Marko yalnızca İngilizce değil Almanca da okudu.Mariko studied not only English but also German.
Allah'ım, yalvarmamı duy.God, hear my plea.
İncil'de, " İnsan yalnız ekmek ile yaşamayacak " diyor.It says in the Bible, "Man shall not live on bread alone."
Kütüphanede yalnızdılar.They were alone in the library.
Gerçeği söylemek gerekirse, kendimi yalnız hissettim.To tell the truth, I felt lonely.
Yalnızca sessiz kalısan, kalabilirsin.You can stay if only you are quiet.
Bebeği yalnız bırakmamalısın.You shouldn't leave the baby alone.
Yalnızken, büyükbabam bazen kendi kendine konuşur.My grandfather sometimes talks to himself when he's alone.
Taro tükürdüğünü yalamak zorunda kaldı ve istifa etti.Taro had to eat dirt and resigned.
Yalnız seyahat etmek bir grupla gitmekten daha ilginçtir.It's more interesting to travel alone than to go on a group tour.
Çocuk yeni bir bisiklet için yalvardı.The boy begged for a new bicycle.
Bilgelik, yalnızca gerçekleri bilmekten ibaret değildir.Wisdom does not consist only in knowing facts.
Depremleri öngörebildiğimiz gün yalında gelecekThe day will soon come when we will be able to predict earthquakes.
Utanmaz bir yalancı gülümseyerek konuşur.A shameless liar speaks smilingly.
Onu yalnız bırak.Leave him alone.
Erkek kardeşim oraya yalnız gitmek için ısrar etti.My brother insisted on going there alone.
Yemin ederim yalan söylemiyorumI'm not lying. I swear to God!
Bu adam yalan söylemede oldukça yeteneklidir.The man is quite capable of telling lies.
Oraya yalnız gidemeyecek kadar çok genç.He is too young to go there alone.
Babam bana yurt dışına yalnız gidemeyeceğimi söyledi.My father told me I couldn't go abroad alone.
Aramızda kalsın, o bir yalancı.Just between you and me, he is a liar.
Lütfen bir daha asla yalan söylemeyeceğinize dair bana söz verin.Please promise me that you will never tell a lie again.
Asla tekrar yalan söyleme.Never tell a lie again.
Japonlara göre, tek başına uyuyan bir Amerikan bebeği yalnız görünüyor.To Japanese, an American baby sleeping by himself seems lonely.
Kedi pençelerini yalıyordu.The cat was licking its paws.
Suçlu merhamet için yargıca yalvardı.The criminal begged the judge for mercy.
O, ve yalnızca o, gitmelidir.He, and he alone, must go.
O senden daha yalancı değil.He is no more a liar than you are a liar.
O, yalan söylemiş olamaz.He can't have told a lie.
Onun yalan söylediği belliydi.It was obvious that he was lying.
Onun yalan söylediğini hiç duymadım.I have never heard him lie.
Onun yalan söylemiş olabileceği aklıma geldi.It occurred to me that he might have told a lie.
O, yalnız hissetmesin diye kaldım.I stayed so he wouldn't feel lonely.
Ev ödevini yalnız başına yapıp yapmadığı şüpheli.It is doubtful whether he did his homework by himself.
Onun yalan söylüyor olması mümkündür.It is possible that he is telling a lie.
Onun yalan söyleyebileceği hiç aklıma gelmedi.It never occurred to me that he might tell a lie.
O hiç yalan söylemedi.He's never told a lie.
Başından beri onun yalan söylediğini biliyordum.I knew all along that he was telling a lie.
Kendisinin suçlu olmadığına inanmakta yalnız değiliz.We are not alone in believing that he is not guilty.
Onunla bir anlığına yalnız kaldığında, ona çıkma teklif etti.When he got her alone for a moment, he asked for a date.
Keşke ona yalan söylemeseydim. Onun yüzüne asla tekrar bakamayacağım.I wish I hadn't lied to him. I'll never be able to look him in the face again.
Annesi onun oraya yalnız gitmesine izin vermeyecek.His mother will not consent to his going there alone.
Onun yalanı konuları karıştırdı.His lie complicated matters.
Onun söylediğinin bir yalan olduğu ortaya çıktı.What he had said turned out to be a lie.
Karısı herhangi bir risk almaması için ona yalvardı.His wife begged him not to run any risk.
Titreyen elleri onun sakin davranışını yalanladı.His trembling hands belied his calm attitude.
O, onu anında yalanladı.He instantly denied it.
O, yalnız seyahat etmek için yeterince yaşlıdır.He is old enough to travel alone.
O, aslında bir yalancı değil.He is not a liar at heart.
Gazetelerdeki tüm hikayeleri yalanladı.He has denied all the stories in the newspapers.
O " Beni yalnız bırak" dedi.He said: "Leave me alone."
1921'de Yale'den onur derecesi ile mezun oldu.He graduated from Yale with honors in 1921.
Oraya yalnız gitmeye karar verdi.He made up his mind to go there alone.
O benim yalnız gitmemi emretti.He ordered me to go alone.
O asla yalan söylemedi.He has never told a lie.
Yalnız gitmeye cesaret edebilir mi?Dare he go alone?
Ben onun bir yalancı olmasından şüpheleniyorum.I suspect him to be a liar.
O yalancıdan başka bir şey değil.He is nothing but a liar.
Yalan söyleyemez.He is incapable of telling a lie.
O, yalan söylediğini itiraf etti.He made an admission that he had lied.