir.Jaden is then dispatched on various peace-keeping missions across the galaxy.
Sen benim genç bir çırak olduğumu düşünüyorsun.You consider me a young apprentice
Yol boyunca Huxter çırağı çıktı ve panjurları aşağı almaya başladı tütün pencere.Over the way Huxter's apprentice came out and began taking down the shutters of the tobacco window.
Ben ilk karanlık lordum sen büyücünün çırağı gibisin!I'm the ORlGINAL Dark Lord / You're like the Sorcerer's Apprentice! /
Çırak programındaki birisi gibi kollarını uzatmıştı.And he had his arm outstretched like someone out of The Apprentice.
Bir duvarcının çırağı olmuştum ve şakülü orda öğrendim, gönye ve tesviye aleti.I apprenticed with a carpenter and learned about plumb, square and level.
O yolculuk benim kutup çıraklığım gibiydi.This was like my polar apprenticeship.
Ben bir çırağım ve bahsi geçen işi gerçekte yapan insanlarla birlikte çalışıyorum.I'm an apprentice, and I work with the people who actually do the jobs in question.
Bir çırak olarak da, bilirsiniz, böyle yapılır.Being an apprentice, you know, you do that.
Yani bu insanlar, biyomimikçiler, doğanın çıraklarıdır.So these people, biomimics, are nature's apprentices.
Bir çırak olarak yaptığım iş çok temeldi.The work as an apprentice was very primitive.
Ben orada gerçekten bir çırak gibi çalıştım.And there I really worked as an apprentice.
Bana sadece ustayla çırak arasındaki bir ilişki olduğunu söylersen, yemem!Don't just try to say it's just a teacher-student relationship, I won't fall for it.
Sözün adımlarım için çıra, Yolum için ışıktır.Your word is a lamp to my feet, and a light for my path.
Bu buyruklar sana çıra, Öğretilenler ışıktır. Eğitici uyarılar yaşam yolunu gösterir.For the commandment is a lamp, and the law is light. Reproofs of instruction are the way of life,
Doğruların ışığı parlak yanar, Kötülerin çırası söner.The light of the righteous shines brightly, but the lamp of the wicked is snuffed out.
Küstah bakışlar ve kibirli yürek Kötülerin çırası ve günahıdır.A high look, and a proud heart, the lamp of the wicked, is sin.
Çünkü kötülerin geleceği yok, Çırası sönecek onların.for there will be no reward to the evil man; and the lamp of the wicked shall be snuffed out.
Ticaretinin kârlı olduğunu bilir, Çırası gece boyunca yanar.She perceives that her merchandise is profitable. Her lamp doesn't go out by night.
O çıralı ateşin,Full of fire fed by faggots,
Ailesiyle çok yakınlaştığım harika bir arıcının yanında çıraklık yaptım.I was apprenticed to a wonderful beekeeper whose family I became very close to.
Öte yandan Çıray, seçmenlerini Somali kampanyasına aktif bağışta bulunmaya çağırdı.Meanwhile, he called on his voters to actively donate to the Somalia campaign.