Kırsalda tamamen yalnız başına yaşar.He lives all by himself in the country.
Onun yaşı hakkında yalan söyledi.He lied about his age.
O, onu ona yalan söylemekle suçladı.He accused her of having lied to him.
Onunla tanıştığını söyledi, bu bir yalandı.He said that he had met her, which was a lie.
Onunla karşılaştığını söyledi, bu bir yalandı.He said that he had met her, which was a lie.
O, onu yalnız bırakarak caddenin karşısına koştu.He ran across the street, leaving her alone.
Hasta olduğunu söyledi, o bir yalandı.He said he was sick, which was a lie.
Babasının hasta olduğunu söyledi, o bir yalandı.He said his father was ill, which was a lie.
Kendisine bir bisiklet alması için babasına yalvardı.He begged his father to buy him a bicycle.
O, odaya girmediğini söyledi, o bir yalandı.He said he did not enter the room, which was a lie.
O yalan söylemeye çekinmez.He has no scruples about lying.
Her gün bir süre yalnız yaşamaktan hoşlanır.He likes to spend some time in solitude every day.
Yalın bir İngilizce ile konuşma yaptı.He made a speech in plain English.
Onların yalan söylediği belliydi.It was obvious that they had told a lie.
Evlendikleri zaman her ikisi de yalan söylememek için yemin ettiler.When they got married, they both swore to never lie.
Onlar yalancıyı horladılar.They scorned the liar.
Onlar onu yalan söylemekle suçladılar.They accused him of telling a lie.
Onlar hiç yalan söylemez.They never tell a lie.
Onlar sadece protestoyu görmezden gelmediler, aynı zamanda basına yalan söylediler.Not only did they ignore the protest, they also lied to the press.
Onlar beni oraya yalnız gönderdiler.They made me go there alone.
Onlar onun yalan söylediği sonucuna vardılar.They concluded that he had told a lie.
Ona yalnız gitmesini önerdiler.They suggested to him that he go alone.
O yalan söylemiş olamaz.She cannot have told a lie.
Onun yalnız gitmesi düşüncesi beni huzursuz bıraktı.The thought of her going alone left me uneasy.
Onun yalnız yaşaması iyi değil.It is not good for her to live alone.
Bana dün söylediği yalan o kadar da büyük değildi.What she told me yesterday is a white lie.
Öldüğü söylentisi yalanmış.The rumor of her death turned out false.
Onun güzel bir kadın olduğuna inanmakta yalnızız.We are alone in believing that she is a beautiful woman.
Onun hikayesi gerçek olamaz. O sık sık yalan söyler.Her story can't be true. She often tells lies.
Ona onu yalnız bırakmamasını rica etti.She asked him not to leave her alone.
Onsuz yalnızdım.I was lonely without her.
Yalan söylemekle suçlandı.She was accused of telling a lie.
O bir yalan söylemiş olmalı.She must have told a lie.
O yalnızken kendini her zaman müzikle rahatlattı.She always comforted herself with music when she was lonely.
Yalnız bir hayat yaşadı.She lived a lonely life.
İskoçya'nın uzak bir bölgesinde yalnız yaşıyor.She lives a solitary life in a remote part of Scotland.
O, orada yalnızdı.She was alone there.
O, oraya yalnız gitti.She went there by herself.
İş hakkında yalan söylemekle suçlandı.She was accused of having lied about the affair.
Kocaman bir evde yalnız yaşıyor.She lives alone in a house of enormous dimensions.
O çok akıllı bir yalancıdır.She is a very clever liar.
O çok zeki bir yalancıdır.She is a very clever liar.
O yıllarca yalnız yaşadı.She has lived alone for ages.
Yalnız kalır kalmaz mektubu açtı.The moment she was alone, she opened the letter.
O, yalnız olmak istedi.She wanted to be alone.
Ona güvenilemez çünkü sık sık yalan söylüyor.She cannot be relied on because she often tells lies.
O, bir apartmanda yalnız yaşar.She lives in an apartment alone.
O, yalnız başına bir şey yapamaz.She is incapable of doing anything alone.
Yalnız yaşamaya alışkın.She is used to living alone.
O yalnız yaşamaya alışkındır.She is used to living alone.
O, yalnız seyahat etmekten korkardı.She was afraid to travel alone.
O, beni yalan söylemekle suçladı.She accused me of telling a lie.
O, yalancıları küçümser.She scorns liars.
Yalnızca İngilizce değil, Fransızca da konuşabiliyor.She can speak not only English but also French.
O, hikayeyi yalanlamak için acele etti.She hastened to deny the story.
O yalnız bir hayat sürdü.She led a solitary life.
Artık yalnız değil.She isn't lonely now.
O, oraya yalnız gitmememi söyledi.She told me not to go there alone.
O bana yalan söylemiş olabilir.She may have told me a lie.
O, bana yalanlar söylemememi söyledi.She told me not to tell lies.