Bu bilgi savunma için önemsizdir.
This data is immaterial to the argument.
Sen bir şişe şarap olmadıkça yaş önemsizdir.
Age is immaterial, unless you're a bottle of wine.
Oysa tevhid inancına göre bu mümkün değildir.
Whether they truly believe in it or not is immaterial.
Yani, somut olmayan, vücudumuzdan ayrı olan bir şeye.
I'm going to mean something immaterial, something distinct from our bodies.
O bir İngiliz empiristi, [1] bir gayri maddi ve idealistti.
He was a British empiricist,[18] an immaterialist, and an idealist.
Ben, tahmin edeceğiniz gibi, materyalist değilim. Maneviyatçıyım.
I'm, as you can guess, not a materialist, I'm an immaterialist.
Ayrıca her türlü etkinliğin temel nedeni sonsuz töz, yani Tanrı'dır.
All movement in matter is, therefore, caused by some immaterial force, namely, God.
Amerika'daki insanların çoğunluğu, manevi bir ruhun varlığına inanıyorlar.
Certainly most people in America believe in some sort of immaterial soul.
Bizim, vücudumuzun ölmesinden sonra, yaşamını sürdürecek olan, tinsel ruhlarımız var mı?
Do we have immaterial souls, something that might survive the death of our body?
Kiyarüstemi'nin filmleri sıklıkla ruh ve ölümden sonraki yaşam gibi tinsel konulara eğilir.
Kiarostami's films often reflect upon immaterial concepts such as soul and afterlife.