O, geçici işler yapmaya isteklidir.She is willing to do odd jobs.
O, bize gürültü yapmamamızı söyledi.She told us not to make a noise.
Bize gürültü yapmamamızı söyledi.She told us not to make a noise.
O, hep işleri yapma tarzımla ilgili hata bulur.She always finds fault with the way I do things.
O beni hata yapmakla suçladı.She accused me of making a mistake.
O, işi yapmak için gönüllü oldu.She volunteered to do the job.
O, görevini yapmak için çalıştı.She endeavored to do her duty.
O, kocasını ona karşı sadakatsızlık yapmakla suçladı.She accused her husband of having been disloyal to her.
O, hata yapmaya eğilimlidir.She is apt to fail.
O, ev ödevini yapmakla meşguldü.She was busy doing her homework.
Yemek yapmak, örgü örmek, bahçıvanlık, pul toplamak ve benzeri birçok hobileri vardır.She has many hobbies, cooking, knitting, gardening, collecting stamps, and so on.
Onun ekmeği özel bir şekilde yapma tarzı var.She has a special way of making bread.
Bunu bir daha asla yapmayacağına dair kendi kendine söz verdi.She pledged herself never to do it again.
O biraz alışveriş yapmak için dışarı gitmiş olabilir.She may have gone out to do some shopping.
O, ona iş yapması için ısrar etti.She urged him to do the job.
Onların istediklerini yapmayı reddetti.She refused to do what they wanted.
O, şikâyet etmekten başka bir şey yapmaz.She does nothing but complain.
Bandaj yapmak için bezi doğradı.She cut up the cloth to make bandages.
O, ev ödevini akşam yemeğinden önce yapmaya alışkındır.She is accustomed to doing her homework before dinner.
Akşam yemeğinden hemen sonra ödevini yapmaya başladı.She started doing her homework right after dinner.
O, akşam yemeğinden önce yürüyüş yapmayı bir alışkanlık edindi.She made it a habit to take a walk before dinner.
O fen eğitimi yapmak zorundadır.She has to study science.
Yurt dışında öğrenim yapmaya karar verdi.She decided to study abroad.
O, yemek yapmak zorunda olduğu için her sabah erken kalkar.Every morning she gets up early because she has to cook.
O, bir konuşma yapmaya korkuyordu.She was afraid to make a speech.
Birden aklıma ona sürpriz yapma fikri geldi.The idea of surprising her suddenly crossed my mind.
Yorgun hissettiğinde banyo yapmak gibi bir şey yoktur.When you feel tired, there is nothing like having a bath.
Yorgundum ve canım hiçbir şey yapmak istemiyordu.Being tired, I felt like doing nothing.
Köprü yapmak, maliyetin dışında, uzun sürecektir.Apart from the cost, it will take long to build the bridge.
Eğer öyle yapmak gerekli ise, borcumu şimdi geri ödeyeceğim.If it's necessary to do so, I'll pay back my loan now.
Çok hasta olan ya da yaralanmış ve iyileşemeyen insanlarla ilgili ne yapmalıyız?What should we do with people who are very sick or hurt and can't get better?
İyi yapmak güzel söylemekten iyidir.It is better to do well than to say well.
Dikkatsiz bir insan hata yapmaya eğilimlidir.A careless person is apt to make mistakes.
Babam kamp yapmaya gitmemizi önerdi.My father suggested that we should go camping.
Babam işi yapmalı.My father must do the work.
Babam evde hiçbir iş yapmaz.My father doesn't lift a finger at home.
Babam Amerika'da eğitim yapmama izin vermedi.My father didn't allow me to study in the USA.
Baba beni bir doktor yapmak istiyor.Father wants to make me a doctor.
Babam beni bir avukat yapmak istiyor.My father wants to make a lawyer of me.
Babam pazar günleri, televizyon seyretmekten başka hiçbir şey yapmaz.My father does nothing but watch TV on Sundays.
Odada çok fazla gürültü yapmayın.Don't make so much noise in the room.
Aç bebek ağlamaktan başka bir şey yapmadı.The hungry baby did nothing but cry.
Kendiniz için bir şeyler yapmaya çalışın.Try to do things for yourself.
Askerlere bir saldırı yapması emredildi.The soldiers were ordered to make an attack.
Annem, ağlamaktan başka hiçbir şey yapmadı.My mother did nothing but weep.
Okuldan sonra, İngilizce konuşma pratiği yapmak için bir İngiliz okuluna gidiyorum.After school, I go to an English school to practice English conversation.
Gangasterlerle ilgili casusluk yapmak tehlikeli bir girişimdi.Spying on gangsters was a dangerous venture.
Kız arkadaşımla kayak yapmaya gitmeyi planlıyorum.I plan to go skiing with my girlfriend.
Öyle bir şey yapmamam gerektiğini biliyorum.I know better than to do a thing like that.
Öyle bir şey yapmayacak kadar akıllıyım.I know better than to do a thing like that.
Bir köpek kulübesi yapmak için babamın çekicini ödünç aldım.I borrowed Father's hammer to build a dog house.
Üniversitede mühendislik ihtisası yapmayı düşünüyorumI plan to take up engineering at college.
Eğer bizim son topa vuran oyuncumuz tur vuruşu yapmasaydı, takım oyunu kaybederdi.If our last batter had not hit a home run, team would have lost the game.
Onların peş peşe basket yapmasını izledik.We watched them score one basket after another.
Çeviri yapmak, bize ana dilimizi daha iyi bilmemizde yardımcı olur.Translating helps us to know our mother tongue better.
Her gün biraz egzersiz yapmak gerekir.It is necessary to do some exercise every day.
Her gün uygulama yapman gerekli.It is essential for you to practice every day.
Hayalim dünya çapında gezi yapmaktır.My dream is to take a round-the-world trip.
Tek yapmanız gereken şey boşa harcadığınız zamanı geri almanızdır.All you need to do is get back the time you have wasted.
Sana baskı yapmak istemiyorum.I don't wanna press you.