conciliatory

/kənˈsɪl.i.əˌtɔɹ.i/6 hece
EN → TR
"conciliatory" kelimesinin Türkçesi: barıştırıcı, uzlaştırıcı, gönül alıcı. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Genelbarıştırıcı
Geneluzlaştırıcı
Genelgönül alıcı

Tanım

•intended to placate

Diğer Dillerde

Almancaversöhnlich
İspanyolcaconciliatorio
İtalyancaconciliante
Rusçaпримири́тельный, умиротворя́ющий
Portekizceconciliatório
Ukraynacaзаспокійливий, погоджувальний, примирливий
Çekçesmířlivý
Norveççeforsonlig
Bulgarcaпомирителен, умиротворяващ
Katalancaconciliatori
Belarusçaзаспакойваючы, змірэнчы, прымірыцельны
Makedoncaпо́мирлив, помиру́вачки

Eş & Zıt Anlamlılar

Zıt anlamlılar
unconciliatory

Örnek Cümleler

Kazandığı zaferin ardından konuşan Erdoğan, uzlaşmacı bir tavır sergiledi.
Following his victory, Erdogan struck a conciliatory tone.
Slovenya Hırvatistan'ın NATO hedefleri konusunda daha uzlaşmacı bir tavır takındı.
Slovenia has taken a more conciliatory tone regarding Croatia's NATO ambitions.
Ayrıca, Lord'un Sofrası ile ilgili bölümde Luther'e karşı daha uzlaşmacı bir tavır sergiledi.
It showed also a more conciliatory temper toward Luther in the section on the Lord's Supper.[1]
1976 darbe girişiminin ardından Numeyri ve muhalifleri daha uzlaşmacı politikalar benimsediler.
Following the 1976 coup attempt, Nimeiri and his opponents adopted more conciliatory policies.
Uzlaştırmaya karar vererek ve borçlarını ödeyerek, çalkantılı ordunun büyük bir bölümünü kazandı.
By appearing conciliatory and paying the arrears, he won over a large part of the mutinous army.
Baykal, Gül kabul ederse "İyi niyetli ve uzlaşmacı yaklaşımımızı sonuna kadar sergileyeceğiz." dedi.
"We will demonstrate our goodwill and conciliatory approach to the end" if Gul agrees, Baykal said.