yapıt ile cümle
yapıt kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
10
ORT. KELİME
6 kere 3, 18 eder. 19 eksi 18-burada çıkarma yapıtoruz.Deci trei intră în..
6 kere 3, 18 eder. 19 eksi 18-burada çıkarma yapıtoruz.Hatszor három -- hadd görgessem le -- hatszor három, az tizennyolc.
Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül.Aber sie fand Häm, die biologische Grundlage für Hämoglobin.
Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül.Ale určitě našla hem, což je biologický základ hemoglobinu.
Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül. Bu geçekten çok süperdi.Bù lại, cô ấy tìm ra heme, một đơn vị sinh học cấu thành huyết sắc tố.
Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül.Dar a găsit molecule de hem, fundația biologică a hemoglobinei.
Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül.De talált hemet, amely a hemoglobin biológiai alapját képezi.
Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül.그녀는 환원 헤마틴을 찾은 것이었는데, 그것은 헤모글로빈의 생물학적 토대입니다.
Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül.Maar ze vond wel heem, dat is de biologische basis van hemoglobine.
Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül.Mais elle trouva de l'hème, qui est la fondation biologique de l'hémoglobine.
Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül.Mas encontrou hemo, que é a base biológica da hemoglobina.
Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül.Ma trovò dell'emo, che è la base biologica dell'emoglobina.
Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül.Men hon fann hem-molekyler, som är den biologiska grundvalen för hemoglobin.
Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül.Men hun fandt heme, som er det biologiske grundlag for hæmoglobin.
Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül.Pero sí encontró hemo, que es la base biológica de la hemoglobina.
Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül.Tapi dia menemukan heme, yang merupakan dasar biologis dari hemoglobin.
Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül.Určite však našla hém, čo je biologický základ hemoglobínu.
Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül.Αλλά βρήκε όντως αίμη, που είναι το βιολογικό θεμέλιο της αιμοσφαιρίνης.
Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül.Зато она нашла гем, который является биологической основой гемоглобина.
Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül.Но намери хим, което е биологичната основа на хемоглобина.
Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül.אבל היא מצאה הם (heme), שזה התשתית הביולוגית של המוגלובין.
Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül.ولكنها وجدت " الهيم " وهو الاساس البيولوجي للهيموغلوبين
Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül.生物学的構成物質の ヘムを見つけ出したのです とてもすばらしい事でもあり
Antik dünyanın önemli yapıtları bize orijinal hâllerinde ulaşmıyorlar.A híres ókori szövegek nem az eredeti formájukban maradtak ránk.
Antik dünyanın önemli yapıtları bize orijinal hâllerinde ulaşmıyorlar.De grote teksten van de oude wereld bereiken ons niet in hun oorspronkelijke vorm.
Antik dünyanın önemli yapıtları bize orijinal hâllerinde ulaşmıyorlar.Die großen Werke der Antike blieben uns nicht im Original erhalten.
Antik dünyanın önemli yapıtları bize orijinal hâllerinde ulaşmıyorlar.고대의 위대한 서적들은 그들의 원래 상태로 보존이 되지 않죠
Antik dünyanın önemli yapıtları bize orijinal hâllerinde ulaşmıyorlar.Les grands textes de l'antiquité ne survivent pas jusqu'à nous dans leur forme originale.
Antik dünyanın önemli yapıtları bize orijinal hâllerinde ulaşmıyorlar.Oldtidens store skrifter er ikke tilgængelige i deres oprindelige form.
Antik dünyanın önemli yapıtları bize orijinal hâllerinde ulaşmıyorlar.Os grandes textos do mundo antigo não chegam até nós na sua forma original.
Antik dünyanın önemli yapıtları bize orijinal hâllerinde ulaşmıyorlar.Velké texty starověkého světa se k nám nedostávají v původní podobě.
Antik dünyanın önemli yapıtları bize orijinal hâllerinde ulaşmıyorlar.Vestitele texte din lumea antică nu ne parvin în forma originală.
Antik dünyanın önemli yapıtları bize orijinal hâllerinde ulaşmıyorlar.Wielkie teksty świata antycznego nie przetrwały do naszych czasów w swojej oryginalnej postaci.
Antik dünyanın önemli yapıtları bize orijinal hâllerinde ulaşmıyorlar.Τα σπουδαία κείμενα της αρχαιότητας δε φτάνουν σ' εμάς στην πρωτότυπη μορφή τους.
Antik dünyanın önemli yapıtları bize orijinal hâllerinde ulaşmıyorlar.Великие тексты древнего мира не дошли до нас в оригинале.
Antik dünyanın önemli yapıtları bize orijinal hâllerinde ulaşmıyorlar.Великите текстове на древния свят не идват до нас в оригиналната си форма.
Antik dünyanın önemli yapıtları bize orijinal hâllerinde ulaşmıyorlar.הטקסטים הגדולים של העולם העתיק
Antik dünyanın önemli yapıtları bize orijinal hâllerinde ulaşmıyorlar.إنّ النّصوص العظيمة للعالم القديم لا تبقى لنا في شكلها الأصلي.
Antik dünyanın önemli yapıtları bize orijinal hâllerinde ulaşmıyorlar.もとの姿のまま今日あるわけではありません それら書籍は中世の書記官たちが何度も何度も書き写すことで受け継がれてきたのです
Aynı konuları çiğneyip duran yapıtlar, bir sürü taklitçi ve daha birçok sorun türeyip duruyor.Le storie sono tutte ripetitive, ci sono troppe imitazioni, i problemi continuano a saltar fuori.
Aynı konuları çiğneyip duran yapıtlar, bir sürü taklitçi ve daha birçok sorun türeyip duruyor.Le travail est répétitif, il y a trop de plagiat, des problèmes qui continuent de surgir.
Aynı konuları çiğneyip duran yapıtlar, bir sürü taklitçi ve daha birçok sorun türeyip duruyor.Los trabajos son repetitivos, demasiadas imitaciones, los problemas siguen surgiendo.
Ben cezalandırılırken ve sarayın önünde çizimim ağzımda dururken, bunun gibi yapıtlar Basel'de asılıydı.아니.. 이런 분들은 바젤 이런데 막 걸려있는데 말이죠. 저는 왜 두들겨 맞고, (웃음) 그림을 입에 물고 경복궁 앞에 서 있어야 했는지.
Ben cezalandırılırken ve sarayın önünde çizimim ağzımda dururken, bunun gibi yapıtlar Basel'de asılıydı.Takie prace wieszano w Bazylei, a ja zostałem ukarany, i stałem przed pałacem z pracą wetkniętą w usta.
Ben cezalandırılırken ve sarayın önünde çizimim ağzımda dururken, bunun gibi yapıtlar Basel'de asılıydı.Вот это висело в Базеле, а меня за такое наказали, заставив стоять с рисунком в зубах.
Ben cezalandırılırken ve sarayın önünde çizimim ağzımda dururken, bunun gibi yapıtlar Basel'de asılıydı.Роботи, схожі на цю, висіли в Базелі, тоді як мене покарали, і я стояв перед палацом зі своїм малюнком у роті.
Ben cezalandırılırken ve sarayın önünde çizimim ağzımda dururken, bunun gibi yapıtlar Basel'de asılıydı.עבודות שכאלו נתלו לראווה בבאזל בזמן שאני נענשתי וניצבתי לפני הארמון עם הציור שלי בתוך הפה.
Ben cezalandırılırken ve sarayın önünde çizimim ağzımda dururken, bunun gibi yapıtlar Basel'de asılıydı.أعمال مثل هذه كانت معلقة في بازب بينما تم عقابي أنا و إيقافي أمام القصر مع رسمتي في فمي.
Ben cezalandırılırken ve sarayın önünde çizimim ağzımda dururken, bunun gibi yapıtlar Basel'de asılıydı.この絵はバーゼルの美術館に飾られていたんだ これなんか まるで壁紙じゃないか
Biyolojik evrimin yapıtaşları genler.As unidades da evolução biológica são os genes,
Biyolojik evrimin yapıtaşları genler.생물학적 진화의 단위들은 유전자입니다.
Biyolojik evrimin yapıtaşları genler. Kültürel evrimin ise fikirlerdir.Die Gene sind die Einheiten... ...biologischer, Ideen die von kultureller Evolution.
Biyolojik evrimin yapıtaşları genler.Las unidades de la evolución biológica son los genes.
Biyolojik evrimin yapıtaşları genler.Les gènes font l'évolution biologique.
Biyolojik evrimin yapıtaşları genler.Le unitā dell'evoluzione biologica sono i geni.
Biyolojik evrimin yapıtaşları genler.Unit biologi evolusi gen.
Biyolojik evrimin yapıtaşları genler.Единиците на биологичната еволюция са гените.
Bu da kurşun. Bu elementlerin en küçük yapıtaşına da atom adını veriyoruz.Y la unidad más básica de cualquiera de estos elementos es el átomo.
Bu da kurşun. Bu elementlerin en küçük yapıtaşına da atom adını veriyoruz.Най-основната частица на всеки един от тези елементи е атомът.
Bu DNA değildi, orada DNA'ya rastlamadı. Ama heme buldu, ki heme hemoglobinin yapıtaşı olan bir molekül.Co prawda nie znalazła DNA, ale odkryła hem, podstawowy składnik hemoglobiny.