Yaşlı insanlara hürmet göstermeliyiz.We should hold old people in reverence.
Yasaya uymak zorundayız.We are bound to obey the law.
Biz yaşamımız için çalışıyoruz.We work for our living.
Yaşamak için yeriz, yemek için yaşamayız.We eat to live, not live to eat.
Yaşayabilmek için yeriz.We eat so we can live.
Biz yeriz bu yüzden yaşayabiliriz.We eat so we can live.
Yaşadığımız sürece çalışmaya devam etmeliyiz.We must continue to study as long as we live.
Üç yatak odalı bir evde yaşıyoruz.We live in a three-bedroom house.
Teknoloji çağında yaşıyoruz.We live in the age of technology.
Yan sokaktaki küçük ve rahat bir evde yaşıyoruz.We live in a cozy little house in a side street.
Temmuzdan beri burada yaşamaktayız.We've been living here since July.
Yaşamlarımız çevremiz tarafından belirlenir.Our lives are determined by our environment.
Geçmişte değil, şimdiki zamanda yaşamalısın.You must live in the present, not in the past.
Mars yaşayabileceğimiz geleceği parlak bir yer.Mars is a promising place where we may be able to live.
Mars'ta hiç yaşam işareti yok.There is no sign of life on Mars.
Bilim yaşam tarzımızı kurar.Science builds our lifestyle.
Biz yaz boyunca ülkede yaşarız.We live in the country during the summer.
Bay Kato çalışmak için artık çok yaşlıydı.Mr Kato was too old to work any longer.
Kakogawa'da yaşıyorum.I live in Kakogawa.
Binlerce yıl önce yaşamış çoğu hayvanın şimdi nesli tükendi.Many animals that lived thousands of years ago are now extinct.
Birkaç kişi, yasayı çiğnemekle suçlandı.Several people have been accused of breaking the law.
Japonya'da birçok kuş türü yaşar.Many kinds of birds live in Japan.
Japonya'da birçok kuş türü yaşıyor.Many kinds of birds live in Japan.
Ne olursa olsun, yasalara uymalıyız.We should obey the law no matter what happens.
Ayda yaşasaydık dünya ne kadar büyük görünürdü?If we were to live on the moon, how large would the earth look?
Müzik yaşamımızı mutlu eder.Music makes our life happy.
Müzikal yetenek genellikle erken yaşlarda verimli olur.Musical talent usually blooms at an early age.
Müzik ve sanat, yaşam zevkine çok büyük ölçüde katkıda bulunabilirler.Music and art can greatly contribute to the enjoyment of life.
Sanırım astlarıma öğüt dağıtmak zorunda olduğum yaşa ulaştım.I guess I've reached the age where I have to dispense advice to my underlings.
Şehirde yaşıyorum.I'm living in the city.
Kralımız çok yaşa!Long live the King!
Kraliyet ailesi İmparatorluk Sarayı'nda yaşıyor.The royal family lives in the Imperial Palace.
Adaylar otuz yaşın altında olmalılar.Applicants must be under thirty years old.
Çevre kirliliğinin bir sonucu olarak gölde hiç bir yaşam formu mevcut değil.As a result of pollution, the lake is without any form of life.
Birçok bisiklet istasyonun önünde yasa dışı olarak park edilmektedir.A lot of bicycles are illegally parked in front of the station.
Bir istasyonun yakınında yaşamak büyük bir kolaylık.It is a great convenience to live near a station.
İngiliz hukuku 16 yaşın altındaki çocukların sigara satın almasını yasaklar.English law prohibits children under 16 from buying cigarettes.
İngilizce öğrenmek için Amerika'da yaşamaktan daha iyi bir yol olduğunu sanmıyorum.I don't think that there is any better way to learn English than by living in America.
Yağmurun yanında şiddetli rüzgarları yaşadık.Besides the rain, we experienced heavy winds.
Keşiş ahşap bir kulübede yaşıyordu.The hermit lived in a wooden hut.
Bazı bebekler bir yaşından önce bile yüzmeyi öğrenirler.Some babies learn to swim even before they are one year old.
Genel olarak konuşulursa, bir kadın bir erkekten daha uzun yaşayacaktır.Generally speaking, a woman will live longer than a man.
Genel olarak, kadınlar erkeklerden yaklaşık on yıl daha uzun yaşarlar.Generally speaking, women live longer than men by almost ten years.
İnsanlar genellikle yeni yasaya karşı.People in general are against the new law.
Tek başıma yaşamaya başladım.I began living by myself.
Yaşlı bir adam ağacın altında dinleniyordu.An old man was at rest under the tree.
Yaşlı bir adam konuşmamıza girdi.An old man broke into our conversation.
Yaşlı bir adam ortaya çıktı.An old man came along.
Yalnız yaşamaya alıştım.I got accustomed to living alone.
Doktor bütün gece hasta yaşlı adamla oturdu.The doctor sat up all night with the sick old man.
Doktorlar her zaman uzun süre yaşamaz.Doctors do not always live long.
Doktor maratona katılmamı yasakladı.The doctor forbade me to take part in the marathon.
Ben yasadışı otopark için 20 dolar para cezasına çarptırıldım.I was fined 20 dollars for illegal parking.
Gıda ve giysiler yaşamın gerekleridir.Food and clothes are necessities of life.
Yabancı bir kültürde yaşamaya uymak genellikle zordur.It is generally hard to adapt to living in a foreign culture.
Orada korkunç bir canavar yaşardı.A hideous monster used to live there.
Kolay yaşamak savaşçı ruhu bozdu.Easy living corrupted the warrior spirit.
Yaşlıların ruhları kötü havaya rağmen yüksekti.The senior citizens' spirits were high in spite of the bad weather.
Sevgi ile tek başına yaşayamazsın.You cannot live by love alone.
Sevgi dolu yaşlı bir çifti izlemek keyifli.It is pleasant to watch a loving old couple.