Düşünceniz çok yapıcı.Your opinion is very constructive.
Tütün dumanı kanser yapıcıdır.Tobacco smoke is productive of cancer.
O yapıcı bir öneri!That's a constructive suggestion!
Bu web sitesi Facebook'tan daha bağımlılık yapıcı ve son derece daha faydalıdır.This website is more addicting than Facebook, and infinitely more useful.
Bizim zamanı biraz daha yapıcı kullanmamız gerektiğini düşünüyorum.I think we should use our time a bit more constructively.
Ben bir zarar yapıcıyım.I'm a damage doer.
Bir değişiklik için neden daha yapıcı bir şey yapmıyorsun?Why don't you do something constructive for a change?
Evlilik tartışmaları, bir evlilik için daima yapıcı olmalıdır.Marital arguments should always be constructive to a marriage.
Tom bağımsız bir film yapıcısı.Tom is an independent filmmaker.
Yapıcı eleştiri her zaman sıcak karşılamadır.Constructive criticism is always welcome.
Kokain çok bağımlılık yapıcıdır.Crack is very addictive.
Şimdiye kadar oynadığın en bağımlılık yapıcı oyun nedir?What's the most addictive game you've ever played?
Çok fazla şikayet etmeyi kes ve yapıcı bir şeyler yap!Stop complaining so much, and do something constructive!
Çok yapıcı davranmıyorsun.You're not being very constructive.
Tom bir dondurma ve şerbet yapıcı aldı.Tom bought an ice cream and sorbet maker.
Seni uyarmalıyım, bu oyuncak bağımlılık yapıcıdır.I must warn you, this toy is addictive.
Tom yapıcı fikirlere sahiptir.Tom has constructive ideas.
Tom'un yapıcı düşünceleri var.Tom has constructive ideas.
Tartışmalar hep yapıcıydı.The discussions were always constructive.
Tartışmalar çok yapıcıydı.The discussions were very constructive.
O yapıcı değilmiş gibi konuş.Talk like that isn't constructive.
Aşk hayli bağımlılık yapıcı bir ilaçtır.Love is a highly addictive drug.
Mary bir dantela yapıcısıdır.Mary is a lacemaker.
Bu oyun çok bağımlılık yapıcıdır.This game is very addictive.
Sami bir yasa yapıcı değildir.Sami is not a lawmaker.
Her eleştiri yapıcı olmuyor.Not all criticism is constructive.
Ancak, sistemi de çok fazla suçlamak yapıcı olmayabilir.However, placing too much blame on the system may not be constructive.
2001'de EchoStar, WebTV Oyun Yapıcıyı desteklemediği için Microsoft'a dava açtı.In 2001, EchoStar sued Microsoft for failing to support the WebTV Dishplayer.
En erken yapıcılar sodyum karbonat (yıkama sodası) ve sodyum silikat (su camı) idi.The earliest builders were sodium carbonate (washing soda) and sodium silicate (waterglass).
PC World dergisi Kasım 2007 sayısında oyunu kolay ve bağımlılık yapıcı olarak nitelendirdi.The November 2007 edition of PC World magazine described the game as addictive and easy to play.
Bira Yapıcıları (Caste of Brewers): Tahillardan yapılan içkilerin yapımında uzman olan kişilerdir.They are magical beings that create the milk the fairies drink.
Ayrıca, hastalık yapıcı organizmaların taşıyıcılığını yaparlar.Further, they can transmit plant viruses.
Kansızlığa iyi gelir, kan yapıcıdır.To live, it must feed on blood.
"Yapıcı, şüphesiz adı; ya da onun monogram, yerine. ""The name of the maker, no doubt; or his monogram, rather."
Ondan yapmasını beklediğimiz şey yapıcı bir biçimde ahşap kazıkların etrafina birikmesidir.What we need it to do is to be creatively crafted around the wooden piles.
Hepimiz birer yapıcıyız.All of us are makers.
Size Yapıcı Fuarı'ndan ve başka yerlerden. bir grup yapıcı göstereceğim.Well I'm going to show you a group of makers from Maker Faire and various places.
Yapıcılar hevesli ve amatördürler, onlar, yaptıkları işi seven insanlardır.So makers are enthusiasts; they're amateurs; they're people who love doing what they do.
Biz Yapıcı Fuarı'mızda yapıcıları biraraya getirmeye başladık.We have begun organizing makers at our Maker Faire.
Peki, sen yapıcı mısın?So, are you a maker?
Burada kaç kişi bir yapıcı olduğunu söyler, ellerinizi kaldırır mısınız?How many people here would say you're a maker, if you raise your hand?
Bu oldukça iyi -- Ama aranızda yapıcı olduğunu kabul etmeyenler de var.That's a pretty good -- but there's some of you out there that won't admit that you're makers.
Yapıcılar kontrol edenlerdir.Makers are in control.
Bugün yapıcılar, belli bir noktaya kadar, sınırdadırlar.Makers today, to some degree, are out on the edge.
Ama bir noktada, kendinizi bir yapıcı olarak düşünmek olağandır.But at one time, it was fairly commonplace to think of yourself as a maker.
Biz Amerikalılar diğer bir çok şey olmakla beraber yapıcıyızdır.Of all things Americans are, we are makers.
Andrew ile toplantılarımızdan birinde birlikte Yapıcı Fuarını yaparken karşılaştım.I met Andrew at one of our community meetings putting together Maker Faire.
Yapıcı projelerin beynidir. Ve işte bir tanesi için bir örnek.So they're the brains of maker projects, and here's an example of one.
Böylece yapıcılar teknolojiyi harmanladılar etrafımızdaki heryerde.So makers harvest technology from all the places around us.
Amerika ne yapacak? Daha fazla yapıcı.It's more makers.
Bu, "Kendin Yap" ve yapıcı hareketlerin gerçekten neye benzediği.This is what the DlY and maker movements really look like.
Anlayacağınız çok da yapıcı değildi.So it was not very constructive.
"Yapıcı isim, hiç kuşkusuz; ya da tuğrası, yerine "Hiç de değil."The name of the maker, no doubt; or his monogram, rather." "Not at all.
Devre yapıcıdan, ekmek fırınına ve traktöre kadar her şeyi içerir.It contains everything from a circuit maker to a bread oven and a tractor.
Ama kelimeler, söyleme şekli, yapıcı da olabilir çok yıkıcı da.CA: But words, saying things, you know, can be constructive; it can be really damaging.
Onlar egemen yapıcılar ve geniş bağlamda, egemen tasarımcılar.They're the dominant builders and to a large extent, the dominant designers.
Ama biz kesinlikle yapıcıyız.But we are certainly constructionists.
Bilim ve sanatı ayıran yıkıcı ya da yapıcı oluşları da olamaz, değil mi?The difference between arts and sciences is also not constructive versus deconstructive, right?
Biyoteknoloji yapıcıdır.Biotechnology is constructive.
Orkestra düzeni yapıcıdır.Orchestral arranging is constructive.