O, ne zaman döneceğini belirtmedi.He didn't specify when he would return.
O, Kyoto'ya ne zaman gitti.When did he get to Kyoto?
O ne zaman bir yetişkin oldu?When did he come of age?
Osaka'dan ne zaman geri döndü?When did he come back from Osaka?
O, Osaka'dan ne zaman döndü?When did he return from Osaka?
O, ne zaman hastalandı?When did he fall ill?
O ne zaman meşgul olacak?When will he be busy?
Ne zaman geri dönmesi bekleniliyor?When is he expected back?
Seyahatinden ne zaman dönecek?When does he get back from his trip?
O, en güzel zamanında öldürüldü.He was cut down in his prime.
O her zamankinden daha iyi.He is better off than ever before.
O bir zamanlar onu tanıyordu ama onlar artık arkadaş değiller.He once knew her, but they are no longer friends.
Sadece o değil fakat aynı zamanda onun kız kardeşleri de sinemaya gitti.Not only he but also his sisters went to the movies.
Sıkı işten yorulduğu için, o her zamankinden daha erken yatmaya gitti.Tired from the hard work, he went to bed earlier than usual.
Her zamanki treni kaçırmış olmalı.He must have missed his usual train.
Onun zamanında geleceğinden eminim.I'm sure that he'll come on time.
O her zaman sınıfın başkanı olmuştur.He has always been at the head of the class.
O, her zaman kahvesini sade içer.He drinks his coffee black every time.
O ne zaman buraya gelse, aynı yemeği sipariş eder.Whenever he comes to this place, he orders the same dish.
O son zamanlarda kendini çalışmalarına adadı.He has devoted himself to his studies recently.
Çoğu zaman okula geç kalır.More often than not, he is late for school.
Her zaman karısına hediyeler veriyor.He is always giving presents to his wife.
O her zaman içer ama her zaman ayık görünür.He drinks a lot but always seems sober.
Bana kamerayı geri göndermek için hiç zaman kaybetmedi.He lost no time in sending the camera back to me.
Onu uzun zaman önce yapmalıydı.He should have done that long ago.
Her zaman Tokyo'da yaşamaktadır.He's always been living in Tokyo.
Onun spor için boş zamanı yok.He has no leisure for sport.
O, her zaman yaptığı her şeyde acele eder.He always takes his time in everything that he does.
Onun o zaman yanında parası yoktu.He had no money with him then.
Toplantı için zamanında vardı.He arrived in time for the meeting.
Her zaman uyukladı.He dozed all the while.
O,her zaman çalışmaya devam etti.He kept on working all the while.
O, her zaman sessizdi.He was silent all the time.
O her zaman sessizdi.He was silent all the time.
O her zaman sigara içmeye devam etti.He kept smoking all the while.
O her zaman orada kaldı.He stayed there all the time.
O, istediği zaman bir sırrı saklayabilir.He is capable of keeping a secret when he wants to.
O zamandan beri yurt dışında kaldı.He remained abroad ever since then.
O, o zaman buradaydı.He was here at that time.
O, o zaman televizyon izlemiyordu.He wasn't watching TV then.
O zamandan önce Avrupayı sık sık ziyaret etti.He had often visited Europe before that time.
O zaman yanına bir şey almadı.He did not have anything with him then.
O, o zaman evde olmalıydı.He must have been home then.
O, o zaman on yaşında bir çocuktu.He was then a boy of ten.
O, o zaman üniversiteyi yeni bitirmiş.He was then fresh from college.
O, o zaman yorgundu.He was tired then.
O, o zaman yorgun görünüyordu.He looked tired then.
O, o zaman bir kitap okuyordu.He was reading a book at that time.
O zamandan beri ona ne oldu?What has become of him since then?
O, onu zamanında bitirmek için elinden geldiği kadar çok çalışmak zorundaydı.He had to work as hard as he could to finish it in time.
Onu zamanında bitirmek için elinden geleni yapacaktır.He will do his best to finish it on time.
O zamandan beri dini etkinliklerle uğraşıyor.He has engaged in religious activity since then.
O zamandan beri öğle yemeğinde içmeye alıştı.He has since taken to drinking at lunch.
Okula tam zamanında vardı.He got to school just in time.
O, son tren için tam zamanında geldi.He was just in time for the last train.
O her zaman siyah gözlük takar.He always wears dark glasses.
O zaman zaman bize uğradı.He dropped in on us from time to time.
O, zaman zaman dedektif hikayeleri okur.He reads detective stories on occasion.
Çok zor bir zaman geçirdi.He went through a very hard time.
Kart oynamak için zamanı yok.He doesn't have the time to play cards.