çıkma ile cümle
çıkma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
O, dışarı çıkar çıkmaz, yağmur yağmaya başladı.As soon as he went out, it began to rain.
Onun dışarı çıkmak için ana nedeni Patty'yi görmekti.His primary reason for going out was to see Patty.
O çıkar çıkmaz, banka kapandı.As soon as he left, the bank closed.
Onun aniden ortaya çıkması hepimizi şaşırttı.His sudden appearance surprised us all.
Onun ayakta durması herkesin odadan çıkmaya başlama işaretiydi.His standing up was the signal for everybody to start leaving the room.
Onunla bir anlığına yalnız kaldığında, ona çıkma teklif etti.When he got her alone for a moment, he asked for a date.
Onun sorunla başa çıkmak için yeterli deneyimi yoktu.He didn't have enough experience to cope with the problem.
Onun arzularına karşı çıkma.Don't go against his wishes.
Onun planlarından bir şey çıkmaz.Nothing will come of his plans.
Onun yeni kitabının önümüzdeki ay piyasaya çıkması planlanıyor.His new book is planned to appear next month.
Onun sağlığı hakkında endişeli olduğu için, annesi onun dışarı çıkmasını engelledi.His mother prevented him from going out because she was anxious about his health.
O senin dışarı çıkman için izin verecek.He will grant permission for you to go out.
O, henüz ortaya çıkmadı.He hasn't appeared yet.
Dışarı çıkmak yerine tüm gün evde oturdu.He stayed at home all day instead of going out.
Dışarı çıkmak yerine bütün gün evde kaldı.He stayed at home all day instead of going out.
Karanlıktan sonra o asla dışarı çıkmaz.He never goes out after dark.
O, onunla çıkmak istiyor.He wants to go out with her.
Gece dışarı çıkmaya alışkındı.He was used to going out at night.
O akşam yemeğinden sonra yürüyüşe çıkma alışkanlığındaydı.He was in the habit of taking a walk after supper.
Onların dışarı çıkması önemlidir.It's important for them to go out.
Onlar sadece kamuoyundan korktukları için projeye karşı çıkmadılar.They didn't oppose the project just because they feared public opinion.
Onların pazar günü New York'a yola çıkmaları planlanıyor.They are scheduled to leave for New York on Sunday.
Onunla çıkmak şöyle dursun, ben onu görmek istemiyorum.I don't want to see him, let alone go out with him.
Onu yolculuğa çıkmaktan vazgeçirmeye çalışırken zor bir zaman geçirdim.I had a hard time trying to talk him out of taking the trip.
Onun yurt dışına çıkmasını engellemek yok.There is no stopping her going abroad.
O çıkmadan önce onunla bağlantı kurmak zorundaydık.We had to get in touch with her before she went out.
Onun ani gelişi onun dışarı çıkmasını engelledi.Her sudden arrival prevented him from going out.
O, evin dışına fazla çıkmaz.She doesn't get outdoors much.
Onunla birlikte dışarı çıkması istendi.She was asked to go out with him.
O, zaten dışarı çıkmak istedi.She wanted to go out anyway.
Yine de dışarı çıkmak istedi.She wanted to go out anyway.
O, tek başına dışarı çıkmamaya söz verdi.She promised not to go out alone.
O, dışarı çıkmak üzereydi.She was on the point of going out.
O, dışarı çıkmak için şapkasını giydi.She put on her hat to go out.
Dışarı çıkmadan önce paltosunu giydi.She put on her overcoat before going out.
Onunla çıkmam için beni zorladı.She forced me to go out with her.
Onun dışarı çıkması yasaklandı.She is forbidden to go out.
O, çocuklarla başa çıkmada iyidir.She's good at handling children.
O, dışarı çıkma yerine bütün gün evde kaldı.She stayed at home all day instead of going out.
Bebekler geldikten sonra, sık sık dışarıya çıkmadı.She did not go out often after the babies came.
Odadan çıkar çıkmaz ağlamaya başladı.She began to cry as soon as she left the room.
Kızının dışarı çıkmasına engel olamadı.She could not keep her daughter from going out.
Gece tek başına dışarı çıkmamalı.She shouldn't go out by herself at night.
O ortaya çıkmadı.She didn't show up.
Dışarı çıkma. Çok yağmur yağıyor.Don't go outside. It's raining hard.
Hastalık yolculuğa çıkmamı engelledi.Illness prevented me from taking a trip.
Hastalık onun dışarı çıkmasını engelledi.Sickness prevented him from going out.
Hastalık dışarı çıkmamı engelledi.Illness prevented me from going out.
Hastalık onun geziye çıkmasını engelledi.Illness prevented her from taking a trip.
Telefon çaldığında babam çıkmak üzereydi.My father was about to leave when the telephone rang.
Babam bana Bill ile dışarı çıkmama izin vermez.My father doesn't allow me to go out with Bill.
Babam bana gece dışarı çıkmayı yasaklıyor.My father forbids me to go out at night.
Odandan dışarı çıkmayacaksın.You are not to leave your room.
Siz odadan dışarı çıkmalısınız.You must go out of the room.
Annem bu manto ile dışarı çıkmayı seviyor.Mother likes to go out in this coat.
Annem karanlıktan sonra dışarı çıkmamam gerektiğinde ısrar ediyor.My mother insists that I should not go out after dark.
Annem bana dışarı çıkmamamı söyledi.My mother told me not to go out.
Bir sokağa çıkma yasağı var mı?Is there a curfew?
Ben çıkmak zorundayım, bir arkadaş ile bir randevum var.I have to go off because I have an appointment with a friend.
Ben dışarı çıkmak istiyorum.I wanna go out.