Yemek yapmakla meşguldüm.I was busy cooking.
Bir şey yapmakla meşgul müsün?Are you busy doing something?
Tom biraz evrak işi yapmakla meşgul.Tom is busy doing some paperwork.
Tom mutfakta sandviç yapmakla meşgul.Tom is busy making sandwiches in the kitchen.
Pizza yapmak Tom'dan öğrendiğim bir şeydir.Making pizza is something I learned from Tom.
Bir şey yapmak zorundasın.You've got to do something.
Yapmaktan zevk aldığın bir şey yapmalısın.You should do something you enjoy doing.
Bir şey yapmak zorundayım.I've got to do something.
Ben hemen bir şey yapmak zorundayım.I just have to do something.
Bu yapmak zorunda olduğum bir şey.It's something I have to do.
Biri bir şey yapmak zorunda.Somebody has to do something.
Bir şey yapmak zorundayız, Tom.We have to do something, Tom.
Yapmak zorunda olduğum bir şey bu.This is something I have to do.
Yapmak zorunda olduğum bir sürü şey olduğu için depresif hissediyorum.I feel depressed because there were a lot of things I had to do.
Sos yapmak tam olarak bir dakika sürer.It takes literally a minute to make the sauce.
Ödevimizi yapmak zorunda olduğumuzu unutma.Don't forget we have to do our homework.
Biz alışveriş yapmak zorundayız.We have to do the shopping.
Biz şeyleri farklı yapmak için elimizden geleni yapmalıyız.We should do our best to make things different.
O bana kompliman yapmak istedi.He wanted to flatter me.
Her gün egzersiz yapmak son derece önemlidir.It's extremely important to exercise every day.
Ben hâlâ ayak işleri yapmak zorundayım.I still have to run errands.
Amerikalılar için "seni seviyorum" demek çok kolay ama Çince'de bunu yapmak olanaksızdır.It's so easy for Americans to say "I love you" but it's impossible to do this in Chinese.
Bunu şimdi yapmak istiyor musun?Do you want to do this now?
Tom işi yapmak zorunda kalacak.Tom will have to do the work.
Alışveriş yapmaktan nefret ediyorum.I hate shopping.
O bunu yapmak istemedi.He didn't want to do it.
Dinle, bunu yapmak zorunda değilsin, tamam mı?!Listen, you don't have to do this, all right ?!
Sen onu yalnız yapmak zorunda kalmayacaksın.You won't have to do it alone.
Bunu tek başına yapmak zorunda değilsin.You don't have to do this alone.
Mezun olduktan sonra ne yapmak istiyorsun?What do you want to do after you graduate?
Boston'da ne yapmak istiyorsun?What do you want to do in Boston?
Yarın ne yapmak istiyorsun?What do you want to do tomorrow?
Bana baskı yapmaktan vazgeç.Stop pressuring me.
O, vakıf adına araştırma yapmak için bir burs kazandı.He was awarded a scholarship to do research for the foundation.
Gelecekte daha iyisini yapmak için çalış.Try to do better in the future.
Bir sebze bahçesi yapmak istiyorum.I want to plant a vegetable garden.
O ne yapmak zorunda olduğunu görür görmez, ortadan kayboldu.As soon as he saw what he had to do, he ducked out.
İyi bir iş yapmak istiyorsanız acele etmeyin.If you want to do a good job, don't rush through it.
O otelde peşin ödeme yapmak zorundasın.You have to pay in advance at that hotel.
Elli yapmak için dört daha gerekiyor.Four more are needed to make fifty.
Canım bunu yapmak istemiyor.I don't feel like doing it.
Sanırım onu bu şekilde yapmak daha iyi.I think it's better to do it this way.
İki ses arasında bir ayrım yapmak gereklidir.It's necessary to make a distinction between the two sounds.
Arkadaşım Güney Amerikan şirketleriyle iş yapmak istiyor.My friend wants to do business with South American firms.
Bunu yapmak çok kolay.That's very easy to do.
Amacım saygısızlık yapmak değildi.I didn't mean any disrespect.
Bizden biri bunu yapmak zorunda.One of us has to do this.
O tür şey yapmaktan daha iyisini bilirsin.You know better than to do that kind of thing.
Bunu yapmak zorunda değildim.I didn't have to do that.
Şarkıcılığı hep meslek olarak yapmak istemişimdir.I always wanted to be a professional singer.
Yapmak zorunda olduğumuz başka bir şey olması gerektiğini sandım.I assumed there must be something else we had to do.
Yapmak istediğim hemen hemen her şeyi yapabilirim.I can do just about anything I want to do.
Tom'u onu yapmaktan vazgeçirebilirim.I can talk Tom out of doing that.
Faydalı bir şey yapmak için bu zamanı kullanabilirim.I could be using this time to do something useful.
Ben yapmak ne ben gerektim -ya yapmak.I did what I needed to do.
Ben yapmak için eğitildiğim şeyi yaptım.I did what I was trained to do.
Ben yapmak için herhangi başka bir şey olduğunu bilmedim.I didn't know there was anything else to do.
Benim bir seçimim yok. Ben onu yapmak zorundayım.I don't have a choice. I have to do it.
Şu anda hiçbir şey yapmak zorunda değilim.I don't have to do anything right now.
Onu yapmak için gerçekten karar verdiğimi hatırlamıyorum.I don't remember actually deciding to do that.