Ana içeriğe geç
Sözlük

zayi ile cümle

zayi kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Bu durum Jem'i daha da zayıflaştırır.Powoduje to coraz większe zaniepokojenie u Judy.
Takım lige zayıf bir kadroyla katıldı.Zespół przystąpił do rozgrywek z dość młodą kadrą.
19. yüzıldan sonra Divan edebiyatı gittikçe zayıflamaya başladı.Przez cały XVIII w. sytuacja materialna wspólnoty stopniowo się pogarszała.
Var olan insan verileri ise zayıf sonuçlar verdi.Środowiska naukowe ze sceptycyzmem odniosły się do rezultatów Podkletnowa.
Ötüşü diğerlerine göre daha zayıf ve daha ritmiktir.Uważają ich za słabszych i głupszych od siebie.
Örgüt, 12 Mart Muhtırası sonrası zayıflamış ve dağılmıştır.12 grudnia część dywizji została okrążona i rozproszona.
Raistlin doğumundan itibaren zayıf ve sağlıksız bir insan olmuştur.Od urodzenia była bardzo wątła i słabego zdrowia.
Yoğun zayiat nedeniyle ölen askerlerin defnedilmesi her iki taraf adına da ciddi bir soruna dönüşmüştü.Sytuacja armii atakowanej z obu skrzydeł była poważna.
Orman yapısının zayıflığı orman ürünleri üretimini de sınırlamaktadır.Degradacja terenów leśnych zmniejszyła produkcję w leśnictwie.
Görme ve koklama duyguları zayıf olur.Widzę, jak moje ciało chudnie i słabnie.
Bu bölümde Deri Yüz önceki bölümlere göre daha zayıftır.Jednakże scenariusz oceniono jako słabszy niż w poprzednich odcinkach.
Bu dönemde Osmanlı Devleti'nin kara ve deniz gücü zayıflamaya başladı.Wskazówka czarna i zielona zaczynały się wówczas przesuwać.
En büyük zayıf noktası, sürekli aç olmasıdır.Jest duży, silny i wiecznie czuje głód.
Zayıflığından onu azarladı.Krytykował ją za słabość.
Zayıf bağışıklık fonksiyonu da hastalık için bir risk faktörüdür.Dåligt immunförsvar är också en riskfaktor för sjukdom.
Hamle: Zayıf oyuncu beyaz taşları alır.Detta innebär en liten nackdel för spelaren med de vita stenarna.
Savaşın sonuna kadar zayıf silah donanımlı Sherman’lar Panther ve Tiger’ların karşısında zor anlar yaşadılar.Under kriget hade Sherman dock mycket svårt mot Panther och Tiger-vagnarna.
Sudaki çözeltisi zayıf asittir.I vattenlösning är den en svag bas.
Hastalıktan ötürü zayıf düştü, 2 Ocak 1896'da öldü.Han drabbades vid ankomsten av malaria, och avled i januari 1896.
Zayıf bir iktidarı vardı.Men hon har en svaghet.
Östron östradioldan daha zayıf etkilidir ve menopoz sonrası kadınlarda östradioldan çok östron bulunur.Östron har svagare verkan än östradiol, och kvinnor som passerat klimakteriet har mera östron än östradiol.
Bolivya Güney Amerika'nın en zayıf takımlarından biri.Bolivia är ett av de lägst utvecklade länderna i Sydamerika.
Beslenme kaynakları zayıftır.Näringsinnehållet är lågt.
O her yerde yatabilir miyim onun zayıf olduğu.Nästan överallt han går är hon där.
Obez olanlarda zayıflatma ameliyatı, diyabet tedavisinde etkili bir önlemdir.Viktminskningskirurgi för de som är överviktiga är en effektiv åtgärd för att behandla diabetes.
Bu Brezilya tarihinde en büyük zayiat veren yangın olmuştur.Det är den värsta brandkatastrofen i Sveriges historia.
Böylece bloklar hâlinde çıkartılarak zayiat önlenmektedir.Myndigheterna har uppgett att blockeringen kommer att vara tillfällig.
İldenizliler zayıf düşünce müstakil oldu.Du tycker att konservativa är trångsynta.
Amy'nin aslında tek zayıf noktası Sonic'tir.I Sonic Adventure är Amy en spelbar karaktär.
Var olan insan verileri ise zayıf sonuçlar verdi.Den dåliga skörden ledde till katastrofala följder.
Zayıflığı fıtığa yol açabilmektedir.Ödemet kan leda till viktuppgång.
Bu kayıp Gondor'u zayıflattı ve Umbar'ın donanma kültürünü geliştirdi.Utbyggnaden av Gondor började under hans styre som han startade byggandet av Gondors flottor.
Birçok zayıflama diyeti de demir açısından zayıftır.Järnbrist innebär att kroppen har brist på järn.
Bu savaş sonucunda Müslüman gücü zayıflamıştı.Först efter Jasminrevolutionen upphörde förtrycket.
Vücudum ben istesem de uyuşturucu almama izin vermiyor, çünkü çok zayıfım.Jag bad pojken lämna mig eftersom jag mådde illa och inte hade styrka nog att fortsätta.
O zamana kadar Çek operası pek az temsil edilen birkaç zayıf eserden oluşmaktaydı.Innan dess bestod bebyggelsen endast av ett fåtal torp.
Üst solunum enfeksiyonları (ÜSYE) arasındaki fark, semptomların görüldüğü yere zayıf şekilde bağlıdır.Skillnaden mellan infektioner i de övre luftvägarna beror till viss del på var symtomen sitter.
Zayıfça dağılmış ışınlar ikinci kez dağılma olayına girmeksizin kristal kalıntısının içinden geçer.Till sist bryts ljusstrålen en andra gång då den passerar ut genom regndroppen.
NMPEA bir zayıf bazdır ve pKa = 10.14; pKb = 3.86 değerlerine sahiptir.Isokinolin är en svag bas med pKb = 8,6.
Görme duyusu çok zayıftır.Men deras syn är mycket dålig.
Ne yazık ki bu durumda zayıf bir nokta vardır.För andra betydelser, se Slab Point.
Nabız oldukça zayıflar.Lungorna är reducerade.
Güçlü firmalarar zayıfları yokeder.De tre svaga bosonerna förmedlar den svaga kraften.
Genç kayınlar yarı gölge olan yerleri tercih eder ve bol güneşli yerlerde zayıf olarak gelişirler.Mindre träd som trivs i halvskugga.
Worldstone yüzünden Nephalem'in gücü gün geçtikçe zayıflamıştır ve doğumlar yavaşlamıştır.Trots denna entusiasm i Birgers liv blev han allt svagare.
Güç: Önerilen ekstra boyutlar kütleçekimi kuvvetinin neden bu kadar zayıf olduğunu açıklayabilmektedir.Vilket de menar är den enda förklaringen till varför kollapserna gick så fort.
İngiltere, Almanya tehlikesine karşı daha zayıf durumda olan Rusya'yı kullanmaya karar verdi.För Tyskland var detta en åtgärd som skulle försvaga fienden Ryssland.
Minas Tirith ile Isengard arasındaki bağ gün geçtikçe zayıfladı, en sonunda tamamen koptu.Gradvis minskade dock kontakten med Minas Tirith tills den upphörde helt.
Öte yandan, Ligeia'ya göre bir insan, yaşama iradesinin zayıflaması sebebiyle ölür.På så vis vore vissa människor till och med beredda att förlora sitt eget liv för tyrannens skull.
Genellikle birçok madde için zayıf bir etkidedir, buna rağmen süperiletkenler güçlü bir etki gösterir.I de flesta material är effekten svag, men hos supraledare är effekten stor.
Zayıf görüntüler kamerası.Finansierar en ljuskänslig kamera.
Fırtına, karaya doğru devam etti ve bu günün ertesinde tropikal fırtınaya dönüşerek zayıfladı.Depressionen ökade i styrka och uppgraderades till en tropisk storm senare samma dag.
Karbon elementinin allotropları olan grafitin karbon bağları zayıf, elmasınkiler ise çok güçlüdür.Dels för att kol-syre-bindningarna i koldioxid är så starka, svåra att bryta upp.
Çevre düzenlemesi zayıftır.Terrängen runt Tápióság är platt.
Siyasi kültürün zayıf yönü hoşgörüsüzlüktür.För den kriminalpolitiska strategin, se Nolltolerans.
Bu yüzden direnmenin daha zayıf olması gerekir.Detta medför att resistansen ökar.
Bu levhalar sıvıyı manyetik alanlara bölebilir, bu alanlarda iletkenlik göreceli olarak zayıftır.Detta kan bero på att de lever i områden med hög vågaktivitet där skalen mals sönder.
Var olan insan verileri ise zayıf sonuçlar verdi.Випробування на людях продемонстрували слабші результати.
Bu yüzden devlet gittikçe zayıfladı.Справа в тому, що центральна влада все більше слабшала.
Çin zayıflamıştı.Зрештою, Китай розпався.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod