impoverished
/ɪmˈpɒv(ə)ɹɪʃt/3 hece
C2 seviye
EN → TR
Tanım
•destroyed financially
Diğer Dillerde
Almancaverarmt
Fransızcaappauvri
İspanyolcaempobrecido
İtalyancaimpoverito
Rusçaобедне́вший, обнища́вший
Kazakçaбасынан бағы тайған, кедейленген
Ukraynacaзбі́днений, збідні́лий
Norveççeutarmet
Katalancaempobrit
Makedoncaосиромашен
Kelime Ailesi
impoverishedly
impoverishedness
unimpoverished
Eş & Zıt Anlamlılar
Örnek Cümleler
Annesi parasızlıktan ölmüştür.
He died completely impoverished.
Duzh-Dushewski fakir bir ailede doğdu.
Duzh-Dushewski was born into an impoverished szlachta family.
Yıllar süren savaş ülkeyi fakirleştirdi.
The war lasting for years impoverished the country.
Varlıklı mı yoksullaştırılmış mı olduklarına bağlı.
It's going to depend if they're wealthy or impoverished.
Asıl amacı yoksul köylüler için toprak elde etmekti.
The purpose was to obtain arable lands for impoverished farmers.
Türkiye, yoksul güneydoğuya milyarlar akıtmayı planlıyor
Turkey plans to pour billions into impoverished southeast
Read, Dummerston, Vermont'ta yoksul bir çiftçi ailesinde büyüdü.
Read grew up in Dummerston, Vermont, in an impoverished farming household.
Daha önce varlıklı olan sonradan yoksullaşmış bir ailenin çocuğuydu.
A public benefit was then later held for his already impoverished family.
Kültür 1970'lerin ABD'siyle aynı olsa da fakirliğin etkileri görülmektedir.
The culture is much the same as the 1970s in the United States, though impoverished.
Kültür 1970'lerin ABD'siyle aynı olsa da fakirliğin etkileri görülmektedir.
The culture is much the same as the 1970s in the United States, though impoverished.
Yoksul bir hayal gücü, miyop bir dünya görüşü - ve ilk okuduğumda düşündüğüm buydu.
Impoverished imagination, a myopic view of the world -- and that's the way I read it at first.
Yüzbaşı Brown - İki kızıyla birlikte Cranford'ta yaşamaya gelen yoksul bir yüzbaşı.
Captain Brown – An impoverished army captain, who comes to live at Cranford with his two daughters.