Ama yolda kalmayı kimse istemez.De nem akarunk soha elakadni.
Ama yolda kalmayı kimse istemez.Jednak nikt nie ma ochoty utknąć.
Ama yolda kalmayı kimse istemez.그래도 어쨌든 차가 갑자기 서는 건 싫겠죠.
Ama yolda kalmayı kimse istemez.Maar je wil nooit vast komen te zitten.
Ama yolda kalmayı kimse istemez.Mais personne n'a envie de se retrouver en panne.
Ama yolda kalmayı kimse istemez.Ma non vorremo mai rimanere bloccati.
Ama yolda kalmayı kimse istemez.Men du har ikke lyst til at sidde fast.
Ama yolda kalmayı kimse istemez.Nhưng bạn không bao giờ muốn gặp rắc rối.
Ama yolda kalmayı kimse istemez.Pero no quieres quedar inmovilizado.
Ama yolda kalmayı kimse istemez.Κανείς όμως δεν θέλει να μείνει από ενέργεια.
Ama yolda kalmayı kimse istemez.Но никога не бихте искал да закъсате.
Ama yolda kalmayı kimse istemez.Но никому не хочется застрять.
Ama yolda kalmayı kimse istemez.אבל לעולם לא תרצו להיתקע.
Ama yolda kalmayı kimse istemez.لكنك لا تريد أبداً أن تتعثر .
Ama yolda kalmayı kimse istemez.そこで私たちが二つ目の要素としてネットワークに加えたものは
Ama yolda Quincy Jones adında başka bir adamla daha tanıştım ve ona da slide'larımı gösterdim.Am întâlnit pe drum un băiat pe nume Quincy Jones şi i-am arătat seria de slideuri.
Ama yolda Quincy Jones adında başka bir adamla daha tanıştım ve ona da slide'larımı gösterdim.De közben találkoztam egy Quincy Jones nevű pasassal, és megmutattam neki a doboz diám.
Ama yolda Quincy Jones adında başka bir adamla daha tanıştım ve ona da slide'larımı gösterdim.Ich haben diesen Typen, Quincy Jones, dabei getroffen und ihm die Kisten Folien gezeigt.
Ama yolda Quincy Jones adında başka bir adamla daha tanıştım ve ona da slide'larımı gösterdim.Incontrai un ragazzo di nome Quincy Jones lungo il cammino e gli mostrai la scatola di diapositive.
Ama yolda Quincy Jones adında başka bir adamla daha tanıştım ve ona da slide'larımı gösterdim.그러다가 퀸시 존스라는 친구를 만났어요. 제가 그 친구한테 슬라이드를 보여줬더니
Ama yolda Quincy Jones adında başka bir adamla daha tanıştım ve ona da slide'larımı gösterdim.Mais j'ai rencontré un gars qui s'appelle Quincy Jones en chemin et je lui ai montré mon diaporama.
Ama yolda Quincy Jones adında başka bir adamla daha tanıştım ve ona da slide'larımı gösterdim.Onderweg kwam ik een man genaamd Quincy Jones tegen. Ik toonde hem de beelden.
Ama yolda Quincy Jones adında başka bir adamla daha tanıştım ve ona da slide'larımı gösterdim.Pero en el transcurso conocí a un tipo por el nombre de Quincy Jones y le mostré las diapositivas.
Ama yolda Quincy Jones adında başka bir adamla daha tanıştım ve ona da slide'larımı gösterdim.W międzyczasie spotkałem niejakiego Quincy'ego Jones'a i pokazałem mu te slajdy.
Ama yolda Quincy Jones adında başka bir adamla daha tanıştım ve ona da slide'larımı gösterdim.Но я встретил парня по имени Квинси Джонс по пути и показал ему пачку слайдов.
Ama yolda Quincy Jones adında başka bir adamla daha tanıştım ve ona da slide'larımı gösterdim.Срещнах един младеж на име Куинси Джоунс по пътя си и му показах моите слайдове.
Ama yolda Quincy Jones adında başka bir adamla daha tanıştım ve ona da slide'larımı gösterdim.אבל פגשתי בחור שנקרא קווינסי ג'ונס והראיתי לו את קופסת השקופיות.
Ama yolda Quincy Jones adında başka bir adamla daha tanıştım ve ona da slide'larımı gösterdim.و قابلت في مرة من المرات شخص يدعى كوينسي جونز و عرضت له صندوق الشرائح
Ama yolda Quincy Jones adında başka bir adamla daha tanıştım ve ona da slide'larımı gösterdim.スライドを見せたんですが クインシーはこう言いました「君を助けたい
American Airlines'ın uçağı zamanında kalkamadı yolda kaldım ve charter uçaklardan kiralamak zorunda kaldım.아메리칸 에어라인 비행기가 연기되면서 전세기를 타야했는데
Ana yoldan hiç ayrılmıyoruz.Ne gremo po glavnih poteh.
Ana yoldan hiç ayrılmıyoruz.Nikdy nesjedeme z hlavní cesty.
Ana yoldan hiç ayrılmıyoruz.Nikdy nezídeme z hlavnej cesty.
Ana yoldan hiç ayrılmıyoruz.Nunca saímos da estrada principaI.
Ana yoldan hiç ayrılmıyoruz.Vom merge pe drumul principal.
Ana yoldan hiç ayrılmıyoruz.Μόνο από κεντρικούς δρόμους.
Ancak zihinsel hastalıklar daha dolaysız yoldan da ölüme sebep olabiliyor tabii.Boala mintală poate să ucidă şi în moduri mai directe. Cel mai evident exemplu e sinuciderea.
Ancak zihinsel hastalıklar daha dolaysız yoldan da ölüme sebep olabiliyor tabii.Claro, las enfermedades mentales también pueden matar de maneras más directas.
Ancak zihinsel hastalıklar daha dolaysız yoldan da ölüme sebep olabiliyor tabii.물론 정신병이라는게 더 직접적인 사망의 원인일 수도 있죠. 가장 대표적인 예가 자살입니다.
Ancak zihinsel hastalıklar daha dolaysız yoldan da ölüme sebep olabiliyor tabii.Maar psychische aandoeningen kunnen ook directer aanleiding geven tot overlijden.
Ancak zihinsel hastalıklar daha dolaysız yoldan da ölüme sebep olabiliyor tabii.Ma naturalmente il disagio psichico, può uccidere in altri modi. Il più evidente è il suicidio.
Ancak zihinsel hastalıklar daha dolaysız yoldan da ölüme sebep olabiliyor tabii.Mas, claro, as doenças mentais também podem causar mais mortes de forma direta.
Ancak zihinsel hastalıklar daha dolaysız yoldan da ölüme sebep olabiliyor tabii.Nhưng tất nhiên, bệnh tâm thần cũng có thể giết người một cách trực tiếp hơn Ví dụ rõ ràng nhất là tự sát.
Ancak zihinsel hastalıklar daha dolaysız yoldan da ölüme sebep olabiliyor tabii.Звісно, психічні розлади можуть й безпосередньо призвести до смерті. Найочевидніший приклад - це самогубство.
Ancak zihinsel hastalıklar daha dolaysız yoldan da ölüme sebep olabiliyor tabii.Конечно, психические расстройства могут приводить непосредственно к смерти.
Ancak zihinsel hastalıklar daha dolaysız yoldan da ölüme sebep olabiliyor tabii.אך כמובן שמחלות נפש יכולות להרוג גם בצורות ישירות יותר. הדוגמה הברורה ביותר היא התאבדות.
Ancak zihinsel hastalıklar daha dolaysız yoldan da ölüme sebep olabiliyor tabii.لكن بالطبع المرض النفسي يمكن أن يقتل بطرق مباشرة أيضا وأوضح مثال هو الانتحار
Ancak zihinsel hastalıklar daha dolaysız yoldan da ölüme sebep olabiliyor tabii.最も分かりやすいのは自殺ですね 私が驚いたように ここにいる方々も驚くと思うのですが
Angigenez Vakfı, 300 şirketi takip ediyor, yolda daha geliştirilecek 100 tane daha ilaç var.혈관신생 재단은 300개의 회사와 100개의 약물들로 이루어져 있습니다.
Angigenez Vakfı, 300 şirketi takip ediyor, yolda daha geliştirilecek 100 tane daha ilaç var.Ameriška fundacija za angiogenezo spremlja skoraj 300 podjetij, v pripravi pa je tudi okoli 100 novih zdravil.
Angigenez Vakfı, 300 şirketi takip ediyor, yolda daha geliştirilecek 100 tane daha ilaç var.Angiogeneesisäätiö seuraa lähes 300 yritystä, ja tulossa on noin sata tai enemmän uutta lääkettä.
Angigenez Vakfı, 300 şirketi takip ediyor, yolda daha geliştirilecek 100 tane daha ilaç var.De Aniogenese Foundation volgt bijna 300 bedrijven en er zitten ongeveer 100 medicijnen in de pijplijn.
Angigenez Vakfı, 300 şirketi takip ediyor, yolda daha geliştirilecek 100 tane daha ilaç var.Fundacja Angiogenesis śledzi prawie 300 firm i jest około 100 kolejnych leków w kolejce.
Angigenez Vakfı, 300 şirketi takip ediyor, yolda daha geliştirilecek 100 tane daha ilaç var.Fundaţia Angiogenesis urmăreşte aproape 300 de companii, şi sunt în jur de peste 100 medicamente pe rol.
Angigenez Vakfı, 300 şirketi takip ediyor, yolda daha geliştirilecek 100 tane daha ilaç var.La Angiogenesis Foundation está siguiendo más de 300 empresas, y hay cerca de 100 otras drogas más en trámite.
Angigenez Vakfı, 300 şirketi takip ediyor, yolda daha geliştirilecek 100 tane daha ilaç var.Quỹ Tăng Sinh Mạch đang theo sát gần 300 công ty, và có khoảng 100 loại thuốc khác trong dây chuyền đó.
Angigenez Vakfı, 300 şirketi takip ediyor, yolda daha geliştirilecek 100 tane daha ilaç var.The Angiogenesis Foundation sleduje práci téměř 300 společností, a asi 100 dalších léků je ve stadiu přípravy.
Angigenez Vakfı, 300 şirketi takip ediyor, yolda daha geliştirilecek 100 tane daha ilaç var.קרן אנדריו [לא ברור] עוקבת אחר 300 חברות, ויש בסביבות 100 תרופות נוספות בקנה.
Angigenez Vakfı, 300 şirketi takip ediyor, yolda daha geliştirilecek 100 tane daha ilaç var.و تتابع "مؤسسة تولد الأوعية" حوالي 300 شركة أدوية و هناك حوالي 100 دواء آخر تحت الإنتاج.
Angigenez Vakfı, 300 şirketi takip ediyor, yolda daha geliştirilecek 100 tane daha ilaç var.開発中であることを 我々は把握しています ですから承認された薬を考慮し