Askeri yeteneklerine ek olarak, Firuz görünüşe göre yetenekli bir marangoz ve zanaatkârdı.In addition to his military skills, Piruz was apparently a skilled carpenter and artisan.
Stoacı fizikte evren, ilahi bir zanaatkar-ateş tarafından şekillendirilir.Communication with the spirits is established by means of a sacrificial fire.
Ailesi de şair ve zanaatkârdı.His family were poets and craftsmen.
Girişinizde ve tezinizde zanaatkarlığa ve düzeltme yapmaya zaman ayırın.Take time crafting and revising your thesis and introduction.
Bir zanaatkar hayatı idi.This was a life as a craftsman.
Her parça eşsizliğini ve kalitesini sağlayan usta zanaatkarlar tarafından elde işlenmektedirEach piece is handmade with the utmost care by skilled craftsmen ensuring its uniqueness and quality
Şehrin zanaatkârlarının büyük bir kısmı Timur'un Semerkant'taki başkentine götürüldü.A huge number of the city's artisans were taken to Timur's capital at Samarkand.
Seri üretimden ziyade zanaatkarlığa güçlü bir vurgu yapan metal işleme dalıdır.It is a branch of metalworking with a strong emphasis on artisanry, as opposed to mass production.
Bu zanaatkar guguk kuşunun ötüşüyle saati duyurup hareket eden bir kuşla saati süsledi.This craftsman adorned a clock with a moving bird that announced the hour with the cuckoo-call.
Usta Yapıcı; Zanaatkar kariyerini ve üretim becerisini kullanır.The Master Maker uses the Crafter Career and the Fabrication Skill.
Ayrıca beceriyi geliştirmek için yerel zanaatkârların eğitimi de düzenledi.He also arranged training of local artisans to improve the skill.
Bu varlık; bilgelik, demircilik, madencilik ve zanaatkarlık ile çeşitli şekillerde ilişkilidir.The entity is variously associated with wisdom, smithing, mining, and crafting.
Göçmenlerin çoğunluğu, hali vakti yerinde ve vasıflı zanaatkarlardı.The preponderance of the immigrants were well-to-do gentry and skilled craftsmen.
Zanaatkarlığı yaratmak, teşvik etmek ve geleneksel festivalleri desteklemek.To create and promote craftsmanship and support traditional festivals.
Vaişya : Ziraatçılar, çiftçiler veya tüccarlar. [1] Şudra : Zanaatkarlar, işçiler veya hizmetliler.Vaishyas: Agriculturalists, farmers or merchants.[8] Shudras: Artisans, laborers or servants.
De Brys, gravürleriyle tanınan bir zanaatkâr ailesidir:The De Brys were a family of artisans noted for their engraving:
Zanaatkarların varlığı ise zamanla teknolojinin ve metal silahların geliştirilmesine olanak sağlamıştır.Mais en pratique, il suffit que le matériel puisse être réalisé avec des techniques et outils d'époque.
Özellikle de dokumacıların kendi haklarını savunmalarını zanaatkârlar desteklemekteydi.Algunos estudiosos, en cambio, defienden su autenticidad.
Yetenekli bir zanaatkar şaşırtıcı tonlar elde edebilir.Bravo ragazzo che sa inventare soluzioni sorprendenti.
Dol-Seok (Han Suk-Kyu) kraliyet kıyafetlerinden sorumlu en usta zanaatkardır.Dol-Seok è il miglior maestro artigiano incaricato dell'abbigliamento della famiglia reale.
Bunlar, binanın inşaatında çalışan taş ustaları ve çeşitli zanaatkârlardır.Sono evidenti le varie fasi di costruzione dell'edificio.
Müzede, tarihi zanaatkar tesisleri ve sanayileşme döneminin ilk yapıları sergilenir.Fin dall'inizio presentano le proprie creazioni alle esposizioni industriali e artigianali dell'epoca.
Özellikle de dokumacıların kendi haklarını savunmalarını zanaatkârlar desteklemekteydi.Нет, он физически уничтожил всех, кто активно поддерживал их документ.
Bu tabakada burjuvalar, zanaatkarlar, köylüler ve işçiler bulunuyordu.Здесь жили торговцы, ремесленники и крестьяне.
Yusuf, bir kültür adamıydı ve Pers, Türkiye ve Roma'dan şair ve zanaatkarları mahkemeye davet etti.Yusuf era um homem de cultura e convidou poetas e artesãos da Pérsia, Turquia e Roma para a sua corte.
"O zamanlar, Kallinikos, Heliopolisli bir zanaatkar, Romalılara sığındı.“Nesse tempo, Calínico, um artífice de Heliópolis desertou para os Romanos.
Özellikle de dokumacıların kendi haklarını savunmalarını zanaatkârlar desteklemekteydi.Interesujące jest również to, że fotograf chciał chronić swoje prawa do dzieła.
Zanaatkarların varlığı ise zamanla teknolojinin ve metal silahların geliştirilmesine olanak sağlamıştır.Швеція вважає, що важливо також розвивати і сучасні технології та озброєння.
Zanaatkarlar, el becerileri nedeniyle tarih boyunca pek çok toplumda saygın bir yere sahip olmuşlardır.Свого часу над тим, щоб досягти відповідного визнання в ООН, працювало багато експертів.
Zanaatkarlarıyla ünlüdür.Známá pro své řemeslníky.
Qualinesti ormanında Elfler tarafından izin verilmiş bir zanaatkardı.A fost chiar suspectată o tentativă de cuibărit în pădurea Hagieni.
Bu satıcılar daha sonra zanaatkârlıkta üretim yapabilmek için kolektif olarak örgütlendi.Sen jälkeen niitä on luvattu valmistettavan kysyntää vastaavasti.
Yusuf, bir kültür adamıydı ve Pers, Türkiye ve Roma'dan şair ve zanaatkarları mahkemeye davet etti.優素福是一位有文化的人,邀請來自波斯,土耳其和羅馬的詩人和工匠到他的宮廷。
Bir anlamda, aşçılar eğitimli zanaatkarlar olarak kabul edildi.Podľa mienky odborníkov boli hrané v slušnej kvalite.
Askeri yeteneklerine ek olarak, Firuz görünüşe göre yetenekli bir marangoz ve zanaatkârdı.Poleg uspešne vojaške kariere je bil Hax tudi uspešen peterobojec in športni strelec.
( alaycı bir uslupla) " Teoride kabul etmemizi istedikleri , "mutlak cehalet" in bir zanaatkar olduğudur."우리가 다뤄야 하는 이론에서, 완전히 무지한 자가 제작자이다.
( alaycı bir uslupla) " Teoride kabul etmemizi istedikleri , "mutlak cehalet" in bir zanaatkar olduğudur."Na teoria com a qual temos de lidar, o artífice é a Ignorância Absoluta,
( alaycı bir uslupla) " Teoride kabul etmemizi istedikleri , "mutlak cehalet" in bir zanaatkar olduğudur."В теории, с которой мы вынуждены работать, Абсолютное Невежество это творец.
( alaycı bir uslupla) " Teoride kabul etmemizi istedikleri , "mutlak cehalet" in bir zanaatkar olduğudur."בתיאוריה עימה עלינו להתמודד, הכלי שלנו הוא בורות מוחלטת;
( alaycı bir uslupla) " Teoride kabul etmemizi istedikleri , "mutlak cehalet" in bir zanaatkar olduğudur."في النظرية التي يجب ان نتعامل معها ، التجاهل الصرف هو أفضل نحات
( alaycı bir uslupla) " Teoride kabul etmemizi istedikleri , "mutlak cehalet" in bir zanaatkar olduğudur.それゆえ 全システムの基本原理はこう明言できる
Bir zanaatkar hayatı idi.C'était la vie d'un artisan.
Bir zanaatkar hayatı idi.Dat was het leven als ambachtsman.
Bir zanaatkar hayatı idi.Det var en håndværkers liv.
Bir zanaatkar hayatı idi.Đó là cuộc sống của một thợ thủ công.
Bir zanaatkar hayatı idi.Era o viață de meșteșugar.
Bir zanaatkar hayatı idi.Era uma vida de artesão.
Bir zanaatkar hayatı idi.Esta era la vida de un artesano.
Bir zanaatkar hayatı idi.이런 작업은 공예가의 생활이었죠.
Bir zanaatkar hayatı idi.To było rzemiosło.
Bir zanaatkar hayatı idi.Una vita da artigiano.
Bir zanaatkar hayatı idi.Zu jener Zeit war man Handwerker.
Bir zanaatkar hayatı idi.Това беше професията като занаятчия.
Bir zanaatkar hayatı idi.Это была жизнь ремесленника.
Bir zanaatkar hayatı idi.הנחת את התרבית בצלוחית, הזרקת את הנסיוב, אלו היו חיים של אומן.
Bir zanaatkar hayatı idi.كانت هذه حياة كحرفي.
Bir zanaatkar hayatı idi.その結果 築き上げられた
El işleri geleneklerini çalışmaya, ve zanaatkarlarla ortak çalışmayaAz ipar hagyományainak megismerésével folytattam. Kézművesekkel dolgoztam együtt ezután,
El işleri geleneklerini çalışmaya, ve zanaatkarlarla ortak çalışmaya저는 계속해서 전통적인 그물공예방식을 공부하고 그물장인들과 함께 협력하고
El işleri geleneklerini çalışmaya, ve zanaatkarlarla ortak çalışmayaהמשכתי ללמוד מסורות אומנות ולשתף פעולה עם ארטיזנים,