Şirket ayakta kalabilmek için çabaladı.
The company scrambled to stay afloat.
Tom uyanık kalabilmek için çok kahve içti.
Tom drank a lot of coffee so he could stay awake.
Güzel kalabilmek için her türlü şeyi yapıyoruz.
We do all kinds of things to remain beautiful.
Hayatta kalabilmek için ne gerekiyorsa yapacağım.
I'll do whatever it takes to survive.
Problem büyüdüğümüzde de sanatçı olarak kalabilmekte.
The problem is to remain an artist as we grow up.
Bir canlı, hayatta kalabilmek için bir diğer canlıyı yiyor.
The living eat the living to live.
Çünkü hepsi aynı neden için evrimleşti: hayatta kalabilmek.
Because they evolved for the same reason: to survive predation.
Ayakta kalabilmek ise teknoloji, yapı ve organizasyona bağlı.
Survival depends on advancements in technology, structure and organisation.
Oyunda amaç, mümkün olduğunca uzun süre hayatta kalabilmektir.
The object of the game is simply to survive as long as possible.
Bilirsiniz, bazen idealist kalabilmek için unutmak çok önemlidir.
You know, sometimes forgetting is so important to remain idealistic.
Hayatta kalabilmek için bir balina bazı bilgilere sahip olmalıdır.
To survive, a whale must know how to do things.
Tüm deniz memelileri iletişimde kalabilmek için sesleri kullanırlar.
All marine mammals use sound for communication to stay in touch.
kalabilmek ile daha fazla örnek cümle →