Kendi kendini örgütlüyor.
It's self-organizing.
Örgütlü bir toplumun yerel meclisi
Local assembly of an organized society
Kamuoyunun örgütlü suça olan hayranlığı çok rahatsız edicidir.
The public's fascination with organized crime is very disturbing.
Örgütlü kilisede birçok liderlik rolü erkeklerle sınırlandırılmıştır.
Many leadership roles in the organized church have been restricted to males.
Lincoln'ün yürüyüşü, büyük ölçekli örgütlü direnişin sonunu işaret ediyordu.
Lincoln's march marked the end of large-scale organized resistance.
Örgütlü, kurumsal, profesyonel, kredibilitesi yüksek, ürün standardı olan bir piyasadır.
For companies, who can count on a more creative, more productive, more focused team.
Geçtiğimiz Kasım ayı içinde AB örgütlü suçlarla mücadele için 465 milyon Euro aktarmıştı.
Last November, the EU allotted 465m euros for the fight against organised crime.
Karma yasasına inanırdı fakat yalın olarak Ölümden sonra yaşama ve örgütlü dinlere inanmazdı.
He believed in Karma but rejected a literal afterlife and organized religion.
Sırbistan'da Örgütlü Suç Gruplarına Karşı Düzenlenen Saldırıda 1.000'den Fazla Kişi Tutuklandı
More Than 1,000 Arrested in Crackdown on Organised Crime in Serbia
Ekonominin örgütlü işkolları, ekonominin büyüme oranından bile daha fazla ücret zammı almaktaydı.
Organized sectors of the economy received wage hikes even greater than the economy's growth rate.
Seçkinlerin örgütlü bir azınlık olduğunu ve kitlelerin örgütlenmemiş bir çoğunluk olduğunu söyledi.
He said elites are an organized minority and that the masses are an unorganized majority.
örgütlü ile daha fazla örnek cümle →