Tom yanında ne getirdi?What did Tom bring with him?
Tom yanında kimi getirdi?Who did Tom bring with him?
O beni yanağımdan öptü.He kissed me on the cheek.
Bu bir yanlış anlamaydı.That was a misinterpretation.
Onu yanlış şekilde formüle ettim.I formulated it wrongly.
Bununla ilgili yanlış bir şey görmüyorum.I see nothing wrong with this.
Etna İtalya'da bir yanar dağdır.Etna is a volcano in Italy.
Yanıma ne kadar para almalıyım?How much money should I take along with me?
Nihayet bu üç hafta içinde aldığım postayı yanıtlamak için zamanım var.Finally I have time to reply to the mail I received these three weeks.
Motoru kontrol edin ışığı yanıyor.The check engine light is on.
Bunu benim için bir yana koy.Lay this aside for me.
Sen yanlış haberler yayıyorsun.You're spreading false news.
Postane bankanın hemen yanındadır.The post office is just next to the bank.
"Otuz iki derece Fahrenheit! Yanıyorum!" "Zavallı Bay Snowman.""Thirty-two degrees Fahrenheit! I'm burning up!" "Poor Mr. Snowman."
Bence yanılıyordun.I think you were wrong.
Bence yanılıyordunuz.I think you were wrong.
O, erkek arkadaşının yanında mutludur.She is happy next to her boyfriend.
Yangın evimizi yaktı.The fire burned our house.
Çok ortak yanımız yok.We don't have a lot in common.
Ateş artık güzelce yanıyor.The fire's blazing nicely now.
Onlar yanımdan geçtiler.They passed me by.
Tom yanımdan geçti.Tom passed by me.
Gözyaşları, onun yumuşak yanaklarından aşağıya süzüldü.Tears rolled down her tender cheeks.
Kamerayı yanına almayı unutma.Don't forget to take along the camera.
Dün gece bir yangın vardı ve ben uyuyamadım.Last night there was a fire and I couldn't sleep.
Deprem, yangına neden oldu.The earthquake caused the fire.
İletime yanıt verin.Reply to my message.
Mesajıma yanıt ver.Reply to my message.
Yandaki gürültü hakkında yöneticiye şikâyette bulunduk.We complained to the manager about the noise next door.
Bunun yanlış olduğunu biliyordu.He knew this was wrong.
Tom'un evi yanıp kül oldu.Tom's house burned down.
Kar beyazdır çünkü onun molekülleri güneş ışınlarının tüm renklerini yansıtır.Snow is white because its molecules reflect all the colors of the sun's rays.
Motorda yanlış bir şey var.Something doesn't go right with the engine.
Onlar yan yana yürüdü.They walked side-by-side.
Yatak yanıyor!The bed is on fire!
O onun elini tuttu ve yanına oturdu.He took her hand and sat down beside her.
Tom'un arkadaşça davranışı bizi yanılttı.Tom's friendly manner deceived us.
Yalan söylemenin yanlış olduğunu düşünüyorum.I think it's wrong to lie.
Tom Mary'ye yalan söylemenin yanlış olduğunu söyledi.Tom told Mary that it was wrong to lie.
Mektubuma yanıt vermedi.She didn't reply to my letter.
O küçük yanıp sönen ışık nedir?What's that little blinking light?
Yanan binanın dışına asla canlı çıkamayacağımızı düşündüm.I thought we'd never get out of the burning building alive.
Tom sevgilisiyle pencerenin yanındaki masada oturuyordu.Tom was sitting at a table near the window with his date.
Yanımda ne kadar para getirmem gerektiğini bilmek istiyorum.I want to know how much money I should bring with me.
Tom çantasını masasının yanında yere koydu.Tom put his briefcase on the floor next to his desk.
Neden hiç gezilerinde yanında beni götürmüyorsun?Why don't you ever take me with you on your trips?
Birinin yanlış bir fikre kapılmasını istemeyiz.We wouldn't want somebody to get the wrong idea.
Neyi yanlış yaptığınızı anlamanız gerekir.You need to figure out what you're doing wrong.
Sadece Tom'a yaptığı şeyin yanlış olduğunu söyler misin?Would you just tell Tom what he did was wrong?
Ne yazık ki bir şey son derece yanlış gitti.I'm afraid something's gone terribly wrong.
Ne söylendiğini yanlış anladığına eminim.I'm sure you misunderstood what was said.
Tom ve Mary yan yana yürüyordu.Tom and Mary were walking side by side.
Keşke yanımda bir şemsiye getirseydim.I wish I'd brought an umbrella with me.
Günlüğümü yatağımın yanındaki masada tutuyorum.I keep my diary on the table by my bed.
Tom kitap okurken pencerenin yanına oturdu.Tom sat by the window, reading a book.
Tom ve Mary yan yana oturmuş.Tom and Mary were seated side by side.
Üzgünüm, yanlış numara çevirdiniz.I'm sorry, you have the wrong number.
Üzgünüm, yanlış bir şey mi söyledim?I'm sorry, did I say something wrong?
Noel'i yanında geçirmeyi severim.I'd love to spend Christmas with you.
Bunun bir yanlış anlama olduğuna eminim.I'm sure this is a misunderstanding.