bragging

/ˈbɹaɡɪŋ/2 hece
C1 seviye
EN → TR

Tanım

•an instance of boastful talk
•exhibiting self-importance

Diğer Dillerde

Fransızcafanfaronnade
İtalyancafanfaronata
İsveççeskrävel, skryt
Lehçeprzechwalanie się, przechwałka
Latinceiactantia

Eş & Zıt Anlamlılar

Eş anlamlılar

Örnek Cümleler

Palavra atmıyorum.
I'm not bragging.
Tom böbürleniyordu.
Tom was bragging.
Ben palavra dinlemekten bıktım.
I'm tired of listening to your bragging.
Önümüzdeki ppv Bragging Rights.
"Bragging Rights PPV Results".
Bana karşı güç mü kullanıyorsun?
Are you bragging right now, how much strength you have?
Tom'un sadece övündüğünü düşündüm.
I thought Tom was just bragging.
Tom yeni arabasından övünerek söz eder.
Tom is bragging about his new car.
Tom yeni arabası hakkında övünmeye başladı.
Tom started bragging about his new car.
Tom'un kaç para kazandığından övünerek bahsettiğini duydum.
I heard Tom bragging about how much money he made.
Sen özür dilemeye geldin, ama sence de fazla övünmüyor musun?
You came to apologize, but aren't you just bragging too much?
Tom Mary'nin yarışı kazanması hakkındaki övünmelerinden bıkıyordu.
Tom was getting tired of hearing Mary bragging about winning the race.
Baek Su Chan herzaman oğluyla övünüyordu, ama görüyorum ki haklıymış.
Baek Su Chan was always busy bragging about his son, but I see it was all true.