Bütün gün şikâyet etmekten başka bir şey yapmadı.He does nothing but complain all day long.
Bütün gün TV izlemekten başka bir şey yapmadı.He did nothing but watch TV all day.
Bütün gün yatakta uzanmaktan başka bir şey yapmadı.He did nothing but lie in bed all day.
Bütün gün oynamaktan başka bir şey yapmaz.He does nothing but play all day.
Bütün gün oyun oynamaktan başka hiçbir şey yapmaz.He does nothing but play all day.
Hata yapmadan asla İngilizce konuşamaz.He never speaks English without making mistakes.
Hata yapmadan İngilizce yazamıyor.He cannot write English without making mistakes.
O, konuşmalar yapmaya alışkındır.He is used to making speeches.
Konuşmasının bir bölümünü unuttu ve bir süre doğaçlama yapmak zorunda kaldı.He forgot part of his speech and had to ad-lib for a while.
Bir şey yapmaya başladığı zaman, o kendini ona adıyor.When he begins to do anything, he devotes himself to it.
Kendisi için her şeyi yapmayı sever.He likes to do everything for himself.
Her şeyi kendi başına yapmayı sever.He likes to do everything for himself.
Bir şey yapmadan sık sık saatlerce burada otururdu.He would often sit here for hours doing nothing.
Bir şey yapmadan saatlerce otururdu.He would sit for hours doing nothing.
Çoğunlukla bir şey yapmadan saatlerce otururdu.He would often sit for hours doing nothing.
O, çalışmayı bir şey yapmamaya tercih etti.He preferred working to doing nothing.
O yanlış bir şey yapmadı.He did nothing wrong.
O, yapmak istediği şey hakkında kararsız görünüyordu.He seemed vague about what he wanted to do.
O ne yapmak istiyor?What does he want to do?
Şarkı söylemeyi bir meslek yapmak istedi.He wanted to make singing a career.
O, bize onu yapmamıza karşı tavsiyede bulundu.He advised us against doing it.
O resim yapmaya düşkündür.He is fond of painting.
O, gezi turu yapmak için Hawaii'ye gitti.He went to Hawaii to do some sightseeing.
O, bir hata yapmaktan suçluydu.He was guilty of making a mistake.
Hata yapmaktan korkuyor.He is afraid of making mistakes.
O, hiç tatil yapmadı.He never got a holiday.
O bir tatil yapmayı göze alamaz.He cannot afford a holiday.
Onun yapmasını istediğin her şeyi yapar.He'll do whatever you ask him to.
O öyle bir şey yapmanın ötesinde.He is above doing such a thing.
O öğrendikleriyle ilgili asla bir gösteri yapmaz.He never makes a show of his learning.
O asla öğrendikleri ile ilgili bir gösteri yapmadı.He never made a display of his learning.
O yapması gereken bir şeyi asla ertelemez.He never puts off anything he has to do.
O, karar vermede yavaş fakat eylem yapmada hızlıdır.He is slow to decide, but he is quick to act.
O kadar aptalca bir şey yapmayacak kadar çok zekidir.He's too smart to do something that stupid.
O diyet yapmasına rağmen, hâlâ çok şişman kaldı.Though he dieted, he still remained too fat.
Söylenileni yapmaktan başka seçeneği yoktu.He had no choice but to do as he was told.
O, asla kendi geçimini yapmak zorunda kalmadı.He's never had to earn his own living.
Çocuklarına o kadar çok gürültü yapmamalarını söyledi.He told his children not to make so much noise.
Benim için yapmaya söz verdiği şeyi yaptı.He did what he promised to do for me.
O, bana onu yapmamı emretti.He commanded me to do it.
O bana onu yapmamı söyledi.He told me to do it.
Gürültü yapmamamızı rica etti.He asked us not to make any noise.
Ne yapması gerektiğini bilmiyor.He doesn't know what he's supposed to do.
İşini şikâyet etmekten başka bir şey yapmadı.He did nothing but complain about his job.
O, onun tuhaf davranışı için özel bir açıklama yapmadı.He offered no specific explanation for his strange behavior.
O, bir silah olmadan yapmak zorunda kalacak.He'll have to do without a gun.
O ticaret yapmaktadır.He is in business.
O hiç yüzemiyor ama kayak yapmaya gelince o en iyidir.He can't swim at all, but when it comes to skiing, he is the best.
O yatmaya gitmeden önce on şınav yapmayı ihmal etmez.He makes a point of doing ten push-ups before going to bed.
Doğru olduğunu düşündüğü şeyi yapma özgürlüğü var.He has the freedom to do what he thinks is right.
Emekli olduktan sonra bahçıvanlık yapmaya başladı.He took up gardening after he retired.
Sabahtan akşama kadar şikayet etmekten başka bir şey yapmaz.He does nothing but complain from morning till night.
O telefon görüşmesi yapar yapmaz eve gitti.He went home as soon as he got the phone call.
Kış boyunca kayak yapmaya gitti.He went skiing during the winter.
Yirmi yıldır öğretmenlik yapmaktadır.He has been teaching for 20 years.
Bir açıklama için ona baskı yapmadı.He didn't press her for an explanation.
Hastalık onun işini yapmasını engelledi.Illness prevented him from doing his work.
Annesinin ölümünü duyduğunda ağlamaktan başka bir şey yapmadı.He did nothing but weep when he heard of his mother's death.
O Hokkaido'da kayak yapmaya gitti.He went skiing in Hokkaido.
Ev ödevimi yapmam için bana yardım etti.He helped me do my homework.