O şarkıyı uzun zaman önce söylediğimi hatırlıyorum.I remember singing that song long ago.
Keşke bir zamanlar sahip olduğum tonu ve atikliği geri alabilsem.I wish I could get back the tone and nimbleness I once had.
Bir zamanlar köyün çıkışında küçük güzel bir ev varmış.Once upon a time, there was a pretty little house way out in the country.
Bir zamanlar, güzel bir prenses yaşıyordu.Once upon a time, there lived a beautiful princess.
Uzun zaman önce küçük bir adada yaşlı bir kral yaşarmış.Long, long ago, there lived an old king on a small island.
Uzun zaman önce köyün birinde yaşlı bir adam yaşarmış.Long, long ago, there lived an old man in a village.
Uzun, uzun zaman önce yaşlı bir adam ve karısı yaşarmış.Long, long ago, there lived an old man and his wife.
Uzun uzun zaman önce güzel bir kız yaşardı.Long long ago, there lived a pretty girl.
Bir zamanlar fakir bir adam ve zengin bir kadın yaşardı.Once upon a time, there lived a poor man and a rich woman.
Sabırlı ve ısrarcı ol. Bu şeyler zaman alır.Be patient and persistent. These things take time.
Kömür her zaman siyah değildir.Coal is not always black.
Bebek her zaman aç görünür.The baby appears hungry all the time.
Lütfen zamanın olduğunda evime uğra.Please drop in at my house when you have a moment.
Açıklama için zaman yoktu.There was no time left for explanation.
Kar zamanında varmamızı engelledi.The snow prevented us from arriving on time.
Biz son zamanlarda senin personel kaydında bir hata keşfettik.We recently discovered an error in your personnel record.
Öğretmenimiz bize ne zaman başlayacağımızı söyledi.Our teacher told us when to start.
Geçen gün bir saat aldım. O, zamanı doğru gösteriyor.I bought a watch the other day. It keeps good time.
Umarım artık savaşın olmadığı zaman yakında gelecektir.I hope the time will soon come when there would be no more war.
Gemi her zaman batmaya hazırdı.The ship was ready to sink any time.
Gemi her zaman batacak gibiydi.The ship was ready to sink any time.
Gemi her zaman batacak durumdaydı.The ship was ready to sink any time.
Gemi limana tam zamanında geldi.The ship arrived at the port on schedule.
Her şeyi hesaba katarsak, partide iyi bir zaman geçirdik.All in all, we had a good time at the party.
Ailem, benim büyük büyükbabamın zamanında Tokyo'da yaşamak için geldi.My family came to live in Tokyo in my great-grandfather's time.
Büyükbabam her zaman bu sandalyede oturur.My grandfather always sits in this chair.
Büyükbabam her zaman, şu ya da bu nedenle söyleniyor.My grandfather was always grumbling about something or other.
Büyükannem her zaman soğuktan şikâyet ediyor.My grandmother is always complaining of the cold.
Büyükannem yaşam tarzını hiçbir zaman değiştirmedi.My grandmother never changed her style of living.
Biz muhteşem bir zaman geçirdik.We had a glorious time.
Brown ikizleri, son zamanlarda her ikisi de evlendi, bir parti düzenledi.The Brown twins, both of whom got recently married, held a party.
Takımı desteklemek için ne zaman toplanacağız?When is the pep rally?
Acele et! Çok zamanımız yok.Be quick! We haven't much time.
Umarım kısa zamanda sağlığına kavuşursun.I hope you get well soon.
Eğer erken kalkarsan okula zamanında varabilirsin.If you get up early, you can be in time for school.
Erken kalk ve zamanında ol.Get up early, and you'll be in time.
Her zamanki gibi.Same as usual.
Her zamanki gibi meşgulüm.I'm as busy as ever.
Koşmazsan zamanında varamazsın.You won't be in time unless you run.
Oğlum zaman zaman beni görmeye gelirdi.My son came to see me from time to time.
Oğlum ne zaman kötü bir şey yapmıyorsa, uyuyordur.When my son is doing nothing bad, he is sleeping.
Hatamı anca o zaman anlayabildim.It was not until then that I realized my mistake.
Çok sayıda öğrenci yarı zamanlı işler arıyor.Many students are looking for part-time jobs.
Çok zamanı israf ettiğime pişmanım.I regretted having wasted a great deal of time.
Güneş her zaman parlamaz.The sun doesn't always shine.
Güneş her zaman doğudan doğar.The sun always rises in the east.
Taro her zaman burada değil.Taro is not always here.
Cüsseli erkekler her zaman güçlü değildir.Big men are not always strong.
Bekletildiğim zaman canım sıkılır.I get annoyed when I am kept waiting.
Bekletildiğim zaman sinirim bozuluyor.I get annoyed when I am kept waiting.
Bekletildiğim zaman sinirim bozulur.I get annoyed when I am kept waiting.
O, ortaya çıkmadan önce, uzun zaman beklemedim.I had not waited long before she turned up.
O gelmeden uzun zaman önce değildi.It was not long before she came.
Bir üniversite işi çok sana daha çok istirahat zamanı verirdi.A university job would give you a lot more free time.
Genellikle üniversite öğrencilerinin lise öğrencilerine göre daha fazla boş zamanı vardır.Generally speaking, college students have more free time than high school students.
Büyüdüğüm zaman amacım bir doktor olmak.I aim to be a doctor when I grow up.
Uzun zaman önce, çoğu insan mevsimler değiştikçe taşınan gruplarda yaşıyordu.A long time ago, most people lived in groups that moved around as the seasons changed.
Seni son gördüğümden beri uzun zaman oldu.It's been ages since I saw you last.
II. Dünya Savaşı ne zaman patlak verdi?When did World War II break out?
Herkes zor zaman geçirdi.Everybody had a hard time.