Son zamanlarda çok sayıda ılıman günler yaşıyoruz.Recently we have had many mild days.
Son zamanlarda iyi hissetmiyorum.I'm not feeling well lately.
Bugünlerde kitap okumak için biraz zamanım var.I have a little time for reading these days.
Bugünlerde okumak için çok az zamanım var.I have little time for reading these days.
Umarım bu iyi hava o zamana kadar devam edecek.I hope this good weather will hold till then.
Bu tapınak ne zaman inşa edildi.When was this temple built?
Atasözünde dendiği gibi "Zaman paradır."As the proverb says, "Time is money."
Ne zaman buraya gelsem, kendimi rahat hissediyorum.Whenever I come here, I feel at ease.
Burada olduğun zaman benimle temasa geç.Please get in touch with me when you are here.
Yılın bu zamanında burada hava soğur.It gets cold here at this time of the year.
Buradan Hilton Oteline gitmek ne kadar zaman alır?How long does it take to go from here to the Hilton Hotel?
Kahveni ne zaman içmek istersin?When would you like to have your coffee?
Ken ebeveynleri tartıştığında her zaman annesini destekler.Ken always stands up for his mom when his parents quarrel.
Ken o zaman çalışıyordu.Ken was running at that time.
John oyun oynadığımız her zaman kazanır.John wins every time we play the game.
Kate her zaman nişanlısından aldığı büyük elmas yüzükle hava atar.Kate always shows off the big diamond ring she got from her fiance.
Kate her zaman elmas yüzüğü ile gösteriş yapar.Kate always shows off her diamond ring.
Noel yeni oyuncaklar pazarlamak için iyi bir zamandır.Christmas is a good time to market new toys.
Noeli zamanında bitirip bitirmeyeceğimiz şüpheli.It's doubtful if we'll finish in time for Christmas.
Kaybedecek zaman yok.There is no time to lose.
Boşa geçirecek çok az zamanımız var.We have little time to waste.
Son tren için tam zamanında geldim.I was just in time for the last train.
Mesih biz zamanlar tüm insanlar için öldü.Christ died once for all humans.
Kathy üniversitede okuyabilmek için yarı zamanlı bir iş buldu.Kathy got a part-time job so that she could study at college.
Sadece sen zamanında geldin.You are only just in time.
Onun ne zaman geri geleceğini bilmiyorum.I do not know when she will come back.
Para her zaman mutluluk getirmez.Money does not always bring happiness.
Yakın zamana kadar, ihtiyacımız olan şeylerin çoğu elle yapıldı.Until quite recently, most of the things we needed were made by hand.
Bir zamanlar babasını orada gördü.Once he saw his father there.
Bir zamanlar Japonya'da altın gümüşten daha az değerliydi.Once gold was less valuable than silver in Japan.
Bir zamanlar Osaka'da yaşadım.Once I lived in Osaka.
Bir zamanlar, bir zalim kral yaşarmış.Once upon a time, there lived a cruel king.
Bir zamanlar, her sabah koşardım.At one time, I used to go jogging every morning.
Bugünün Türkiye'sine bir zamanlar sultan egemen oldu.Once the Sultan ruled over what today is Turkey.
Bir zamanlar Amerika'da birçok köle vardı.At one time there were many slaves in America.
Keşke seninle konuşmak için daha fazla zamanım olsa.I wish I had more time to talk with you.
Seni görmek için zamanım yok.I have no time to see you.
Şirketimize ziyarette bulunmak için zaman ayırdığınız için size teşekkürler.Thank you for taking the time out to pay a visit to our company.
Annem her zaman beni şikâyet ediyor.My mother is always complaining about me.
Akşam yemeğini ne zaman yiyeceğiz, Anne?When will we eat dinner, Mom?
Son zamanlarda nasılsın?How are you doing these days?
Biz sadece aç değiliz fakat aynı zamanda susuzluk da çekiyoruz.Not only were we hungry, but we were also suffering from thirst.
Şimdi banyo yapma zamanı.It's time to take a bath.
Babam ofisine zamanında vardı.Father got to his office on time.
Baban eve ne zaman geldi?When did your father come home?
Babam ne zaman dönecek?When will Father be back?
Benimle öğle yemeği yemek için zamanın var mı?Will you have time to have lunch with me?
Her zaman başka birini suçlamaya çalışıyorsun.You always try to blame somebody else.
Her zaman şarkı söylüyorsun.You always sing.
Oturacak ve konuşacak zamanım yok.I've got no time to sit and talk.
Seninle çalışmak her zaman bir zevkti.It has always been a pleasure to work with you.
Değerli zamanınızı aldığım için üzgünüm.I am sorry to have taken up your valuable time.
Zamanınız var mı?Do you have the time?
Biraz zamanınız var mı?Do you have some time?
Biraz zamanın var mı?Do you have some time?
İstediğiniz zaman beni arayabilirsiniz.You may call on me whenever you like.
İstediğin zaman beni ziyaret edebilirsin.You may call on me whenever you like.
Gitme zamanı.It's time to be going.
Yarı zamanlı çalıştığını biliyorum.I know you're working part-time.
Biz ofise zamanında vardık.We arrived at the office on time.