Zaman ilerler.Time runs on.
Tam zamanında geldin.You're just on time.
Ben zamanında orada olduğum için şanslıydım.I was lucky to be there on time.
O, zamanında varmak için koştu.He ran, so as to arrive on time.
Hangisi daha değerlidir, para mı yoksa zaman mı ?Which is more valuable, time or money?
Zaman ve para kaybı inanılmaz.The waste of time and money is incredible.
Zamanını ve paranı ziyan etme.Don't waste your time and money.
Zamanını ve paranı boşa harcama.Don't waste your time and money.
Zamanın olursa beni görmeye gel.Come and see me when you have time.
Ben zamandan emin olmak istiyorum.I'd like to make sure of the time.
Zamanın ölçüsü nedir?What are the measures of time?
Onunla çıkarak zamanımın yarısını harcarım.I spend half my time going out with her.
Zamanını boşa harcıyorsun.You're wasting your time.
Ayıracak çok zamanın var mı?Do you have much time to spare?
Ayıracak çok zamanı olmadığı için, taksiye bindi.Since there wasn't much time to spare, she took a taxi.
Zaman size kalmış.The time is up to you.
Her türlü zamanımız var.We have all kinds of time.
Bol zamanım var, ama yeterli param yok.I have plenty of time, but not enough money.
Bol bol zamanım var ama yeterli param yok.I have plenty of time, but not enough money.
Zamanınızı en iyi şekilde değerlendirmelisiniz.You must make the most of your time.
Zaman başka herhangi bir şeyden daha değerlidir.Time is more precious than anything else.
Zaman her şeyden daha değerlidir.Time is more precious than anything else.
Zaman başka her şeyden daha değerlidir.Time is more precious than anything else.
Zaman en değerli şeydir.Time is the most precious thing.
Zaman hepsinin en değerlisidir.Time is the most precious thing of all.
Zaman, çalışma, eğlence, ve eğitim için ayrılmıştır.Time is allotted for work, recreation, and study.
Yeteri kadar zamanım vardı, bu yüzden acele etmeme gerek yoktu.I had enough time, so I didn't need to hurry.
Bizim yeterince zamanımız var.We have enough time.
Zamanın öfkenin ilacı olduğu gerçekten söylenilmektedir.It is truly said that time is anger's medicine.
Hiçbir şey zaman kadar değerli değildir.Nothing is so precious as time.
Genellikle hiçbir şeyin zamandan daha değerli olmadığın söylenilir.It is often said that nothing is more precious than time.
Hiçbir şey zamandan daha önemli değildir.Nothing is more important than time.
Biz zamanında eve varamayacağız.We won't be able to arrive home in time.
Zamanında varma olasılığımız var mı?Are we likely to arrive in time?
Biz zamanında limana varamayacağız. Kestirmeden gidelim.We won't be able to arrive at the harbor in time. Let's take a shortcut.
Zamanınızı iyi kullanın.Make good use of your time.
Zamanını iyi kullan.Make good use of your time.
Ona zaman ayırın.Take your time over it.
Düşünmek için zaman ayırın.Take the time to reflect.
Bana zaman verin.Give me time.
Zaman geçiriyorum.I'm killing time.
Zamanı boşa harcamayı bırakalım ve bu işe devam edelim.Let's stop wasting time and get on with this work.
Zamanımızı akıllıca kullanalım.Let's make use of our time wisely.
Zamandan tasarruf etmek için bir bilgisayar kullandım.I used a computer in order to save time.
Zamanı çok önemsemelisin.You must make much of time.
Zaman tasarrufu yapalım.Let's economize on time.
Zaman israf etmeyelim.Let's not waste time.
Zamanı boşa harcamamak için dikkatli olmalısın.You must be careful not to waste time.
Zamanı boşa harcamamak için acele edelim.Let's hurry so as not to waste time.
O, zamanını boşa harcar.He idles away his time.
Zamanını boşa harcaman iyi değildir.Idling away your time is not good.
Zamanı israf etmeyin.Don't waste time.
Zamanını israf etmemelisin.You should not waste your time.
Zamanında oraya varmazsın.You won't get there on time.
Ben zamanında istasyona vardım.I arrived at the station on time.
Biz zamanında orada olmak zorundayız, bu yüzden yarın beni bekletme.We have to be there on time, so don't stand me up tomorrow!
Sınıfa zamanında gelmeni istemek çok değildir.It's not too much to ask you to come to class on time.
Maalesef onları zamanında bitiremem.I'm afraid I can't finish them in time.
Zaman çizelgesi revize edilmiştir.The timetable has been revised.
Babam zaman zaman beni ziyaret eder.My dad drops in on me from time to time.