Ve altyapımızı çalıştıran şey bu.
And this is what runs our infrastructure.
Etrafımızdaki herşeyi çalıştıran bu.
This is what runs everything around us.
Patronum köle gibi çalıştıran bir amir.
My boss is a slave driver.
ZTE'nin U980 modeli onu çalıştıran son telefondur.
The U980 of ZTE is the last phone running it.
Fastlane'i çalıştıran ilk cihaz Nokia Asha 501 idi.
The first device to run Fastlane is Nokia Asha 501.
Buradaki Pirate Bay'i çalıştıran insanlar nerede şu an?
Where are the people who run the Pirate Bay based now?
Hayatta kalmak için çalıştıran hapishanelerden kaçabiliriz.
We can escape the prison of working for survival.
Jerry - Her zaman kedi Tom'u çalıştıran kahverengi bir fare.
Jerry – A brown mouse who is always running away from Tom.
Şu anda ligde bir takımı en uzun süre çalıştıran antrenördür.
He is currently the longest serving coach with the same franchise.
Gönlünü ve aklını çalıştıranlardan başkası düşünüp anlayamaz.
Yet none remembers this save men of wisdom.
Bu NADH'lar da elektron taşıma zincirini çalıştıran şeylerdir.
And those are actually what drive the electron transport chain.
Emekçinin iştahıdır onu çalıştıran, Çünkü açlığı onu kamçılar.
The appetite of the laboring man labors for him; for his mouth urges him on.
çalıştıran ile daha fazla örnek cümle →