Bu nedenle hidrojen gazlı kaynak makineleri çevre kirliliği yapmaz.Hydrogendrevne kjøretøy forurenser derfor ikke lokalt.
Bu alandaki enerji ışıma yapmaz fakat bazı ışıma kaybı meydana getirir.Ikke bare fører dette til forstyrrelser på nettet, det fører også til stor oppvarming i motoren.
Fermantasyon yapmaz.Uten bremsefunksjon.
Bedensel özelliklere gönderme yapmaz.De lindrer ikke emosjonelle symptomer.
Toby açıklama yapmaz fakat oğulları için yaptığını söyler.Toby tidak menjelaskan, namun ia hanya menunjukkan bahwa ia melakukan apa yang dilakukan untuk putranya.
İnternet servis sağlayıcıları veya e-posta servisleri genelde bunu yapmazlar.Layanan surat elektronik berbasis web biasanya disediakan oleh penyelenggara layanan surel gratis.
Tenno erdemlidir ve mükemmel insandır, asla hata yapmaz.Dalimunte merupakan sosok pendiam dan genius yang nyaris tidak pernah membuat ulah.
Sperm bağışlamak sizi baba yapmaz.Bồn Hách sợ hãi cáo bệnh không đến gặp Anh Bố.
Asla geri ya da ileri hareket yapmazlar.Nó không bao giờ thể hiện sự gây hấn hoặc bất kỳ hành vi tiêu cực nào khác.
Yuva yapmazlar, yumurtalarını toprak üzerine bırakırlar.Nó làm tổ và đẻ trứng trên mặt đất.
Eğer siz bir tesisatçı iseniz, bu sizi Hıristiyan bir tesisatçı yapmaz mı?'あなたが配管工であるならば、それは、あなたをクリスチャンの配管工にしますか?
Bir yıl kadar hiçbir iş yapmaz.一年以上も仕事がない。
Ürünler, bir fırına benzer şekilde yerinde pişirilir, ancak diğer ilgili ürünleri yapmaz veya satmaz.商品はパン屋のものと同じ方法でその場で焼かれるが、他の関連商品を作ったり売ったりすることはない。
Sperm bağışlamak sizi baba yapmaz.父親へのツッコミには容赦が無い。
Kızılderili askerler beyaz çocuklara asla böyle yapmazlardı."」 インディアンたちは、彼らと友好的だった白人たちには決して攻撃を加えなかった。
Bir daha yapmazdım çünkü gerçekten çok problem oluyor benim için.''『これはホントにやるんだったら困るなって』。
Ölümü sonucunda, çoğu Renly taraftarı Stannis'i desteklemeye başlarlar, ama Tyrell Hanedanı bunu yapmaz.タイレル(ティレル)家を除き、レンリーの支持者の多くはスタニスの側につく。
Sonraları pişman olsa da özür dilemeyi kendisine yakışık bulmadığından bunu yapmaz.さらに、他者に迷惑を掛けても鈍感なため自覚せず、よほど自分が悪かったと痛感しない限り、ほぼ謝罪することもない。
Eğer bunu yapmazsa bir Hristiyan olarak dinin gereklerine kayıtsız bir kişi olacağını da ona söyler.(略)もし彼がそのように行動することを望まないならば、その人はキリストで商売をする人である。
Bunun yerine hiçbir şey yapmaz ve külleri bir bar bulaşığının ortasına yayılır.その内部は公開されていないが、土間床とし、中央に六角形の厨子を安置する。
Ancak hayaletler bir şey yapmaz.どちらにせよ、ゴーストが映ることはない。
"“Yapacak çok işimiz var" der fakat başka açıklama yapmaz.口癖のように「忙し忙し」と言っていて、それ以外の発言はほとんど無い。
O bütün gün oynamaktan başka bir şey yapmaz.彼は一日中遊んでばかりいる。
Yiyecek ayrımı fazla yapmazlar.吃法各不同。
Kızılderili askerler beyaz çocuklara asla böyle yapmazlardı."‘你永远不会看到一个印第安人戴手表。
İş yapmaz, tek yaptığı şey televizyon izlemektir.當他不營業時,會在家看電視。
Tarantino genelde kendi filmlerinin özgün müziği için görevlendirme yapmaz.格達戈尼諾通常會爲自己的電影選擇音樂。
Bu yüzden zombiler hiçbir şey yapmaz.换言之,吸血鬼是不存在的。
Mısır, oğulları arasında, gerek Müslüman olsun, gerek Hristiyan, gerekse Yahudi ayrım yapmaz.教你儿孙掌上珍,薄衣未必出寒民。
Pop kültüründen nefret etmek kimseyi havalı yapmaz.팝 문화를 혐오한다는 것이 당신을 멋있는 사람으로 만들어 주지는 않는다.
Tarantino genelde kendi filmlerinin özgün müziği için görevlendirme yapmaz.구아다니노는 보통 자신의 영화에 대한 음악을 그가 선택한다.
Asla geri ya da ileri hareket yapmazlar.반복적이고 쓸모없는 행동에서 벗어나지 못한다.
Kim onları takıntı yapmaz ki?이를 참는다면 무엇인들 용서 못하랴?
Kısa ve öz olarak: eğer bunu yapmazsak O sinirlenir.이들은 "우리가 직접 보고 챙기지 않으면, 금방 엉망이 될 것 같다.
Ölümü sonucunda, çoğu Renly taraftarı Stannis'i desteklemeye başlarlar, ama Tyrell Hanedanı bunu yapmaz.כתוצאה ממותו של רנלי, רוב צבאו עובר לשרת את סטאניס, אף על פי שבית טיירל מסרב לעשות זאת.
Sperm bağışlamak sizi baba yapmaz.הפסיקה אינה מחייבת את בריטניה.
O da zararlıysa, onu da yapmaz.אבל אל דאגה, הוא גם לא מאושר מדי.
İş yapmaz, tek yaptığı şey televizyon izlemektir.המילים עוסקות באדם אשר לא עושה כלום מלבד לצפות בטלוויזיה.
İnternet servis sağlayıcıları veya e-posta servisleri genelde bunu yapmazlar.בדרך כלל הדומיינים של ספקי שירותי אינטרנט או של שירותי הדואר החינמי הם יעד למתקפות כאלה.
Erkekler genel olarak doğum veya yumurtlama yapmazlar.לרוב אינן מכילות קמח או ביצים.
Tırnak cilasının özel bir yeri vardır, tırnaklarda egzama yapmaz, ama göz kapaklarında yapar.אין לצלול עם מסיכה אשר כוללת את העיניים בלבד ללא האף.
O bebek ağlamaktan başka bir şey yapmaz.התינוק הזה לא עושה שום דבר מלבד לבכות.
Bu paketlerin sayma veya hesaplamasını yapmaz.Тя не допринася на изчисленията или компилацията.
Toprakta kök yapmazlar.Не копаят дупки в земята.
O da zararlıysa, onu da yapmaz.Добре, че не си поврежда и ръката!
Asla geri ya da ileri hareket yapmazlar.Na slici Nikad više ili Odakle dolazimo?
Sperm bağışlamak sizi baba yapmaz.Oprostiti ne znači nužno odreći se svojih prava.
Eğer mutluluk için ürünler yapmazsanız halk kızar ve paranız azalır.Ako ne činiš ljude sretnima ili ljutima, nešto ne valja s tvojom službom.
Kim onları takıntı yapmaz ki?Nuž, kto mu bráni zostať nedoukom?
Parazit bitki olduğundan dolayı klorofil yoktur ve bu nedenle fotosentez yapmaz.Neobsahuje chlorofyl a teda v ňom nemôže prebiehať fotosyntéza.
Yuva yapmazlar, yumurtalarını toprak üzerine bırakırlar.Rodičia si hniezdo nesplietajú, ale znášajú vajíčka na dno búdky.
Köyde cenaze zamanı kimse düğün yapmaz.V obci nebol nikto pochovaný.
Sperm bağışlamak sizi baba yapmaz.Če samo prispevaš spermo, še ne pomeni, da si oče.
Shakespeare Bunu Asla Yapmazdı (Shakespeare Never Did This), Charles Bukowski'nin bir eseridir.Kiarostamiju tega ni bilo treba izumljati; to je odkril že Shakespeare.
Toprakta kök yapmazlar.Čebula ni vsa v zemlji.
Eğer siz bir tesisatçı iseniz, bu sizi Hıristiyan bir tesisatçı yapmaz mı?'Taigi jei tu esi santechnikas, nejaugi tai reiškia, kad tu esi krikščioniškas santechnikas?””.
Asla huysuzluk yapmaz.Niekada nesigėdijo savo seksualumo.
Ancak hayaletler bir şey yapmaz.Kummitustele ei ole ühest selgitust.
32 veya 47 numaralı sorunu çözdüğünüzü öğrendiğinizde tabii kutlama yapmazsınız.32번째, 47번째 고충까지 파악한다고 했을 때
32 veya 47 numaralı sorunu çözdüğünüzü öğrendiğinizde tabii kutlama yapmazsınız.وعندما تجد أنك تحل المشكلة رقم 32 أو 47، لا تفرح كثيرًا.