Öksüzlerin, dul kadınların hakkını gözetir. Yabancıları sever, onlara yiyecek, giyecek sağlar.Който извършва съдба за сирачето и за вдовицата и обича чужденеца, като му дава храна и облекло.
Öksüzlerin, dul kadınların hakkını gözetir. Yabancıları sever, onlara yiyecek, giyecek sağlar.Который дает суд сироте и вдове, и любит пришельца, и дает ему хлеб и одежду.
Öksüzlerin, dul kadınların hakkını gözetir. Yabancıları sever, onlara yiyecek, giyecek sağlar.עשה משפט יתום ואלמנה ואהב גר לתת לו לחם ושמלה׃
Öksüzlerin, dul kadınların hakkını gözetir. Yabancıları sever, onlara yiyecek, giyecek sağlar.الصانع حق اليتيم والارملة والمحب الغريب ليعطيه طعاما ولباسا.
Öksüzlerin, dul kadınların hakkını gözetir. Yabancıları sever, onlara yiyecek, giyecek sağlar.他 為 孤 兒 寡 婦 伸 冤 、 又 憐 愛 寄 居 的 、 賜 給 他 衣 食
Öksüzlerin, dul kadınların hakkını gözetir. Yabancıları sever, onlara yiyecek, giyecek sağlar.他 為孤兒寡婦 伸冤 、 又 憐愛 寄居 的 、 賜給 他 衣食
Peki niye yabancılar olmasın ki?De ce nu străini?
Peki niye yabancılar olmasın ki?Dlaczego nie obcy?
Peki niye yabancılar olmasın ki?Hvorfor ikke fremmede?
Peki niye yabancılar olmasın ki?왜 낯선 이는 안될까요?
Peki niye yabancılar olmasın ki?MIért a nem idegenek?
Peki niye yabancılar olmasın ki?Người lạ, tại sao không ?
Peki niye yabancılar olmasın ki?Perché non gli estranei?
Peki niye yabancılar olmasın ki?Porque não estranhos?
Peki niye yabancılar olmasın ki?¿Por qué no extraños?
Peki niye yabancılar olmasın ki?Pourquoi pas des inconnus ?
Peki niye yabancılar olmasın ki?Waarom geen vreemden?
Peki niye yabancılar olmasın ki?Warum nicht ›Fremde‹?
Peki niye yabancılar olmasın ki?Γιατί όχι άγνωστοι;
Peki niye yabancılar olmasın ki?Защо не непознати?
Peki niye yabancılar olmasın ki?Почему не незнакомцы?
Peki niye yabancılar olmasın ki?Чому не незнайомці?
Peki niye yabancılar olmasın ki?למה לא זרים?
Peki niye yabancılar olmasın ki?فلم لا يكون الإحساس بالغرباء أيضا؟
Peki niye yabancılar olmasın ki?なぜなら知らない人は
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.A keď odpovedal, že od cudzích, riekol mu Ježiš: Tak tedy ich synovia sú slobodní.
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.Da sprach zu ihm Petrus: Von den Fremden. Jesus sprach zu ihm: So sind die Kinder frei.
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.Han sa: Av de fremmede. Da sa Jesus til ham: Så er jo barna fri.
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.Han svarade: »Av andra människor.» Då sade Jesus till honom: »Alltså äro då sönerna fria.
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.Il lui dit: Des étrangers. Et Jésus lui répondit: Les fils en sont donc exempts.
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.베드로가 가로되 타인에게니이다 예수께서 가라사대 그러하면 아들들은 세를 면하리라
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.Monda néki Péter: Az idegenektõl. Monda néki Jézus: Tehát a fiak szabadok.
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.Odpověděl jemu Petr: Od cizích. I dí mu Ježíš: Tedy synové jsou svobodní?
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.Og da han sagde: "Af de fremmede," sagde Jesus til ham: "Så ere jo Sønnerne fri.
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi."Orang asing," jawab Petrus. "Kalau begitu," kata Yesus, "rakyat tidak perlu membayar
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.Pedro le dijo: --De otros. Jesús le dijo: --Luego, los hijos están libres de obligación
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.Petru I -a răspuns: ,,Dela străini.`` Şi Isus i -a zis: ,,Aşa dar fiii sînt scutiţi.
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.Phi - e-rơ thưa rằng : Người_ngoài . Ngài phán rằng : Vậy_thì các con_trai được miễn thuế !
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.Phi -e-rơ thưa rằng: Người ngoài. Ngài phán rằng: Vậy thì các con trai được miễn thuế!
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.Quando ele respondeu: Dos alheios, disse-lhe Jesus: Logo, são isentos os filhos.
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.Rispose: «Dagli estranei». E Gesù: «Quindi i figli sono esenti
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.Rzekł mu Piotr: Od obcych. I rzekł mu Jezus: Toć tedy synowie są wolni.
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi."Van volken die zij hebben onderworpen", antwoordde Petrus.
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.Λεγει προς αυτον ο Πετρος Απο των ξενων. Ειπε προς αυτον ο Ιησους Αρα ελευθεροι ειναι οι υιοι.
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.А когато каза: От чужденците, Исус му рече: Като е тъй своите им са свободни.
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.Каже до Него Петр: Із чужих. Рече йому Ісус: То сини вільні.
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.Петр говорит Ему: с посторонних. Иисус сказал ему: итак сыны свободны;
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.ויאמר פטרוס אליו מאת הזרים ויאמר לו ישוע אם כן אפוא הבנים חפשים המה׃
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.قال له بطرس من الاجانب. قال له يسوع فاذا البنون احرار.
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.彼 得 說 、 是 向 外 人 . 耶 穌 說 、 既 然 如 此 、 兒 子 就 可 以 免 稅 了
Petrusun, ‹‹Yabancılardan›› demesi üzerine İsa, ‹‹O halde oğullar muaftır›› dedi.彼得說 、 是 向 外人 . 耶穌說 、 既然 如此 、 兒子 就 可以 免稅了
Pişmanlığın ikinci karakteristik bileşeni bir tür yabancılaşma duygusu.A doua componentă caracteristică a regretului e sentimentul de nedumerire.
Pişmanlığın ikinci karakteristik bileşeni bir tür yabancılaşma duygusu.A sajnálkozás másik jellemvonása a zavarodottság érzete.
Pişmanlığın ikinci karakteristik bileşeni bir tür yabancılaşma duygusu.A segunda componente característica do arrependimento é uma sensação de perplexidade.
Pişmanlığın ikinci karakteristik bileşeni bir tür yabancılaşma duygusu.Đặc điểm thứ hai của sự hối hận là cảm giác bối rối.
Pişmanlığın ikinci karakteristik bileşeni bir tür yabancılaşma duygusu.Det andet karakteristiske del af fortrydelse er følelsen af rådvildhed.
Pişmanlığın ikinci karakteristik bileşeni bir tür yabancılaşma duygusu.Die zweite charakteristische Komponente des Bedauerns ist ein Gefühl von Fassungslosigkeit.
Pişmanlığın ikinci karakteristik bileşeni bir tür yabancılaşma duygusu.Drugim charakterystycznym elementem żalu jest poczucie konsternacji.
Pişmanlığın ikinci karakteristik bileşeni bir tür yabancılaşma duygusu.Druhou charakteristickou složkou lítosti je pocit zmatku.
Pişmanlığın ikinci karakteristik bileşeni bir tür yabancılaşma duygusu.El segundo componente característico del arrepentimiento, es la sensación de desconcierto.