Ana içeriğe geç
Sözlük

zayıf ile cümle

zayıf kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Her analizör tipi kendi güçlü ve zayıf yanlarını barındırır.Take osebe poznajo svoje močne in šibke točke.
Bunun nedeni zayıf etkileşim adlı kuvvettir.To je moje mnenje o slabem vplivu.
İkincil bileşen ise muhtemelen zayıf bir kırmızı cücedir.Rep je kvadrataste oblike, lahko je rahlo rdečkasto obarvan.
Üç olasılık içinde en karmaşık olan yol bu olduğu için, gerçekleşme ihtimali en zayıf olandır.Če uresničimo vse tri ljubezni, bo smrt mogoče manj strašna.
Bağışıklık sisteminde zayıflamaya bağlı olarak semptomatik enfeksiyon oranları, yaşlılarda artış gösterir.Pogostnost simptomatskih okužb zaradi slabljenja imunskega sistema s starostjo narašča.
Zayıf insanlar solunum kas gücünü kalori alımlarını arttırarak arttırabilirler.Ljudje s KOPB in prenizko težo lahko izboljšajo moč svojih dihalnih mišic s povečanim vnosom kalorij.
Zayıf ve aptal, Charr'ın içinde kendine yer bulamaz.Lenart je brez moči in obupan, ker ne more obdržati Maje ob sebi.
Bu tasarım zayıf, sadece birkaç gün sürüyordu.Ta rešitev je bila le začasna in je trajala le nekaj mesecev.
Bu sistemlerin oluşturduğu zayıf rüzgârlar, şehirdeki kirli havanın vadi dışına dağılmamasına sebep olur.Zaradi neprijetnega vonja so v prestolnici prepovedali pse.
Bu kararı bilen Yunan halkının gözünde bu liderliğin zayıflaması ve çaresizliğin bir sarsıntısıydı.Za vse Grke, ki so poznali njegovo odločitev, je pomenila znak obupa in šibkosti, ki si zasluži božjo kazen.
Nepalemin gücü worldstone aracılığı ile her nesil sürmüştür fakat her geçen nesil daha da zayıflamıştır.Preostali ministri poskušajo doseči mir z Mongoli, a je že prepozno za vsako diplomacijo.
Osmanlı yazarları tarafından yazılan ilk romanlar, genellikle oldukça zayıftır.Avatarji v programih za takojšnje sporočanje so običajno zelo majhni.
En güçlü ve yine en zayıf yanı hayattaki en büyük skoru olan eşi Serhan Aksak.To je njena zadnja in najosebnejša žrtev, njen »ključ« do sreče.
Teşhis, zayıf hava akışını kontrol eden akciğer fonksiyon testleri ile anlaşılır.Diagnozo postavimo na osnovi slabega pretoka zraka, ki se meri s testi pljučne funkcije.
Bununla berâber Konfüçyüs ve Konfüçyüsçülük arasındaki ilişki çok zayıftır.Povezava med prehrano in utrujenostjo je torej dobro znana.
Hinayana okulu arzularımızın en zayıf köklerini bile ortadan kaldırmamız gerektiğini vurgular.Hinajanos mokykla pabrėžia, kad turėtumėme išrauti savo troškimų šaknis.
Bu takım, OFC'nin en zayıf takımlarından biridir ve FIFA'nın Gol projesinde yer almaktadır.Yra viena silpniausių OFC rinktinių ir dalyvauja FIFA „Goal“ projekte.
Kuvvet oldukça zayıftır.Jo galios yra palyginti silpnos.
Mamafih Pelepones savaşları tüm Yunan kültürünü zayıflatmıştı ve istilaya açık tutuyordu.Peloponeso karas taip susilpnino visą Graikijos kultūrą, tad ji buvo lengvai užkariaujama.
Depremde Ayasofya'nın kubbesi zayıflamış ve 558 yılında tamamen çökmüştür.Soboro kupolas sugriuvo 558 m. žemės drebėjimo metu ir buvo perstatytas aukštesniu.
Sigara içmeyi bırakmıştı ve gittikçe zayıflıyordu.Pradėjo daug gerti, tapo vis labiau ir labiau abejingu.
Ancak Kosigin'in 1965 yılında bir ekonomik reform önerisi sonrasında konumu zayıfladı.1965 metais, lėtėjant ekonominiam augimui, buvo pravesta Kosygino reforma.
O her yerde yatabilir miyim onun zayıf olduğu.Aptinkamas visur, bet negausus.
Bolivya Güney Amerika'nın en zayıf takımlarından biri.Bolivija yra viena skurdžiausių Pietų Amerikos valstybių.
Bu sistem tiplerinin her birinin kendi güçlü ve zayıf yanları vardır.Kiekvienas dalinys turi savo stipriąsias ir silpnąsias puses.
Zayıf kuvvet üzerinde çalışmıştır.Tai buvo blogų jėgų įtaka.
Filmin gişe hasılatı zayıf olmuştur.Laimei, žala paveikslui buvo minimali.
Ancak zırhlı hedeflere karşı daha zayıftır.Ji yra tiesiog prastesnė už alternatyvas.
Onun zayıf fareler olduğu.Tai prieraišios katės.
Rusya'da yaşanan fiyasko, Alman prenslerinin Fransa'ya bağlılığının zayıflamasına sebep oldu.Sutriuškinimas Rusijoje atlaisvino prancūzų pančius Vokietijos princams.
Fakat Alman kuvvetlerinin bu bölgede zayıf olduğu kabul ediliyordu.Vokiečių valdžia, tačiau, buvo silpna.
Sadrazam'ın diğer şahsi zayıflıkları da söylentilere konu oldu.Į Tauragę pretenzijas reiškė ir Sapiegos.
Bununla birlikte, ormansızlaşma ve kaçak avlanma nedeniyle zayıf kalmaktadırlar.Pilkosios mazamos arealas nyksta dėl medžioklės ir miškų kirtimo.
Sedatif etki hipnotik etkiden daha zayıftır.Maniakinis sindromas pasitaiko rečiau negu depresinis.
"Dışarıda kalan, hem güçlü hem de zayıftır.Iš kitos pusės bazės būna stiprios arba silpnos.
Nabız oldukça zayıflar.Plaučių paviršius nelygus.
Zayıf yakınsama 'olasılık içinde yakınsama olarak da bilinmektedir.Tikimybės ir tikėtinumo sąvokos savo prasme labai artimos.
İnce, zayıf bir kuştur.Tylus, atsargus paukštis.
Yeni doğan bebekler de daha güçsüz ve zayıf doğmaya başlamıştır.Atitinkamai mažesnių naujagimių oda plonesnė ir pasiraukšlėjusi.
Buralardaki ağaç kümeleri (Yüksek Mezarlık'ın karşısı hariç) küçük boylu, gölgesi zayıf söğüt ağaçlarıydı.Paviršių dengia krūmokšniai, nedideli medžiai – aukščiau veši kalnų pievos.
Bu değer zayıf kimyasal bağ oluşturur.Jie naudojami kaip nemirtinasis cheminis ginklas.
Stüdyo finansal olarak oldukça zayıftı.Šalis ekonomiškai silpna.
Bu tasarım zayıf, sadece birkaç gün sürüyordu.Šis persidažymas vyksta negreitai, o trunka apie 3 dienas.
Süveyş Krizi, Britanya'nın Orta Doğu'daki gücünü zayıflatsa da tamamen yok etmedi.Suessi kriisi tõttu nõrgenes brittide võim Lähis-Idas, kuid ei kadunud täielikult.
Çin zayıflamıştı.Hiinat tabas külmalaine.
Bu yöntem zayıf roketli araçların geleneksel kalkış yöntemidir.See on klassikaliste rakettide tavapärane startimise viis.
Bu reformlar Champlain'ın ölümünün ardından gücü elinde tutan Quebec Piskoposu'nun zayıflamasına yol açtı.Need reformid piirasid Québeci piiskopi võimu, kelle käes oli olnud suurim võim pärast Champlaini surma.
Nihayet, Pioneer 10'dan çok zayıf sinyal alındı.Viimane nõrk signaal Pioneer 10-lt saabus 2003.
Venedik Cumhuriyeti'nin stratejik durumu gayet zayıftı.Leedu Vabariigi ajutiseks pealinnaks sai Kaunas.
Ancak bu dönemde kendi sağlığı da ciddi ölçüde zayıflamayı sürdürdü.Ta enda tervis sel ajal aga halvenes.
Her analizör tipi kendi güçlü ve zayıf yanlarını barındırır.Igal analüsaatoritüübil on omad tugevused ja nõrkused.
Fakat bu sistemin de zayıf tarafları vardı.Samas olid sel süsteemil ka omad puudused.
"Dışarıda kalan, hem güçlü hem de zayıftır.Seal on paratamatus nii tugeva kui ka nõrga jaoks.
Stüdyo finansal olarak oldukça zayıftı.Keskuse rahastus on valdavalt projektipõhine.
Zayıf yönü hantal olmasıdır, pek hızlı hareket edemez.Kuna munarakk on nii suur ei suuda ta ise, aktiivselt liikuda.
Gittikçe zayıflayan hafızasına rağmen 2007 yılına kadar mesleğini sürdürmeye çalıştı.Praktiseeriva arstina jätkas ta tööd aastani 2007.
Bu sistem tiplerinin her birinin kendi güçlü ve zayıf yanları vardır.Igal neist on oma tugevad ja nõrgad küljed.
İstanbul'da asayişin zayıf olduğu bir dönemde görev yaptı.Eesti taasiseseisvumise ajal oli palvela halvas seisukorras.
Yazarı, kendisini ve hatta zayıflığını kınar.Ta on oma kodumaad kritiseerinud ja isegi solvanud.
Bu durumda bu orduyu epey zayıflatmıştı.Samal ajal nõrgestas seda tohutu sõjaline jõupingutus.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod