Bunu düzeltmek zorundayım.
I'm obligated to fix this.
Onu yapmak zorunda hissettim.
I felt obligated to do that.
Tom yardım etmek zorunda hissetti.
Tom felt obligated to help.
Bir şey yapmak zorunda bırakıldım.
I was obligated to do something.
Ben onu yapmak zorunda hissediyorum.
I feel obligated to do that.
Ama sen arkadaşına vermek zorundasın.
But you're obligated to your friend.
O soruya cevap vermek zorunda değilsin.
You're not obligated to answer that question.
Kendimi yardım etmek zorunda hissettim.
I felt obligated to help.
Kendimi yardımcı olmak zorunda hissediyorum.
I feel obligated to help.
Eğer istemiyorsan konuşmak için zorunlu hissetme.
Don't feel obligated to talk if you don't want to.
Tom'un bunu yapmakla yükümlü olduğunu sanmıyorum.
I don't think Tom is obligated to do that.
Kapitalizmde, bir vatandaş alışveriş yapmak zorunda değildir.
In capitalism, a citizen is not obligated to shop.