Deney başlamak zorunda.The experiment has to begin.
Sen onur ve ölüm arasında seçim yapmak zorundasın.You have to choose between honor and death.
Tom Mary'nin arkadaşlarını bilmek zorunda.Tom got to know Mary's friends.
Erkekler tuvaletine gitmek zorundayım.I've got to go to the men's room.
Benim dediğim gibi yapmak zorundasın.You have to do as I say.
Her şeyi kendi başıma yapmak zorundaydım.I had to do everything on my own.
İşe yarayan kuralları bulmak zorundayız.We have to find rules that work.
Merdivenleri kullanmak zorundayız, çünkü asansör tamir ediliyor.We have to take the stairs, because the elevator is being repaired.
Asansör tamir edildiği için merdiveni kullanmak zorundayız.We have to use the stairs, because the elevator is being repaired.
İstemiyorsan onu bana söylemek zorunda değilsin.You don't have to tell me if you don't want to.
İki gün yatakta kalmak zorundaydım.I had to stay in bed for two days.
Ormandayken dikkatli olmak zorundasın.You have to be careful when you're in the jungle.
Bir şey yapmak zorundayız.We have to do something.
Geri dönüp kontrol etmek zorundayım.I've got to go back and check.
Kalmak zorunda değilsin.You don't have to stay.
Yapmak zorunda olduğum şeyi şimdi biliyorum.I know now what I have to do.
Tom 100 saat toplum hizmeti yapmak zorundaydı.Tom had to perform 100 hours of community service.
Kendine inanmak zorundasın.You have to believe in yourself.
Ben sonraki kapıya koşmak zorundayım.I have to run next door.
Bana bir daha ne yapacağımı söylemek zorunda değilsin.You don't get to tell me what to do ever again.
Kedisini evde bırakmak zorundaydı.He had to leave his cat at home.
Sen hastaneye gitmek zorundasın.You have to go to the hospital.
Bugün iyi görünmek zorundasın.You have to look good today.
Öğrenciler bugün okula gitmek zorunda değil.The students don't have to go to school today.
Böyle bir kazanın yeniden olmasını önlemek zorundayız.We have to prevent such an accident from happening again.
Bu cümleyi ezberlemek zorundasınız.You have to memorize this sentence.
Bu cümleyi ezberlemek zorundasın.You have to memorize this sentence.
Odasını kendi başına aramak zorundaydı.He had to look for his room by himself.
O onu beklemek zorunda kalacak.She'll have to wait for him.
O, ona biraz ılık süt getirinceye kadar beklemek zorunda.He has to wait until I bring him some warm milk.
O bir sandalye buluncaya kadar ve oturuncaya kadar beklemek zorunda kaldık.We had to wait until she found a chair and sat down.
Onu görmek zorundayım!I have to see it!
Onun benim arkadaşım olmadığını kaç defa tekrarlamak zorundayım.How many times do I have to repeat that she isn't my friend?
Reçel için tam bir kova elmayı soymak zorundayım.I have to peel a whole bucket of apples for a jam.
Tom bir odayı erkek kardeşiyle paylaşmak zorunda.Tom has to share a room with his brother.
Biz sadece onu yapmak zorundayız.We just have to do it.
"不够" 'den sonra bir sıfat koymak zorundasın.You have to put an adjective after "不够."
100 sayfa yazdırmak zorundayım.I have to print 100 pages.
Hızla tepki göstermek zorundaydık.We had to react quickly.
Ben bugün doktora gitmek zorundayım.I have to go to the doctor today.
Hala hastasın. Yatakta kalmak zorundasın.You are still sick. You have to stay in bed.
Böyle olmak zorunda değil.It doesn't have to be like this.
Pis bir iş ama biri bunu yapmak zorunda.It's dirty work, but someone has to do it.
En kötü durum senaryosunda elimizden geldiği kadar mutlu görünmek zorunda kalacağız.In the worst case scenario we'll just have to look as happy as we can.
Ertelemeye son vermek zorundayım.I have to stop procrastinating.
İçimi dökerek rahatlamak zorundayım.I have to let off steam.
911'i arama! 112'yi aramak zorundasın.Don't call 911! You have to call 112.
Rolünü kabul etmek zorundasın.You have to accept your role.
Yaşamdaki kendi yolunu seçmek zorundasın.You have to choose your own path in life.
O bilmek zorunda değil.He doesn't have to know.
Bilmek zorunda değiller.They don't have to know.
Beş saat beklemek zorunda kalacağız.We'll have to wait for five hours.
Dönmek zorunda kalacağız.We'll have to go back.
Daha çok yemek pişirmek zorunda kalacaksın.You'll have to cook more food.
O seni unutmak zorunda kalacak.He'll have to forget about you.
O geri çekilmek zorunda kaldı.He had to withdraw.
Amaçlarımıza ulaşmak için her zaman çaba harcamak zorundayız.We always have to make efforts to reach our goals.
Onu yapmak için öğretmenliği sevmek zorundasın.You have to like teaching in order to do it.
Çocuklarımız için bir şey bırakmak zorundayız.We have to leave something to our children.
Bu akşam hava kararmadan önce evde olmak zorundayım.I have to be home tonight before it gets dark.