Boş zamanını iyi kullanmayı dene.Try to make good use of your spare time.
Ayıracak bol zamanımız var.We have plenty of time to spare.
Maddi gücün yettiği zaman bir kenara biraz para koymalısın.You should put aside some money when you can afford to.
Ne zaman gelirsen gel, bana bildir.Let me know whenever you come.
Önümüzdeki yıl bu zamanda çok sıkı çalışıyor olacağız.We will be studying very hard this time next year.
Ne zaman isterseniz, çiçek sizindir.The flower is yours for the asking.
Yerleştiğin zaman beni ara.Call me when you get settled in.
O yumurta yediği zaman kurdeşen olur.He gets hives when he eats eggs.
Fırtına zamanında ulaşmamızı engelledi.The storm prevented us from arriving on time.
Fırtına onun zamanında ulaşmasını engelledi.The storm prevented her from arriving on time.
Kâr elde etmek için mücadele eden komisyoncular her zaman kitabına göre oynamıyorlar.Brokers struggling to make a profit don't always play by the book.
Seyahat edecek zamanım yok.I can't afford the time to travel.
Sadece ebeveynlerim değil fakat aynı zamanda kız kardeşim de benim fikrime karşı.Not only my parents but also my sister is against my opinion.
İyi kitaplar her zaman okumaya değer.Good books are always worth reading.
Bitişikteki köpek her zaman havlıyor.The dog next door is always barking.
Primatlar sadece maymunları değil fakat aynı zamanda insanı da kapsıyor.The primates include not only the apes, but also man.
Tren yola çıkmadan önce biraz zaman var.There is a little time before the train departs.
Tren geç kalmış olsa bile, biz zamanında gittik.Even though the train was late, we made it in time.
Trenimizi yakalamak için bol zamanımız var.We have ample time to catch our train.
Trene yetişmek için yeterli zamanımız var.We have enough time to catch the train.
Tren yerine bir uçağa binerek kayıp zamanı telafi edebilirsin.You can make up for lost time by taking an airplane instead of a train.
Tren zamanında ulaştı böylece biz beklemek zorunda olmadık.The train arrived on time, so we didn't have to wait at all.
Tren zamanında hareket edecek mi?Will the train leave on time?
Tren istasyona zamanında geldi.The train arrived at the station on time.
Trenler zamanında geliyorlar.Trains were arriving on time.
Trenler zamanın gerisinde çalışıyor.The trains are running behind time.
Tren zamanında ayrıldı.The train left on time.
Trenin zamanında gelmesi pek mümkün görünmüyor.It seems unlikely that the train will arrive on time.
Sen ne zaman benimle temas kuracaksan lütfen onu telefonla yap.When you contact me, please do so by phone.
Yaşlılar her zaman gençlerden daha akıllı değildir.The old are not always wiser than the young.
Hikaye çok uzun zaman önce başlar.The story begins far in the past.
O her zaman pisti ve yeterince yiyecek verilmemiş gibi görünüyordu.He was always filthy and looked like he wasn't given enough food.
Bir güzellik salonunda hoş ve mutlu bir zaman geçirmeye ne dersin?How about spending an elegant and blissful time at a beauty salon?
Hey,teslimat tarihine az zaman kaldı,biliyor musun?Etrafta şaşkın şaşkın gezmeyi bırak.Hey, there's no time left till the deadline, you know? Stop hanging around in a daze!
O zaman benim için yaptıklarının hepsi için sana teşekkür ederim.Thank you for all you did for me that time.
Buradaki hayata alışmak biraz zamanımı alacak gibi görünüyor.It seems like it will take me a while to get accustomed to life here.
Onun seni sırtından ne zaman bıçaklayacağı hiç belli olmaz.There's no telling when she'll stab you in the back.
Zor ve üzüntülü zamanlarda diğer insanlar için bir şey yapmaya çalışırız.In hard times, in sorrowful times, let's try doing something for other people.
Daha sonra köpeğe bakacak zamanımız olup olmadığını düşünelim.Next, let us think about whether we have the time to look after a dog.
Son zamanlarda bir çok hileli iğrenç olaylar vardı.Recently there have been a lot of nasty incidents with fraud.
Kar fırtınasında korkunç zaman geçirdik.We had a terrible time in the blizzard.
Coşku içerisinde, 30 dakikalık bir show-zamanı çok çabuk geçti.In all the excitement the 30 minute show-time passed in a flash.
O zaman, NATO Bosnalı Sırpların üslerini bombaladı.At that time, NATO bombed the bases of the Bosnian Serbs.
Tehlikeli bir madde yuttuğun zaman, yapman gereken şey ne yuttuğuna bağlıdır.When you swallow a dangerous substance, what you need to do depends on what you swallowed.
Her zaman olduğu gibi, bu defa da son dakikada çalıştım.This time, the same as always, I crammed at the last minute.
Zaman zaman daha akademik biriyle detaylı bir konuşma yapmak istiyorum.I like to have a deep conversation with a more academic person from time to time.
Japonlar ne zaman parlatılmış pirinç yemeye başladılar?When did the Japanese start eating polished rice?
Açık havada daha fazla zaman harcayan çocukların miyop riski daha düşüktür.Children who spend more time outdoors have a lower risk of myopia.
Ne zamandır Şangay'dasın?For how long are you in Shanghai?
Parti ne zaman?When is the party?
Açıkçası, onun konuşmaları her zaman sıkıcı.Frankly speaking, his speeches are always dull.
Son zamanlarda sürekli yağmur yağıyor.It's been raining all the time recently.
Her zamankinden daha fazla bir sağlık bakım sistemi reformu gerekli.More than ever, a reform of the health care system is needed.
Sen her zaman diğer tarafı da dinlemelisin.You should always listen to the other side, too.
Biz her zaman işe giderken postaneye yakın yürürüz.We always walk by the post office on the way to work.
O ne zaman gitti? Öğleden sonra dörtte miydi yoksa beşte miydi?When did she leave? Was it at four or five PM?
Ev ödevimi bitirmek için daha fazla zamana ihtiyacım var.I need more time to finish my homework.
O her zaman erken kalktı.She always got up early.
Son zamanlarda nasıl oldun?How have you been recently?
Kobralar her zaman çok tetiktedirler.Cobras are always very alert.