Sana bir şey göstermek zorundayım.I've got to show you something.
Eğer o gerçekten gitmek istemiyorsa gitmek zorunda olmamalı.If he really doesn't want to go, he shouldn't have to.
Tom'un yardımını istiyorsan, bunun için Tom'dan istemek zorundasın.If you want Tom's help, you'll have to ask him for it.
Gerçekten yapmak istemiyorsan onu yapmak zorunda değilsin.You don't have to do that if you don't really want to.
İstemiyorsan Tom'la konuşmak zorunda değilsin.You don't have to speak to Tom if you don't want to.
Tom'un benim için çeviri yapmak zorunda olduğunu düşünmesini istemiyorum.I don't want Tom to think he has to interpret for me.
Bazen sen yapmak istemediğin şeyleri yapmak zorunda olursun.Sometimes you have to do things you don't want to do.
İstemiyorsan onun hakkında konuşmak zorunda değilsin.You don't have to talk about it if you don't want to.
Anlamıyorum; daha açık olmak zorundasın.I don't understand; you have to be more direct.
Genellikle istediğimiz şeyleri değil de, yapmak zorunda olduğumuz şeyleri yaparız.We often do what we have to do, not what we want to do.
Gerçekten tüm hafta sonunu bunu yaparak geçirmek zorunda mıyız?Do we really want to spend the entire weekend doing this?
Tom'un o şarkıyı tekrar söylemesini dinlemek zorunda olmak istemiyorum.I don't want to have to listen to Tom sing that song again.
Toplantıya katılmak istemiyorsan, katılmak zorunda değilsin.If you don't want to attend the meeting, you don't have to.
Bazen yapmak zorunda olduğumuz şeyi yaparız, yapmak istediğimiz şeyi değil.Sometimes we do what we have to do, not what we want to do.
Keşke yapmak zorunda olmadığım bütün bu şeyleri yapmak zorunda olmasam.I wish I didn't have to do all those things I don't want to do.
Daha iyi olmak istiyorsan bu ilacı almak zorundasın.If you ever want to get better, you have to take this medicine.
Ondan daha fazla ayrıntı istiyorsan, patronuma sormak zorundasın.If you want more details than that, you'll have to ask my boss.
Tom'un doğum günü partisine gitmek istemiyorsan, gitmek zorunda değilsin.If you don't want to go to Tom's birthday party, you don't have to.
Tom'un doğum günü partisine katılmak istemiyorsan katılmak zorunda değilsin.If you don't want to attend Tom's birthday party, you don't have to.
Bir tane istiyorsan onu kendi harçlığının dışında ödemek zorundasın.If you want one, you'll have to pay for it out of your own allowance.
Seni incitmek zorunda kalmak istemiyorum ama yoluma çıkarsan başka seçeneğim kalmayacak.I don't want to have to hurt you, but if you get in my way, I'll have no choice.
İstemiyorsan gitmek zorunda değilsin.You don't have to go if you don't want to.
Gitmek istemesen bile oraya gitmek zorundasın.You have to go there, even if you don't want to.
Meşgul etmek zorunda kaldım, bu yüzden ne olduğu hakkında düşünmedim.I had to keep busy, so I wouldn't think about what had happened.
Şu anda karar vermek zorunda değilsin.You don't have to make up your mind right now.
Biz dikkatli olmak zorundayız.We have to be careful.
Dikkatli olmak zorundayım.I've got to be careful.
Dikkatli olmak zorundasın.You have to be careful.
Dikkatli olmak zorunda olacağız.We'll have to be careful.
Biz daha dikkatli olmak zorundayız.We have to be more careful.
Çok dikkatli olmak zorundayız.We have to be very careful.
Daha dikkatli olmak zorundayım.I've got to be more careful.
Onlar çok dikkatli olmak zorunda.They have to be very careful.
Daha dikkatli olmak zorundasın.You've got to be more careful.
Hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.We all have to be very careful.
Gerçekten dikkatli olmak zorundasın.You've got to be really careful.
Dikkatli olmayı öğrenmek zorundasın.You've got to learn to be careful.
Çok dikkatli olmak zorunda olacağız.We're going to have to be very careful.
Ben kelimelerimi çok dikkatli seçmek zorundayım.I have to choose my words very carefully.
Biz yardım etmek zorunda olduğumuz fakir kimseye ulaştık.We reached the poor soul we had to help.
Onlara söylemek zorundayız.We have to tell them.
Bir kara tahta, siyah olmak zorunda değildir.A blackboard doesn't have to be black.
Sadece kendimi suçlamak zorundayım.I have only myself to blame.
Sanırım sadece kendimi suçlamak zorundayım.I have only myself to blame, I suppose.
Onun için bir şekilde suçlu olmak zorundasın.You have to be somewhat to blame for that.
Nasıl ateş edeceğimi öğrenmek zorundayım.I have to learn how to shoot.
Bazı yeni şarkılar öğrenmek zorundayım.I've got to learn some new songs.
Yemek pişirmeyi öğrenmek zorunda kalacaksın.You'll have to learn to cook.
Sen hala oturmayı öğrenmek zorunda kalacaksın.You'll have to learn to sit still.
Bir şey yapmak zorundasın.You've got to do something.
Sana bir şey söylemek zorundayım.I've got to tell you something.
Bir şey hakkında seninle konuşmak zorundayım.I've got to talk to you about something.
Tom'a bir şey vermek zorundayım.I've got to give Tom something.
Bir şey yapmak zorundayım.I've got to do something.
Söylemek zorunda olduğum bir şey var.There's something I've got to say.
Sen bir şeye inanmak zorundasın.You have to believe in something.
Saklamak zorunda olduğun bir şeyin var mı?Do you have something to hide?
Tom'a bir şey göstermek zorunda kaldım.I had to show Tom something.
Tom'a bir şey göstermek zorundaydım.I had to show Tom something.
Tom'a bir şey sormak zorundayım.I have to ask Tom something.