çöküntü ile cümle
çöküntü kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
ÖRNEK CÜMLE
7
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Çöküntü olma.Don't rush me.
Şimdi ruhsal çöküntü yaşama.Don't fall apart now.
Tom, şu anki işinde ruhsal çöküntü tehlikesiyle karşı karşıya.Tom runs the risk of burnout in his current job.
Tom'un sinirsel çöküntüsü vardı.Tom had a mental breakdown.
Beck sonunda dostluklarını sona erdirdi bu da Carpenter’da duygusal büyük çöküntüye neden oldu.Beck eventually ended their friendship, causing Carpenter great emotional heartache.
Napolyon'un Kıta Ablukası sistemi Orta Avrupa'nın ekonomisini çöküntüye uğrattı.Napoleon's Continental System nearly ruined the Central European economy.
1633'te başlayan bir başka çatışma daha sonra çöküntüye uğradı.Another conflict started in 1633 but was soon settled.
Bu adalar önemli deniz çöküntüsüyle birbirinden ayrılıp su yüzüne çıkmış kısımlardır.These gardens rise and fall with changes in the water level, and so are resistant to flooding.
Geometrik medyan için çöküntü noktası 0,5 olarak hesaplanmıştır..The geometric median has a breakdown point of 0.5.
Viñales Vadisi (İspanyolca: Valle de Viñales ) Küba'da yer alan karstik bir çöküntüdür.Viñales Valley (Spanish: Valle de Viñales) is a karstic depression in Cuba.
Paranın değerini düşürmeden sonra çöküntü 1993 yılında dibe vurdu.After devaluations, the depression bottomed out in 1993.
Mağaranın kalan kısmında büyük çöküntü salonu yer alır.The Council Chamber takes up the remainder of the third floor.
Wilson etkisi, aslında güneş lekelerinin yüzeydeki çöküntü olduğunu söyler.The Wilson effect implies that sunspots are depressions on the Sun's surface.
Sönmüş bir volkanın oluşturduğu çöküntü ile meydana gelmiştir.It is formed from an extinct volcano.
Aradan bir süre geçince yeniden, bu sefer eskilerden daha şiddetli bir moral çöküntüsüne uğradı.Mostly bedridden, he used this time to deep his spiritual life even further.
Rift Vadisi bir çöküntü vadisidir.And the Rift Valley is a depression.
Bu adamlarda büyük psikolojik çöküntü gözlemledik ve...We have seen evidence of a wide variety of territorial aggression.
Çöküntünün eşiğinde olan otomobil endüstrisini kurtardık.We saved an auto industry that was on the brink of collapse.\
Tabii çöküntüde olan AB'yi düşünürseniz bu şaşırtıcı değil.And that's not surprising, if you think about the basket case that is the E.U.
'Ahlaki Çöküntü' hakkında konuşulduğunu muhtemelen duymuşsunuzdur. .And you've probably heard the word moral hazard bantered around.
Ahlaki Çöküntü terimini açıklamanın tam zamanı.And this is as good of a time as any to explain what people mean by moral hazard.
Ahlaki çöküntünün temel unsurlarından birisi bu.So that's one element of moral hazard.
Buradaki ahlaki çöküntü tehlikesi şu, gelecekte insanlar diyecek ki, ben de risk alacağım.The moral hazard there is in the future, people are going to say I'm going to take risk.
Bu da ahlaki çöküntünün diğer yönü.And that's the other element of moral hazard.
Bu durumda da hala ahlaki çöküntü tehlikesi olduğunu düşünüyorum. .So I would still say that there's still some moral hazard here.
Ve tabii, hala ahlaki çöküntü konusu da var.And of course, there still is moral hazard.
Beş genç duygusal çöküntü yaşadı.Five kids had emotional breakdowns.
Anterior (ön) dişler ya da premolarların aksine, molarlarda gelişim oluğu ya da çöküntüsü bulunmaz.Unlike the anterior teeth and premolars, molars do not exhibit facial developmental depressions.
Hazar Denizi'nin batı kıyısında yer alır ve Aral-Hazar çöküntüsünün bir parçasıdır.It is situated by the West shore of the Caspian Sea and is part of the Aral-Caspian Depression.
Kanada'ya göç eden erkek kardeşi, kısa bir süre sonra mali çöküntüye girdi.Her brother, who had emigrated to Canada, was shortly afterwards involved in financial ruin.
Vallecula, bir şeydeki çatlak, çöküntü veya karık için kullanılan anatomik bir terimdir.Vallecula is an anatomic term for a crevice, depression, or furrow in something.
Yükseltilmiş toprakların ve çöküntülerin bir arada bulunduğu bir bölgenin parçasıdır. [1]It is part of a region with a combination of raised lands and depressions.[1]
Alas, önce eriyen su çöküntüyü doldururken sığ bir göl olarak gelişir.An alas first develops as a shallow lake as melt water fills the depression.
Göl deniz seviyesinin altında uzanan bir zemine sahip bir karstik polye çöküntüsüne sahiptir.[1]The water body occupies a karstic polje depression that has a floor lying below sea level.[1]
Ancak bu durum zamanla Quakerler için manevi bir çöküntü oluşturmuştur.Es zeigte sich aber im Laufe der Zeit, dass es für die Quäker zu einer moralischen Zerreißprobe wurde.
Bu adalar önemli deniz çöküntüsüyle birbirinden ayrılıp su yüzüne çıkmış kısımlardır.Möwen decken ihren Flüssigkeitsbedarf zum Teil, indem sie Meerwasser trinken.
Hemen ardından küçük bir çöküntü meydana gelir.Kurze Zeit später geschieht ein Minenunglück.
Napolyon'un Kıta Ablukası sistemi Orta Avrupa'nın ekonomisini çöküntüye uğrattı.Le blocus continental imposé par Napoléon ruina l'économie de l'Europe centrale.
Evde kendi karısının doğumunu yaptırırken karısı ölünce çöküntüye uğramıştır.À la maison, son épouse s'est également tuée.
Hemen ardından küçük bir çöküntü meydana gelir.Peu après se produit un incident dramatique.
Bataklık halinde olan Mari Çöküntüsü ülkenin batısında yer dalır.La dépression de Mari, zone marécageuse, s'étend sur l'Ouest de la république.
Wilson etkisi, aslında güneş lekelerinin yüzeydeki çöküntü olduğunu söyler.Es más, Wilson concluyó que las manchas solares eran de hecho depresiones en la superficie de la fotosfera.
Hem açlık hem de moral çöküntüsü nedeniyle son bir savaşla teslim olmak zorunda kaldı.Enfrentándose tanto al hambre como a la moral, se vio obligado a rendirse sin una última batalla.
Hemen ardından küçük bir çöküntü meydana gelir.Posteriormente se realiza una corta procesión.
Aradan bir süre geçince yeniden, bu sefer eskilerden daha şiddetli bir moral çöküntüsüne uğradı.Un año más tarde hubo otro intento, esta vez más directo, de acabar con la vida del rey.
Sönmüş bir volkanın oluşturduğu çöküntü ile meydana gelmiştir.Si dice che nasca ogni volta che si forma un nuovo vulcano.
Aradan bir süre geçince yeniden, bu sefer eskilerden daha şiddetli bir moral çöküntüsüne uğradı.E da quel giorno l'amore, stavolta senza più ostacoli, sboccia nuovamente.
Eber Gölü gibi, Sultan dağları ile Emir dağı arasındaki çöküntü alanında yer alır.Il lago si trova in una fossa tra le montagne Sultan Dağı ed Emir Dağı.
1633'te başlayan bir başka çatışma daha sonra çöküntüye uğradı.Вторая война началась в 1633 году и закончилась уже в следующем.
Köyün çevresinde bir diğer doğal güzellikte oluşan çöküntülerdir.Кроме этого в окрестностях деревни, есть очень красивая природа.
KD-GB yönlü tektonik bir çöküntünün içinde yer alır.Гидроузел расположен в пределах единого тектонического блока.
Dostoyevski, ruhsal çöküntüye düştü ve üzüntüden hasta oldu.Ковачевич, бежавший от усташской погони, простудился и заболел.
Bu olumsuz tepkiler şairde büyük bir moral çöküntüsüne sebep oldu ve sağlığı bozuldu.وأصبح ذلك التأثير السلبي سببا كبيرا في إنهيار حالته النفسيه وإفساد صحته.
İslam âlemindeki bu karışıklığı fikrî bir çöküntü tamamlıyordu.وفهمت أن مشروع الثورة ذاته بات يعيش اختناقاً قاتلاً.
Napolyon'un Kıta Ablukası sistemi Orta Avrupa'nın ekonomisini çöküntüye uğrattı.O Bloqueio Continental de Napoleão arruinou a economia da Europa Central.
Geometrik medyan için çöküntü noktası 0,5 olarak hesaplanmıştır..A razão de massas do sistema é estimada em 0,65.
Beck sonunda dostluklarını sona erdirdi bu da Carpenter’da duygusal büyük çöküntüye neden oldu.Beck terminou a relação e negou a ligação, causando um grande desgosto a Carpenter.
Ancak bu durum zamanla Quakerler için manevi bir çöküntü oluşturmuştur.Infelizmente, isso o leva a ter problemas com Quagmire.
Wilson etkisi, aslında güneş lekelerinin yüzeydeki çöküntü olduğunu söyler.O efeito Wilson implica que manchas solares são depressões na superfície do Sol.
Hasım tarafta psikolojik çöküntü oluşturulması ve motivasyonun kırılması için de kullanılır.Situações são criadas para provocar o enfraquecimento psicológico do preso e quebrar o seu caráter.