Yaşlı adam neredeyse bir araba tarafından çiğneniyordu.The old man was almost run over by a car.
Yaşlı adam neredeyse bir araba tarafından eziliyordu.The elderly man was almost run over by a car.
Yaşlı adam bir araba tarafından ezilmekten zar zor kaçtı.The old man barely missed being run over by a car.
O, senin düşündüğünden daha yaşlı.She's older than you think.
O düşündüğünden daha yaşlı.He's older than you think.
Onlar kendilerinden daha yaşlı oğlanlarla evlendiler.They married boys older than them.
Hanginizin daha yaşlı olduğunu bilmiyorum.I don't know which of you is older.
Tom'un yeterince yaşlı olmadığını düşündüm.I figured Tom wasn't old enough.
Yaşlı adam biraz pirinç lapası yedi.The old man ate some rice porridge.
Tom'un o kadar yaşlı olduğuna dair bir fikrim yoktu.I had no idea Tom was that old.
Yaşlı olmaktan nefret ediyorum.I hate being old.
Yaşlı çift yepyeni bir sedan sürüyor.The elderly couple drive a brand new sedan.
O benden biraz yaşlıdır.He's a bit older than me.
Yaşlı kadın otobüsten çıktı.The old woman exited the bus.
O senin babandan yaşlı!He's older than your father!
Yaşlı gözlerle kaçıp gitti.She ran away with tear-filled eyes.
Yaşlı insanlar, zorunda kalırlarsa torunları için fedakârlıkta bulunmaya hazırdırlar.The elderly people are ready to sacrifice for their grandchildren, if they have to.
O, çirkin yaşlı bir adamdır.He's a dirty old man.
Ben her zaman daha yaşlı kadınlara çekildim.I've always been attracted to older women.
Ben Tom'un Mary'den daha yaşlı olduğunu fark ettim.I just realized Tom is older than Mary.
Yaşlı olabilirim ama deli değilim.I may be old, but I'm not crazy.
Ben zaten yaşlıyım.I am already old.
En yaşlı benim.I'm the oldest.
Tom Mary'den birkaç ay daha yaşlı.Tom is a few months older than Mary.
Tom Mary'den çok daha yaşlı değil.Tom isn't much older than Mary.
Tom Mary'den o kadar çok daha yaşlı değil.Tom isn't that much older than Mary.
O, üç kız kardeşin en yaşlısıdır.She is the oldest of the three sisters.
Onlar Tom'dan daha yaşlı.They are older than Tom.
Bence yeterince yaşlısın.I think you're old enough.
Tom daha yaşlı olsa, anlardı.If Tom were older, he'd understand.
Şimdi gerçekten yaşlı bir adamım.Now I'm a real old man.
Bay Young yaşlıdır.Mr. Young is old.
Yaşlı insanlarınız hala sizin dilinizi konuşuyor mu?Do your old people still speak your language?
Daha yaşlı, daha akıllı.The older, the wiser.
Yaşlı köpek havladı.The old dog barked.
John, düşündüğümden daha yaşlı.John's older than I thought.
Bay John, düşündüğümden daha yaşlı.Mr. John's older than I thought.
Ben senden o kadar daha yaşlı değilim.I'm not that much older than you are.
Tom bizden çok daha yaşlı değil.Tom isn't much older than we are.
Senden otuz yaş daha yaşlıyım.I'm thirty years older than you.
Ben onun babası olacak kadar yaşlıyım.I'm old enough to be her father.
Ben onun babası olmak için yeterince yaşlıyım.I'm old enough to be her father.
Senden çok daha yaşlıyım.I'm so much older than you are.
Tom benden çok daha yaşlı değil.Tom isn't much older than me.
Ben senden çok daha yaşlıyım.I'm much older than you are.
Tom benim iki katım kadar yaşlı.Tom is twice as old as me.
Yeniden başlamak için çok yaşlıyım.I'm too old to start over.
Gerçekten o kadar yaşlı değilim.I'm not really that old.
Ben benim çok yaşlı olduğumu düşündüm.I thought I was too old.
Tom çalışamayacak kadar çok yaşlı.Tom is too old to work.
Göründüğümden daha yaşlıyımdır.I'm older than I look.
Tom yaşlı bir adam değil.Tom isn't an old man.
Ben Tom'dan daha yaşlıyım.I'm older than Tom.
Ben şimdi yaşlı bir adamım.I'm an old man now.
Ben şimdi yaşlı bir adam mıyım?I'm an old man now.
Tom yaşlı göründü.Tom looked old.
O kadar da yaşlı değilim.I'm not so old.
Tom sadece Mary'den biraz daha yaşlı.Tom is only a little older than Mary.
Yaşlı adam bir bankta oturuyordu.The old man was sitting on a bench.
Hans "Berlin duvarının yıkılmasını hatırlayacak kadar yaşlıyım" dedi."I'm old enough to remember the fall of the Berlin wall", said Hans.