yüzleşme
C2 seviye
TR → EN
"yüzleşme" kelimesinin İngilizcesi: zap. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.
Çeviri
Genelzap
Tanım
•yüzleşmek işi
•Yüzleşmek eylemi
Diğer Dillerde
Almancakonfrontation (dişil) /kɔnfʁɔntaˈtsi̯oːn/
confrontation (the act of confronting or challenging another, especially face-to-face)
çekim: çoğul Konfrontationen · tamlayan Konfrontationen
eş: Gegenüberstellung, Auseinandersetzung
Das ist die Konsequenz, der wir uns stellen müssen. — Bu yüzleşmek zorunda olduğumuz bir sonuç.
to remove, take off, take away, clear · to take off, remove (clothes) · to kidnap, abduct
çekim: geçmiş enlevé · ortaç enlevé · şimdiki enlève · ulaç enlevant
zıt: mettre
köken: From en- + lever.
aile: enlèvement, enlever la poussière, enlève ta soutadère que je te monte, enlever une épine du pied
C'était une révélation pour moi. — Benim için yüzleşmek gibiydi.
Elle enleva ses lunettes et j'aperçus sa beauté.
İspanyolcacorrientazo, hacer zapping, zapear (eril) /korjenˈtaθo/
electric shock · slap-up meal
çekim: çoğul corrientazos
köken: From corriente + -azo.
Fue una revelación para mí. — Benim için yüzleşmek gibiydi.
En la temporada de lluvias, todos corren el riesgo de un corrientazo mortal.
jolt, jerk · tremor · shake (of the head)
çekim: çoğul scosse
eş: agitata, sbattuta, sbatacchiata, scrollata, commossa, emozionata
köken: From scosso, past participle of scuotere (“to shake”).
aile: a scosse, scossa di assestamento, scossa elettrica, scossa sismica, scossone
Per me è stata una rivelazione. — Benim için yüzleşmek gibiydi.
Rusçaударить током, шандарахнуть
прост. ударить, стукнуть неожиданно и изо всех сил
eş: бабахнуть, трахнуть, треснуть, звездануть
Ему пошли навстречу. — Onunla yüzleşmek ister.
Portekizcefazer zapping, zapar
alternative form of zapear
çekim: geçmiş zapei · ortaç zapado · şimdiki zapa
eş: zapear
köken: From English zap + -ar.
Ela quer ter uma conversa com ele. — Onunla yüzleşmek ister.
主に拳や道具で直接相手を乱暴に打つ。
eş: 叩く, ぶつ
モノを考えているとは思っていませんでした — Benim için yüzleşmek gibiydi.
to microwave
çekim: geçmiş mikrade · ortaç mikrad · ulaç mikrande
köken: mikro + -a
Det är konsekvensen vi måste stå inför. — Bu yüzleşmek zorunda olduğumuz bir sonuç.
Lehçebłyskać, błysnąć, kasować, podgrzać w mikrofalówce, podgrzewać w mikrofalówce, porażenie prądem /ˈbwɘs.kat͡ɕ/
to flash (to shine or illuminate intermittently) · to flash (to be visible briefly) · to shine, to flash (to be distinct in a positive way)
çekim: geçmiş błyskano · şimdiki błyska
eş: migać, migotać, mrugać, lśnić, mrugać
köken: Etymology tree Proto-Indo-European *bʰel- Proto-Indo-European *bʰleyǵ-der. Proto-Indo-European *-sḱétider. Proto-Balto-Slavic *blaiskas Proto-Slavic *blěskъder. Proto-Slavic *bliskati ▲ Old Polish łyskaćinflu. Old Polish błyskać Polish błyskać Inherited from Old Polish błyskać.
aile: błyskawicowy, błyskawiczny, błyskotliwy, błyskotny, błyskowy, błyskawicowo, błyskawicznie, błyskotliwie, błyskotnie, błyszcząco
To było dla mnie objawienie. — Benim için yüzleşmek gibiydi.
Widzę jak tam już zaczyna się błyskać, zabierajmy się stąd.
Taycaจี๊ด /t͡ɕiːt̚˦˥/
squeak (mouse's noise).
Katalancafer zàping, fiblada (dişil) /fibˈbla.ðə/
sting (bump left on the skin after having been stung) · sting (a sharp, localised pain primarily on the epidermis)
çekim: çoğul fiblades
köken: From fiblar (“to sting”) + -ada.
Esperantozapi /ˈzapi/
to zap, change TV channels repeatedly and/or by remote control
çekim: geçmiş zapis · ortaç zapinta · ulaç zapanta
köken: Borrowed from English zap + -i.
Örnek Cümleler
Gerçekle yüzleşmelisin.
You should face reality.
Onunla yüzleşmek ister.
He goes to confront him.
Müzikle yüzleşme zamanı.
It's time to face the music.
Bu sorunla yüzleşmeliyiz.
We should face up to this issue.
Gerçeklerle yüzleşmelisin.
You must face the facts.
Gerçeklerle yüzleşmeliyiz.
We must face the facts.
Gerçekle yüzleşmen gerekir.
You should face up to the reality.
Tom gerçeklerle yüzleşmeli.
Tom needs to face the facts.
Onlar sonuçlarla yüzleşmeli.
They need to face the consequences.
Gerçekle yüzleşmen gerekiyor.
You need to face reality.
Bununla yüzleşmek zorundasın.
You have to face it.
Benim için yüzleşmek gibiydi.
It was a revelation for me.
İlgili Sorular
Neden insanlar kendi iç dünyalarıyla yüzleşmek ve eylemlerinin sorumluluğunu almak konusunda bu kadar tereddüt eder?
Aile, sizi hayır diyemeyeceğiniz bir durum ya da kişiyle yüzleşmeye zorlayabiliyor mu?
Evlat edinilmiş birinin, biyolojik ebeveynlerinin son anlarında onlarla yüzleşmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?
Eşimle aramızda bir kopukluk var ve ayrılmak istediğini düşünüyorum. Bu konuda yüzleşmek mi yoksa sessizce ilerlemek mi daha etkili olur?
Beni bırakmak istediğini hissettiğim partnerimle yüzleşmeli miyim yoksa ilişkiyi doğal olarak bitmesine izin mi vermeliyim?