yemeğe ile cümle

yemeğe kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Karımın yemeğe ihtiyacı yok -- harika bir eğitmendir, benden çok daha iyi.My wife doesn't need food -- she's a great trainer, much better than I am.
Benim yemeğe ihtiyacım yok, fakat sıradan köpek sahipleri der ki,I don't need food, but the average owner says,
O akşam da yemeğe davetliydik...So to dinner we've come.
Şimdi yemeğe başlamaya hazırız.Now we're ready to eat.
Konu yemeğe gelince duyarlılığımızı kaybediyoruz ve bedelini ödüyoruz.We have lost this sensibility when it regards our food, and we are paying a cost.
Bu ülkede, yılda 110 milyar doları ayaküstü yemeğe harcıyoruz.In this country, we're spending 110 billion dollars a year on fast food.
Bu 45,000 den bir tanesi, yani her oglen yemeginde, 12,000 kisi yemege geliyor.This is one with 45,000, so every lunch, there's about 12,000 coming through for lunch.
Ben gece o da tanıtılacak, sevgili, bize yemeğe geldi ilk fark size.I noticed it first that night he came to dinner with us, my dear, to be introduced to you.
Bicky kutlamak için yemeğe eski erkek almıştı ve yalnız.Bicky had taken the old boy off to dinner to celebrate, and we were alone.
Bunun zorbalık olduğunu biliyorum fakat yemeğe ihtiyacımız vardı.I knew it was rude, but we needed food.
Bir önderle yemeğe oturduğunda Önüne konulana dikkat et.When you sit to eat with a ruler, consider diligently what is before you;
Akşam olunca İsa on iki öğrencisiyle yemeğe oturdu.Now when evening had come, he was reclining at the table with the twelve disciples.
Şükrederek yemeğe katılırsam, şükrettiğim yiyecekten ötürü neden kınanayım?If I partake with thankfulness, why am I denounced for that for which I give thanks?
Onlardan çoğunun günaha, haksızlığa ve haram yemeğe koşuştuklarını görürsün.You will see among them many who rush into sin and wickedness, and devour unlawful gain.
Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içine bir korku düştü.When they did not stretch their hands towards it he became suspicious and afraid of them.
Bir vakit şöyle dediniz: “Mûsa! Biz bir çeşit yemeğe imkânı yok katlanamayız.And when you said, “O Moosa!
Ey inananlar, peygamberin evine, yemeğe çağrılmadan girmeyin. Öyle bir çağrıyı da beklemeyin.O People who Believe!
Yemeğe el uzatmadıklarını görünce de halleri, hoşuna gitmedi ve onlardan, içine bir korku düştü.And when he beheld that their hands reached it not he misliked them, and ccnceived a fear of them.
(Yaşamak için yemeğe muhtaç olan nasıl tanrı olabilir?)They both used to eat food (as any other human being, while Allah does not eat).
Bir zaman demiştiniz ki: Ya Musa, biz bir türlü yemeğe dayanamayız.And (remember) when you said, "O Musa (Moses)! We cannot endure one kind of food.
Biz bir çeşit yemeğe imkânı yok katlanamayız.We cannot endure one kind of food.
Büyüsünler diye alıkoyup israf ile tez elden onların mallarını yemeğe kalkmayın.And do not consume it extravagantly or hastily before they grow up.
Ey inananlar, peygamberin evine, yemeğe çağrılmadan girmeyin.O you who have faith!
(Ama yemeğe) çağrıldığınız zaman girin, yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze dalmayın.When you have finished eating, leave his home. Do not sit around chatting among yourselves.
İkisi de yemek yerlerdi. (Yaşamak için yemeğe muhtaç olan nasıl tanrı olabilir?)His mother was a virtuous woman; and they both ate food [like other mortals].
Ey iman edenler! Peygamberin evlerine vaktine bakmaksızın ve yemeğe izin verilmedikçe girmeyin.Believers, do not enter the houses of the Prophet, unless you are invited for a meal.
Misafirler yemeğe okuntu adı verilen çeşitli objelerle ya da davetiyelerle davet edilir.Guests are invited to dinner with various objects called ‘okuntu’ (readings) or invitations.
İkisi garip olaylar hakkında konuşmak için yemeğe çıkar.The two go to dinner to talk about the strange events.
Slovakya'da yemeğe perkelt denir ve Halušky mantısı ile servis edilir.In Slovakia the dish is called perkelt and is served with Halušky dumplings.
Bugün yemeğe davetliyim.Heute bin ich zum Essen eingeladen.
Yemeğe, en çok, elma gibi kolayca sindirilebilen bir meyveyle başlanırdı.Die eigentliche Mahlzeit begann idealerweise mit leicht verdaulichem Obst wie etwa einem Apfel.
Osgood bir gece onu yatında yemeğe çağırır.Abends lädt Osgood Daphne zum Dinner auf seine Yacht ein.
Yusuf onları yemeğe davet etti.Eve lädt sie jedoch zum Essen ein.
1950'lerde erkek arkadaşıyla birlikte yemeğe giderdik." demiştir.Seit 1955 hatte er mit seinem Partner zusammengelebt.
Meiwes, kurbanının boğazını keserek yemeğe devam etti.Anschließend sägte Maudsley den Schädel seines Opfers auf und aß dessen Gehirn.
Bir ay önceden her hane asker adayını yemeğe davet eder.Jeden 4. Tag erhält der Häftling warmes Essen.
Yemeğe gidecek misin?Abendmahl gehen wollen.
Bir gün arkadaşım beni yemeğe götürdü.Später am Tage hat die Familie einige Gäste zum Essen eingeladen.
Arkadaşlarla akşam yemeğe çıkmayı severiz.Nous aimons sortir dîner avec des amis.
Bir gün arkadaşım beni yemeğe götürdü.Un soir, un ami vient dîner.
15 Nisan 1931'de, Luciano, Masseria ve iki arkadaşını Coney Island'daki bir restoranda yemeğe davet etti.Le 15 avril, Luciano invite Masseria et deux autres associés à déjeuner dans un restaurant à Coney Island.
Yemeğe, en çok, elma gibi kolayca sindirilebilen bir meyveyle başlanırdı.Un repas commençait idéalement avec des fruits facilement digestes comme des pommes.
Birlikte yemeğe giderler ve flört ederler.Ils boivent et flirtent ensemble.
Minkowski’ini evde yemeğe davet etti tanışmaları için.Cuddy vient voir House pour l’inviter à diner.
Bunun yerine bir metresi olan bir hayat kadınıyla birlikte yemek yemeğe gitmeye karar verir.Il décide plutôt d’aller dîner avec une courtisane.
İkisi garip olaylar hakkında konuşmak için yemeğe çıkar.Elle en vient ainsi à s'intéresser à deux épisodes.
Diğerleri yemeğe üşüşürlerken onun anlattıklarını dinlemeye zor fırsat bulurlar.En train de se jeter sur la nourriture, les autres l'écoutent difficilement raconter son histoire.
Anne: Hayır, sana söylüyorum, hayır. Tanımadığımız yabancı bir kızı bu eve yemeğe getiremezsin anladın mı?Il se contente désormais d’inviter à dîner des inconnus, moins à même de reconnaitre la jeune fille.
Yemeğe gidecek misin?Salle à manger.
Tom ve Mary her zamanki saatinde yemeğe oturdular.Tom y Mary se sentaron a comer a la hora de siempre.
O dün beni yemeğe davet etti.Ayer me invitó a comer.
Bana söylemeden Tom'u yemeğe mi davet ettin?¿Invitaste a Tom a cenar sin decírmelo?
Çocuk çubuklarla yemeğe çalıştı.El niño intentó comer con palillos.
Arkadaşlarla akşam yemeğe çıkmayı severiz.Nos gusta salir a cenar con amigos.
Clegane gittiğinde Tywin, Arya Stark'ı (Maisie Williams) yemek yemeğe çağırır.Cuando Clegane se retira, Tywin invita a Arya (Maisie Williams) a cenar con él.
Babanın heykeli yemeğe Don Juan'ın ölümü için gelmiştir.La invitación a la muerte de Don Juan.
Yemeğe gidecek misin?Pues comiendo.
Diyetleri çok çeşitlidir ve mevcut yemeğe göre değişir.Su dieta es muy variada y depende de la disponibilidad de alimentos.
Yusuf onları yemeğe davet etti.Hubiera preferido invitarles a cenar.
Lissa da onu akşama yemeğe davet eder, Xander da kabul eder.Carmen entra a la tienda y lo invita a cenar, lo cual Max acepta.
İlgili Sayfalar