Partide harika bir zaman geçirdiğini sözlerine ekledi.He added that he had a wonderful time at the party.
O sadece bir motosiklete değil fakat aynı zamanda bir arabaya da sahip.He's got not only a motorbike but also a car.
O bir zamanlar olduğu gibi enerjik değil.He isn't as energetic as he once was.
O, hemen hemen her zaman evdedir.He is almost always at home.
Onlar uygunsuz bir zamanda geldiler.They came at an inconvenient time.
Onun okula gitme zamanı geçti.It is time he went to school.
O yaşamak için uzun zamanı olmadığını çok iyi biliyordu.He knew full well that he didn't have long to live.
O zaman içerisinde gerçekleri öğrenecek.He will learn the facts in the course of time.
O zamanla başarılı olacak.He'll succeed in time.
O sadece iyi bir vuruşçu değil fakat aynı zamanda harika bir savunma.He is not only a good batter but also a wonderful defense.
Bir doktor ve aynı zamanda bir romancıdır.He is a doctor and also a novelist.
Yağmura rağmen zamanında vardı.He arrived on time in spite of the rain.
O sadece İngilizce değil aynı zamanda Fransızca da konuşur.He can speak not only English but also French.
O sadece İngilizce değil aynı zamanda Almanca da konuşabilir.He can speak not only English but also German.
O sadece İngilizce değil fakat aynı zamanda Almanca da konuşur.He can speak not only English but also German.
Bir şey yapmaya başladığı zaman, o kendini ona adıyor.When he begins to do anything, he devotes himself to it.
Sınıfa zamanında gelebildi.He managed to be on time for class.
Ne zaman yanıtınızı istedi?What time did he ask for your response?
Onun ne zaman geri dönmesini umuyorsun?When do you expect him back?
O, ne zaman geleceğini söyledi?When did he say he would come?
Boş zamanının tadını çıkardı.He made the most of his free time.
Boş zamanını en iyi şekilde değerlendirdi.He made the most of his free time.
Benimle ne zaman karşılaşsa arabası hakkında övünür.Every time he meets me, he brags about his car.
Onu gördüğümde her zaman "Merhaba" der.He always says "Hello" when I see him.
Toplantıya zamanında gelmeyecek.He won't be in time for the meeting.
O okula zamanında geldi.He was in time for school.
O, oğlunu almadan hiçbir zaman balık tutmaya gitmez.He never goes out fishing without taking his son.
Kaybedilen zamanı telafi etmeye çalıştı.He tried to make up for lost time.
O her zaman karısına sadık idi.He was always faithful to his wife.
O karar vermek için uzun bir zaman ayırdığından dolayı bir üne sahiptir.He has a reputation for taking a long time to make up his mind.
Son zamanlarda kendini içkiye verdi.He has taken to drinking recently.
O az konuşan bir adam ama o her zaman sözünü tutar.He is a man of few words, but he always keeps his promise.
O sabahleyin her zaman meşgul değildir.He is not always busy in the morning.
Bu zamana kadar gelmeliydiler.He should have arrived by this time.
O zaman zaman hâlâ bana yazıyor.He still writes to me from time to time.
O hâlâ zaman zaman beni arar.He still rings me from time to time.
O hâlâ zaman zaman romanlar yazar fakat eskisi kadar sık değil.He still writes novels from time to time, but not as often as he used to.
Bu zamana kadar geri dönmeliydi.He should have been back by this time.
O, bu sabah her zamankinden daha erken kaktı.He got up earlier than usual this morning.
Gelecek defa onun ne zaman geleceğini merak ediyorum.I wonder when he will come next time.
O ne zaman başı derde girse kız kardeşinin yardımına sığınır.When he is in trouble, he always turns to his sister for help.
O her zaman başı dertte olan insanlara yardım etmeye hazırdı.He was always ready to help people in trouble.
Son zamanlarda kendini biraz gergin hissediyor.He's been feeling a little on edge recently.
Son zamanlarda o gerçekten iyi bir kişi oldu.Recently he's become a really nice person.
O son zamanlarda hoş bir iş buldu.He got a nice job recently.
O, son zamanlarda bir şirket kurdu.He set up a company recently.
O son zamanlarda bunalımlıdır.He is depressed lately.
O, son otobüs için tam zamanında vardı.He was in time for the last bus.
Geçtiğimiz yılın bu zamanında Filipinler'de geziyordu.He was traveling in the Philippines this time of last year.
İş onun zamanının çoğunu tüketir.Work absorbs most of his time.
O, ilk trene bindi ve oraya tam zamanında vardı.He caught the first train and got there just in time.
Çocukken her zaman televizyon izliyordu.He was always watching TV when he was a child.
Ne zaman başım derde girse yanımda oldu.He stood by me whenever I was in trouble.
O bana düşünecek zaman vermedi.He didn't give me time to think.
O bana o zaman çok yorgun olduğunu söyledi.He told me that he was very tired then.
Bana kitap okuyacak zamanı olmadığını söyledi.He told me that he had no time to read books.
Sadece bana değil aynı zamanda köpeğime de seslendi.He called out not only to me but also to my dog.
O sadece bana yardım etmeyi reddetmedi fakat aynı zamanda beni azarladı.Not only did he refuse to help me, but also he scolded me.
Zamanını iyi kullanmayı biliyor.He knows how to make good use of his time.
Onların zamanını aldığı için onlardan özür diledi.He apologized to them for taking up their time.