İmparatorluk komşularının yayılmacı eğilimlerin bir sonucu olarak düştü.The empire fell as a result of the expansionist tendencies of its neighbors.
Savaş imparatorluğun yayılmacı eğilimlerini kontrol etti.The battle checked the empire's expansionist tendencies.
Sonra 1916 yılında Alman yayılmacılığına karşı bir deklarasyon imzaladı.Then in 1916 he signed a declaration against German annexationism.
Kızıl sincaplar, yayılmacı türlerle rekabet edemeyebilir.Their seedlings cannot compete against surrounding weeds.
Çin Lokantası modeli ise yayılmacıdır.The Chinese restaurant model spreads.
Bu uluslar kendini beğenmiş ve yayılmacı güçlerin hegemonyasını kabul etmektedir;It is the nations that accept the hegemony of arrogant and expansionist powers;
Pan-milliyetçilik Yayılmacı milliyetçilik Etnik milliyetçilikNorth Eastern Province Pan-nationalism Irredentism Ethnic nationalism
Dadiani'nin siyasi hırsları ve bölgesel yayılmacılığı Gurieliler için bir endişe kaynağıydı.Dadiani's political ambitions and territorial expansionism was a source of concern for the Gurieli.
Siam, Batı yayılmacılığının baskısını ilk kez onun saltanatı sırasında hissetti.Siam first felt the pressure of Western expansionism during his reign.
Borso, devleti için yayılmacı, ailesine soylulaştırma politikası izledi.Borso followed an expansionist policy for his state, and one of ennobling for his family.
Ölümünden sonra yerine, yayılmacı politikasını sürdüren oğlu Ebu'l-Kasım Muhammed Al-Kaim geçti.In 920, Al Mahdi took up residence at the newly established capital of the empire, Al-Mahdiyyah.
Akwamu, 17. ve 18. yüzyıllarda yayılmacı bir imparatorluğa liderlik etti.The Akwamu led an expansionist empire in the 17th and 18th centuries.
Araki, Şova döneminde militarizmin ve yayılmacılığın ana savunucularından biriydi.Araki was one of the main proponents of militarism and expansionism during the Shōwa era.
Fakat bu durum Komançilerin yayılmacı politikalarıyla değişmiştir.Dies änderte sich allerdings mit der Ankunft der Comanche.
Teknolojik ilerleme denizaşırı yayılmacılığı kolaylaştırmıştır.Les progrès technologiques facilitaient l'expansionnisme outre-mer.
İmparatorluk, MÖ 500 yılı civarında hala çok dinamik ve son derece yayılmacı bir imparatorluktu.Durante 2500 años ha sido un área dividida y disputada.
Teknolojik ilerleme denizaşırı yayılmacılığı kolaylaştırmıştır.Os avanços tecnológicos facilitaram a expansão de grandes distâncias.
Maximilian da onun yayılmacı politikasını sürdürdü.Lionel continuou então a sua política de expansão.
Kızıl sincaplar, yayılmacı türlerle rekabet edemeyebilir.Rotknölarna klarar inte att spridas via havsströmmar.
Özellikle Avustralya'da en yayılmacı türlerden biri hâline gelmiştir.Den räknas till en av de mest hotade arterna i Australien.
İtalyanların bölgedeki ekonomik ve siyasi yayılmacılığına karşı mücadele etti.USA måste stärka politisk och ekonomisk frihet utomlands.
Teknolojik ilerleme denizaşırı yayılmacılığı kolaylaştırmıştır.Технічний прогрес полегшив заморський експансіонізм.
Kızıl sincaplar, yayılmacı türlerle rekabet edemeyebilir.Можливо, вони не витримали конкуренції з іншими ссавцями.
Çok saldırgan ve yayılmacı bir politika izlemiştir.Agresszívabb, terjeszkedő külpolitikát hirdettek meg.
Sanherib'in oğlu Esarhaddon, babasının yayılmacı politikasını başarıyla sürdürdü.Fia, Sitalces tovább folytatta apja hódító politikáját.
Ama büyük devletler arasındaki barışın korunmasını istediğinden yayılmacı eğilimlerini dizginliyordu.Hän ymmärsi niiden turvaavan valtakuntansa rauhan.
Maximilian da onun yayılmacı politikasını sürdürdü.Agilulf fortsatte sin forgængers ekspansive politik.
Çok saldırgan ve yayılmacı bir politika izlemiştir.De gjennomførte en aggressiv ekspansjonistisk politikk.
Maximilian da onun yayılmacı politikasını sürdürdü.Rechila innledet en ny ekspansjonistisk politikk.
Çeçenler'in Rus yayılmacılığını önlediği ve tehlike arzettiği telaffuz edilmeye başlandı.Và tôi muốn sự lo lắng của nước Nga được truyền đi và chia sẻ.
Özellikle Avustralya'da en yayılmacı türlerden biri hâline gelmiştir.它們是澳洲最為瀕危的物種之一。
Tarafsız ve nükleer yayılmacılık karşıtı olma taahhütü verir.הישאר אובייקטיבי ונייטרלי כלפי הרעיונות שתציג.
İtalyanların bölgedeki ekonomik ve siyasi yayılmacılığına karşı mücadele etti.Ta üritas leida lahendusi, kuidas turism võiks Itaalia majanduslikke ning poliitilisi raskusi parandada.
Bu uluslar kendini beğenmiş ve yayılmacı güçlerin hegemonyasını kabul etmektedir;C'est les nations qui acceptent l'hégémonie de l'arrogant et puissances expansionnistes ;
Çin Lokantası modeli ise yayılmacıdır.A kínai-étteremek meg terjednek.
Çin Lokantası modeli ise yayılmacıdır.Chińskie restauracje się rozprzestrzeniają.
Çin Lokantası modeli ise yayılmacıdır.Das China-Restaurant-Modell verbreitet sich.
Çin Lokantası modeli ise yayılmacıdır.El modelo de restaurantes chinos se extiende.
Çin Lokantası modeli ise yayılmacıdır.Het Chinese restaurantmodel verspreidt zich.
Çin Lokantası modeli ise yayılmacıdır.Hình mẫu nhà hàng Trung Quốc trải rộng.
Çin Lokantası modeli ise yayılmacıdır.Il modello ristorante cinese si diffonde.
Çin Lokantası modeli ise yayılmacıdır.중국음식점식 모델은 넓게 퍼져나가는 것입니다.
Çin Lokantası modeli ise yayılmacıdır.Le modèle du restaurant chinois s'étend.
Çin Lokantası modeli ise yayılmacıdır.Model čínskej reštaurácie diverzifikuje.
Çin Lokantası modeli ise yayılmacıdır.Model čínské restaurace se šíří.
Çin Lokantası modeli ise yayılmacıdır.Model restoran China menyebar
Çin Lokantası modeli ise yayılmacıdır.Modelul restaurantului chinezesc se răspândeşte.
Çin Lokantası modeli ise yayılmacıdır.O modelo do restaurante chinês espalha-se.
Çin Lokantası modeli ise yayılmacıdır.Το κινέζικο μοντέλο εστιατόριου εξαπλώνεται.
Çin Lokantası modeli ise yayılmacıdır.Моделът за Китайския ресторант се разпространява.
Çin Lokantası modeli ise yayılmacıdır.Модель китайского ресторана получает распространение.
Çin Lokantası modeli ise yayılmacıdır.מודל המסעדה הסינית מתפשט.
Çin Lokantası modeli ise yayılmacıdır.بينما نظام المطاعم الصينية تنتشر وتتوسع
Çin Lokantası modeli ise yayılmacıdır.大衆教育というのは