Işık saçan.
Self-radiating.
Tom neşe saçan kişidir.
Tom is the life of the party.
Neşe saçan görünüyorsun.
You look radiant.
Tom çok yemek saçan biri.
Tom is a very fussy eater.
(Tırnaklarıyla) Ateş saçanlara,
Then those striking sparks of fire,
And olsun kıvılcımlar saçanlara;
Then those striking sparks of fire,
Sizi alevler saçan ateşle uyardım;
So, I warn you of the blazing Fire.
"Adil Serdar Saçan kazada yaralandı".
"Adil Serdar Saçan kazada yaralandı".
İçlerine ışık saçan bir kandil astık.
And placed a lamp therein brightly burning.
"Effulgent" demek ışık saçan mı demek?
Effulgent means self-radiating?
(Nallarıyla) çakarak kıvılcım saçanlara,
Then those striking sparks of fire,
"Saçan'a 'Fethullahçı polisler' soruldu".
"Saçan'a 'Fethullahçı polisler' soruldu".
saçan ile daha fazla örnek cümle →