Bir bilge bir defasında yaşamın hayal kırıklıkları dizisi olduğunu söyledi.A wise man once said, life is a series of disappointments.
Houston, burada bir sorun yaşadık.Houston, we've had a problem here.
O onun göz yaşlarını görmesin diye yüzünü geri çevirdi.She turned her face away so he wouldn't see her tears.
Yaşlı bir adamın, ondan çok daha genç bir karısı var.An old husband has a wife far younger than him.
Şu an Helsinki'de yaşıyorum ama aslında Kuopioluyum.I now live in Helsinki, but I'm originally from Kuopio.
Yaşlı adam hızlı bir koşuşturmayla yola çıktı.The old man set off at a quick trot.
Organların satışı yasal hale getirilirse potansiyel sağlık sorunları ortaya çıkabilir.If the sale of organs is legalised, potential health problems may arise.
Tom'un niçin kırsal alanda yaşamayı tercih ettiğini düşünüyorsun?Why do you think Tom prefers living in the country?
Tom on sekiz yaşındayken, bir asker olmak istediğine karar verdi.When Tom was eighteen, he decided that he wanted to become a soldier.
Tom çok yaşlı.Tom's so old.
Tom'un ailesi Boston'da yaşıyor.Tom's family lives in Boston.
Tom yaşadığı sürece bu hafta sonunu hatırlayacaktır.Tom will remember this weekend as long as he lives.
Tom bizden uzakta olmayan kirasız küçük bir evde yaşıyordu.Tom was living rent-free in a small house not too far from us.
Tom otuzlu yaşların sonundaydı.Tom was in his late thirties.
Tom otuzlu yaşların başındaydı.Tom was in his early thirties.
Tom emekli olduktan sonra ülkede yaşamak istiyor.Tom wants to live in the country after he retires.
Tom, 24 yaşını doldurmadan önce üniversiteden mezun olmak istiyor.Tom wants to graduate from college before he turns 24 years old.
Tom Boston'da yaşardı.Tom used to live in Boston.
Tom ormanın derinliklerinde yaşardı.Tom used to live deep in the jungle.
Tom bana işini kaybetse bile tasarrufları ile bir süre yaşayabileceğini söyledi.Tom told me that he could live off his savings for a while if he lost his job.
Tom yaşlı bir adam gibi konuşur.Tom talks like an old man.
Tom bilgisayarı ile sorun yaşadığını söylüyor.Tom says he's having trouble with his computer.
Tom'un sorunu kendi dünyasında yaşamaktır.Tom's problem is that he lives in his own bubble.
Tom şu anki yaşında daha iyisini bilmeli.Tom ought to know better at his age.
Tom yaşı hakkında sık sık yalan söyler.Tom often lies about his age.
Tom asla daha yaşlı kadınlarla çıkmaz.Tom never dates older women.
Tom en az otuz yaşında olmalı.Tom must be at least thirty years old.
Tom iyi bir yaşam sağlamaktadır.Tom makes a good living.
Tom gerçekte olduğundan daha yaşlı görünüyor.Tom looks older than he really is.
Tom ebeveynleri ile birlikte yaşar.Tom lives with his parents.
Tom buralarda bir yerlerde yaşamaktadır.Tom lives somewhere around here.
Tom bu apartmanın üçüncü katında yaşar.Tom lives on the third floor of this apartment building.
Tom Boston'un varoşlarında üç yatak odalı bir evde yaşıyor.Tom lives in a three-bedroom house on the outskirts of Boston.
Tom suyu akmayan bir evde yaşıyor.Tom lives in a house without running water.
Tom, akan suyu olmayan bir evde yaşıyor.Tom lives in a house without running water.
Tom yoksulluk içinde yaşıyor.Tom lives from hand to mouth.
Tom üniversiteye giderken amcasıyla birlikte Boston'da yaşadı.Tom lived with his uncle in Boston while going to college.
Tom 97 yaşına kadar yaşadı.Tom lived to be 97.
Tom on yıldan biraz daha uzun süredir o küçük evde yaşadı.Tom lived in that small house for a little over ten years.
Tom Boston'un ilginç bir bölümünde yaşadı.Tom lived in an interesting part of Boston.
O, yaz okuluna devam ederken nehrin yanındaki bir çadırda yaşadı.Tom lived in a tent next to the river while he attended summer school.
Tom üç yıl önce burada yaşadı.Tom lived here three years ago.
Tom üç yaşındayken nasıl yüzüleceğini öğrendi.Tom learned how to swim when he was three.
Tom Quebec'te yaşarken Fransızca öğrendi.Tom learned French while living in Quebec.
Tom duvara yaslandı.Tom leaned against the wall.
Tom Bostonda yaşayan bir adam tanıyor.Tom knows a man who lives in Boston.
Tom bunu anlayacak kadar yaşlı değil.Tom isn't old enough to understand this.
Tom benim kadar yaşlı değildir.Tom isn't as old as I am.
Tom göründüğü kadar yaşlı değil.Tom isn't as old as he looks.
Tom yalnız yaşamaya alışkındır.Tom is used to living alone.
Tom şu anda üç yaşında.Tom is three years old now.
Tom otuz bir yaşında.Tom is thirty-one.
Tom, otuz yaşındadır.Tom is thirty years old.
Tom benimle aynı yaşta.Tom is the same age as I am.
Tom bu arazinin yasal sahibidir.Tom is the legal owner of this piece of land.
Tom oy vermek için yeterince yaşlıdır.Tom is old enough to vote.
Tom doğruyu yanlıştan ayırmak için yeterince yaşlıdır.Tom is old enough to know right from wrong.
Tom daha iyiyi bilmek için yeterince yaşlıdır.Tom is old enough to know better.
Tom araba sürmek için yeterince yaşlıdır.Tom is old enough to drive.
Tom artık Boston'da yaşamıyor.Tom is no longer living in Boston.